Mektepli Gazete

Eğitim ve Bilim Emekçileri Şimdi Birlik Zamanı!

Eğitim ve Bilim Emekçileri Şimdi Birlik Zamanı!

Paylaş
Yazı boyutu
100%

Eğitim ve Bilim Emekçileri Şimdi Birlik Zamanı!

Sendikalar örgütledikleri işçi ve emekçiler üzerindeki sömürüyü ve her türlü baskıyı ortadan kaldırmak için kurulmuş demokratik hak arama örgütleridir. Düşünsel olarak sol ve sosyalist iseolojiden beslenirler. Sendikalar aynı zamanda demokrasinin vaz geçilmez kurumlarıdır.Sendikalar ortaya çıktığı tarihsel süreçten bu yana toplumların ve ülkelerin demokratikleşmesinde önemli işlev görmüşlerdir. Çalışma ve yaşama koşullarının gittikçe ağırlaşması işçi ve emekçi hareketlerinin doğmasına neden oldu. Bu bilinçle hareket eden kamu emekçileri 1980’li yılların sonunda fiili ve meşru temelde büyük zorlukları aşarak kurdukları sendikalarıyla bugünlere geldiler. Kamu sendikalarının kuruluş sürecine kısaca baktığımızda bu zorlukları daha net görmüş olacağız.

Kamu Emekçilerinin Sendikalaşmasının Kısa Tarihçesi

“Takrir-i Sükun” (1925) yasaklarını izleyen yasakçı “tek parti yönetimi” zamanında varlık gösteremeyen memur örgütleri 1946’da yeniden boy vermeye başladılar. Mahalli düzeydeki öğretmen dernekleri 1946’da “Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu” nu kurdular.

1961 Anayasası’nın 46. maddesi sendikalaşma hakkını işçilerle birlikte memurlara da tanımıştı. Anayasanın bu hükmü uyarınca, 1965’te çıkarılan 624 sayılı “Devlet Personeli Sendikaları Kanunu” toplu sözleşme ve grev haklarını içermiyordu, öte yandan işyeri, meslek ve statü (kademe) temelinde örgütlenmeye olanak veriyordu.

Bu durum, tam bir sendika enflasyonuna neden oldu ve 1971’e kadar devam eden bu ilk sendikalaşma döneminde 600 civarında memur sendikası kuruldu. Birleşen bazı sendikalar “Türkiye Kamu Personeli Sendikaları Konfederasyonu” ve “Türkiye Devlet Teşekkül ve Teşebbüsleri Personel Sendikaları Konfederasyonu” adıyla üst örgütlenmeler yarattılar. Söz konusu dönemde oldukça cılız ve etkisiz olan memur sendikaları içinde ve T. İLK-SEN 15-19 Aralık 1969’da gerçekleştirdikleri 4 günlük “genel öğretmen boykotu” ile dikkati çekmektedir. Yaklaşık160 bin öğretmenin çalıştığı 1969 Türkiye’sinde 110 bin civarında öğretmenin katıldığı bu boykot, işçi sınıfı tarihinin önemli grevlerinden “meşru mücadele” anlayışının oluşmasında kritik bir rol oynamıştır

12 Mart 1971 darbesinin ardından, 20.09.1971 tarihli Anayasa değişikliği ile Anayasanın 46. maddesindeki ‘çalışanlar’ ibaresi yerine ‘işçiler’ ibaresinin konulmasıyla ve 119. maddesinin de ‘memurlar siyasi partilere ve sendikalara üye olamazlar’ biçiminde değiştirilmesiyle memurların sendikalaşma hakkı ortadan kaldırılmıştır. Anayasa ile kurulmuş olan memur sendikalarının faaliyetlerinin sona erdirildiği hükme bağlanmıştır. 1971’de sendika hakkının böylece ortadan kaldırılmasının ardından memurlar 1980’e kadar sürecek olan yeni bir dernekleşme sürecine girdiler. TÖS ve T.İLK-SEN’in yerine TÖB-DER kuruldu. (1971) 12 Eylül darbesi tüm işçi ve emekçi örgütlerine olduğu gibi, memur derneklerine de ağır darbeler vurdu, dernekler kapatıldı. Binlerce memur örgütsel faaliyetlerinden ötürü cezaevlerine dolduruldu, baskıya uğradı. Derneklerin mal varlıklarına el konuldu. 1982 Anayasasının 51. maddesi sendika hakkını sadece işçilere ve işverenlere tanımış ama memurlara yasaklamamıştı.

