Mektepli Gazete

Eğitim Uzmanı Mete Akoğuz Yazdı: Çocuklar, Hakları ve Salgın Günleri

Çocukluk, travmaların ortaya çıktığı ve geliştiği en önemli çağdır. Salgın hastalık günlerinde aile içinde yaşanan birçok durum da çocuklarda travmaya neden olabilir. Olayları çocuklar aile büyüklerinin gözünden yaşamakta ve onların verdiği tepkilerin sonucunda olayların farkına varmaktadırlar. Bu nedenle anne-babaların salgın günlerinde süreci yönetme biçimleri önem kazanmaktadır

Paylaş
Yazı boyutu
100%
Çocuklar, Hakları ve Salgın Günleri
Bu günler, “Taraf devletler her çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâksal ve toplumsal gelişmesini sağlayacak yeterli bir hayat seviyesine hakkı olduğunu kabul ederler” maddesini içinde barındıran, çocuk haklarına dair sözleşmenin Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilmesinin yıldönümüne rastlıyor. İçinde bulunduğumuz ve Dünyayı saran salgın döneminde her çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâksal ve toplumsal gelişmesini sağlayacak yeterli bir hayat seviyesine ulaşması için neler yapılması gerektiği, devletler ve aileler tarafından önemle üzerinde durulması gereken bir konudur.
Çocuğun haklarını korumaya yönelik önlemleri devletlerin alma zorunluluğu bulunmasına rağmen, sözleşmenin bir başka maddesinde “Çocuğun gelişmesi için gerekli hayat şartlarının sağlanması sorumluluğu; sahip oldukları imkânlar ve mali güçleri çerçevesinde öncelikle çocuğun ana–babasına veya çocuğun bakımını üstlenen diğer kişilere düşer” denilerek, çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılanmasında ilk sorumluluğun ailede olduğu gerçeği de vurgulanmıştır.
Çocukluk, travmaların ortaya çıktığı ve geliştiği en önemli çağdır. Salgın hastalık günlerinde aile içinde yaşanan birçok durum da çocuklarda travmaya neden olabilir. Olayları çocuklar aile büyüklerinin gözünden yaşamakta ve onların verdiği tepkilerin sonucunda olayların farkına varmaktadırlar. Bu nedenle anne-babaların salgın günlerinde süreci yönetme biçimleri önem kazanmaktadır. Yaşanan zorluklar karşısında yetişkinlerin stresi yönetme becerileri ve kaygılarını dışa yansıtma oranları, çocukların da aynı oranda stres ve kaygı yaşamalarına neden olmaktadır. Çocukların kapalı ortamlarda sadece aileleriyle kalsalar bile, iletişim araçları kanalıyla doğru ya da yanlış bilgiye ulaşmalarının kolay olmasının etkileri ve günlük değişen olayların kendi düzenlerini sıkça bozması da onların kaygılarını artıracak, stres yaşamalarına neden olacaktır.
Sözleşmenin birçok maddesinde devletlerin çocuğun haklarını korumak ve onların güvenli ortamlarda yetişmesi için destek olması gerektiği belirtilmesine rağmen, salgın günlerinde bu destek göz ardı edilmektedir. Yöneticilerin sık sık karar değiştirmesi, salgın günlerinin belirli bir rutinde devam etmesini sağlayacak sistemler kurulamaması, doğru bilgi verilmediği konusunda günümüzde gelişen güvensizlik, ailelerde gelişmeye başlamakta, giderek çocukların da güven sorunu yaşamasına neden olmaktadır. Önde gelen yaşam gereklerinden birisi olan güven içinde olma ihtiyacının yok olması, özellikle çocuklarda gelecekte ortaya çıkacak birçok travmaya neden olabilir.
Birleşmiş milletler sözleşmesinde zorunlu eğitimin devlet kurumları tarafından sağlanması gerektiği belirtilmesinin yanı sıra “çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.” denilmiştir. Özellikle okullar konusunda üst yönetim tarafından yaratılan kaosta acaba çocuğun yararı ne kadar düşünülmektedir. Sık sık okulların açılıp kapanması konusunda karar değişiklikleri, açıklamaların tutarlı nedenlerinin ortaya konulamaması, her çocuğa eşit olanaklar sağlanamaması, okullar kapandığında çalışan ailelerin çaresizliği göz önüne alındığında, çocuğun yararının pek düşünülmeden hareket edilmekte olduğu açıkça görülecektir. Aile büyüklerinin yaratmaya çalıştığı güven ortamı, yönetim kademelerinden gelen ve sık sık tekrar eden dengesiz açıklamalarla ailelerin de karar değiştirmesine, stres yaşamasına ve kaygılarının artmasına neden olmakta, bu durum da direk çocuğu etkilemektedir. Artık, haftalık değişen yönetim kademesindeki kararların, uzun vadeli kararlara dönüşmesine ve gerekli bilimsel netlikte olmasına gereksinim vardır. Yönetici kademede bulunan insanların da aldıkları her kararın toplumun geleceği olan çocuklarda ne gibi travmalara neden