1986’da eski TÖS, T.İLK-SEN ve TÖB-DER yönetici ve üyelerince çıkarılmaya başlanan “abece dergisi” örgütlenme arayışlarını 1988’de çalışan öğretmenlerin üye olamadığı ama “fahri üye” olabildiği EĞİT-DER kurulmuştu. Yerel yönetimler, ulaştırma, sağlık sektörlerde de yaygınlaşan dernekler, sendikalaşmanın “bir laboratuvar çalışması” olarak önemli işlevler gördüler. 1989’da EĞİT DER’in düzenlediği “Uluslararası Kamu Çalışanları Sendikal Haklar Kurultayı” ile sendikalaşma arayışları yeni bir evreye, “girişim evresine” taşındı Bu gelişmede işçi sınıfının 12 Eylül yıllarında uğranılan hak kayıplarını telafi etmeye dönük “1989 Bahar ve 1990’daki “madenci yürüyüşü” nün önemli bir itici rol oynadığı bilinmektedir. 28.05.1990’da Ankara’da kurulan ilk memur sendikası EĞİTİM-İŞ’i Temmuz 1990’da İstanbul’da KAM-SEN, 13.11.1990’da İstanbul’da EĞİT-SEN izledi. Kendilerine artık “kapıkulu zihniyetini” çağrıştıran “memur” yerine “kamu çalışanı” ya da “kamu emekçisi” diyen kamu görevlilerinin sendikalaşması çığ gibi başladı. Çığ gibi başlayan bu örgütlenme çalışmaları eğitim ve bilim iş kolu açısından 1995 yılına kadar benzer talep ve hedeflere iki ayrı bulvardan yürüdü.1995 yılında bir araya gelen Eğitim İş ve Eğit Sen birleşerek Eğitim Sen’i kurdular. Böylece 5 yıl süren ayrılık sona ermiş eğitim ve bilim emekçileri yeni bir sendikada güçlerini birleştirmişlerdi.2005 yılına kadar devam eden bu birlik süreci 2005 yılında Eğitim Sen’e tüzüğünde yer alan “anadilinde eğitim hakkını savunur” maddesi nedeniyle açılan kapatma davası sürecinde yeniden ayrılığı giden bir seyir izledi. Tamamen siyasi nedenlere dayanan bu kapatma davası sürecinde ve sonrasında yaşananlar iktidar yanlısı sendikanın doğrudan iktidar eliyle desteklenmesi ve örgütlenmesi sonrasında bugün yaşadığımız noktaya gelindi.

Eğitim ve Bilim Emekçilerinin Birliği, Yeni Umut ve Heyecan Demektir!

AKP İktidarı 2010 Anayasa Referandumunun ve 15 Temmuz darbe kalkışmasının yarattığı ortamları fırsata çevirerek bütün devlet kurumlarını kendi ideolojisine uygun olarak dönüşüme uğrattı. Bu dönüşüm sürecinden ve devletin tüm olanaklarının “parsel parsel” dağılımından AKP’li olsun ya da olmasın partiye destek olan değişik cemaat, tarikat, dernek, sendika, sivil toplum örgütü ve vakıf gibi kuruluşlar kendi paylarına düşeni fazlasıyla aldı. Hiç kuşku yok ki bu paylaşım sürecinden en çok etkilenen alan eğitim ve bilim alanı oldu. Eğitim ve bilim alanı yukarıdan aşağıya doğru hem yönetsel düzeyde, hem program içerikleri bakımından hem de akademik olarak tamamıyla söz konusu kurumlara teslim edildi. İmzalanan protokoller, yapılan yatırımlar ve anlaşmalar, sosyal ve kültürel görünümlü etkinlikler vb gibi.

Laikliğe ve bilime mesafeli bu yapıların sahayı kapatma uygulamaları yargı kararlarına rağmen dur durak bilmeksizin devam ediyor. Bu gidişata karşı mücadele etmenin, önüne geçmenin ve sonuçlar elde etmenin parçalı örgütlenmeler yoluyla başarılamayacağı artık bir gerçek. Bu gerçeklerden hareketle, emekçilerin asgari müştereklerde buluşmasını, ayrılıkları geri plana itip aynılıklar üzerinden yeni bir birliğin yaratılmasını düşünmek şimdi bütün önceliklerin önüne geçmiş yakıcı bir sorun halini almış durumdadır. Güçlerin birleşmesinin ve bir arada örgütlenmesinin yaratacağı sinerji ve psikolojik etki ve güçlü karşı koyuşla iktidarın eğitim ve bilim alanında yaptığı ve yapmaya niyetli olduğu yanlış politikalarına kitlesel set oluşturmanın ve dur demenin mümkün olacağını hep birlikte görmemiz gerekmektedir..

Sonuç olarak, kamuya ait eğitim ve bilim kurumlarında hizmet veren emekçilerin %30’u halen örgütsüz durumdadır. 2023 yılına gelindiğinde an itibarı ile 400 bin olan işsiz öğretmen sayısının 1 milyona ulaşacağı, özel öğretim kurumları ve özel üniversitelerde çalışan yaklaşık 300 bin emekçinin bir derneğinin bile olmadığı süreci yaşıyoruz/yaşayacağız. Dolayısıyla daha kapsamlı ve geniş tabanlı ortak örgütlenme perspektifini hedefleyen bir örgütlenme çalışması bizleri bekliyor. Toplumun ve sendikalarımızın eğitimin özelleştirilmesine karşı kamusal eğitim talebi ile eğitim ve bilim emekçilerinin ekonomik, sosyal ve özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik talepleri ortak paydamız olabilir. Grevli toplu sözleşmeli sendika yasası, siyaset yapma hakkı, eğitim ve bilim alanı başta olmak üzere adaletin ve demokrasinin her alanda inşası, ortak adayların kazandığı yerel yönetimlerle yetişkin eğitimleri öncelikli olmak üzere diğer eğitim konularında yapılacak kurumsal işbirlikleri ortak gündemlerimiz olması sağlanabilir. Yukarıda sıralanan talep ve çalışmaları çoğaltmak mümkün, Bu talepler etrafında ve birlik sürecini örgütlemek üzere yerellerden başlayarak ortak komisyonlar ve çalışma grupları oluşturarak başlatılacak bir araya gelişler önümüzdeki dönemde geniş emekçi kitleler üzerine çökmüş olan kara bulutları dağıtacak, umudu ve heyecanı yeniden ayağa kaldıracak bir işlev görecektir. Yeniden yan yana gelerek çoğalmak ve birleşerek yol yürümek bugün dünden daha ivedi ve gerekli. Alaaddin dinçer/eğitimci/03.02.2020

Mektepli Gazete | Eğitim ve Bilim Emekçileri Şimdi Birlik Zamanı!