olacağını düşünerek hareket etmesi gerekmektedir. Yönetimde bulunanların saygı gösterip, katkı sağlamaları gerektiğinin belirtildiği maddede “çocuğun yeteneklerinin gelişmesiyle bağdaşır biçimde haklarının kullanılmasında çocuğa yol gösterme konusundaki anne babaların hak ve ödevlerine, saygı gösterirler” denilmesine rağmen sık sık değiştirilen kararlar sonucunda anne-babaların ve çocukların düzen kurmaları engellenmektedir. Okula gidememek, etkinlik yapamamak, arkadaşları ile buluşamamak sosyal ilişkilerin bitmesine ve ihtiyacı olan sevgi ve ilişki desteğini sadece aile içinden karşılamasıyla sonuçlanmaktadır. Birçok kişinin moralinin bozulmasına neden olan bu karar değişiklikleri karşısında aileler bu süreçte olabildiğince sakin olmalıdır. Yetişkin birey olarak çocuğun etkileneceği kendi davranışlarını kontrol ederek olayları onlara en az yansıtacak şekilde davranmalıdır. Çocukların duyacağı olaylarla ilgili detayların en aza inmesi için önlem alınması ve olaylara tepki gösterme yerinin çocuğun yanı olmadığını bilmelidirler. Çocuğu direk ilgilendiren konularda onların anlayacağı dilde açıklamalar yaparak, onların panik yaşamalarını engelleyecek davranışlar gösterilmelidir. Ayrıca aileler çocuklarının dikkatini dağıtacak etkinlikler bulmalı, aile bireyleri ile birlikte ve kendi kendine yapacakları etkinlikleri çoğaltarak, çocukların salgın günlerini verimli geçirmesine katkı sağlamalıdır.
Gelişen salgın günlerinde toplumun ve ailelerin hayatı yaşama tarzlarının değişmesi nedeniyle çocuklarda ortaya çıkabilecek kaygı bozukluklarını en aza indirmek ailelerin en önemli görevi haline gelmiştir. Çünkü yetişkinlerin zihinsel olarak çözümlediği birçok durumu çocuklar algılamakta zorlanmaktadır. Anne-babalar, bu durumu göz önüne alarak onların algılama düzeylerine göre basitleştirilmiş açıklamalarda bulunmalı, olayları onların da zihinsel olarak çözmelerini sağlamalı ve onların gereksiz kaygılarını en aza indirmelidir.
Birçok anne-babanın çalışmak zorunda olduğu, ancak salgın nedeniyle kapalı olan okullara gidemeyen çocuklarıyla da ilgilenmek için çaba harcadığı günler yaşanmaktadır. Aileler bütün dünyada olduğu gibi salgın günlerinde büyük bir kaos yaşamakta, aile kurumlarının temelleri sarsılmaktadır. Bu kadar olumsuzluğun bir arada yaşanmasının faturası çoğunlukla çocuklara yansımakta, uygun önlemler alamayan ailelerin çocuklarında travmatik sonuçlar çoğalmaktadır. Ailelerin yapması gereken, çocukta değişen davranışları iyi gözlemleyerek önlemlerini almalarıdır. Çocuklara en çok sabır ve şefkat gösterilmesi gereken bu dönemlerde, eğer çocuğun uyku düzenlerinde, yetenek ve oyun alışkanlıklarında değişiklikler yaşanıyorsa bir depresyonun söz konusu olduğu söylenebilir. Bu durumda çocuğun normal rutinine dönmesi için, sabırlı davranıp sevgi ve şefkat ihtiyacını karşılamak için ilgiyi artırmak ve çocukla birlikte verimli zaman geçirme yollarını araştırmak gerekmektedir.
Birlikte geçirilecek bu zamanlarda salgına karşı alınan önlemleri daha iyi uygulayabilmeleri için, çocuklara soyut anlatımlar yerine, onlara yaşantıdan somut örnekler gösterecek rol oynamalarla eğlenceli anlatımlar yapılabilir. Özellikle sokağa çıktığında, başkalarıyla temas, bulunacakları ortamlarda ve sonrasında alınacak önlemler konusunda gerçekleşecek rol oyunları, sorumluluklarını kavrama konusunda etkili olacaktır. Aile bireylerinin bir arada gerçekleştirdiği bu rol oyunları, birlikte etkinlik yapılmasının yanı sıra öğretici bir etkinlik olarak çocuğun kendini iyi hissetmesine neden olacaktır. Bu sayede sosyal mesafe, kendini koruma, hijyen konuları rol içinde çok çabuk kavranacaktır. Rol içinde kendini özgür hisseden çocuk merak ettiği birçok soruyu da sorarak cevaplarını alacak ve aile içinde güven içinde olduğunu hissedecektir. Ailesiyle birlikte gerçekleştirdiği etkinliklerle salgın günlerini geçiren çocuklarda kalıcı hasarlar oluşmayacağı gibi, bu süreçten güçlenerek çıkmış olacaktır.
Çocukla geçirilen zamanlarda bir plan oluşturulması ve onun ihtiyacı olan oyun, spor, sanat, eğitim, eğlence gibi etkinlikleri düzenli bir biçimde gerçekleştirmek onların gelişimine katkı sağlayacaktır. Bu planlamanın içinde kendi zorunlu ödevleriyle birlikte, rol oynama ve canlandırmaların yanı sıra sanatsal etkinlikler, fiziksel etkinlikler, çocuk oyunları, kağıt kalemle gerçekleşecek zihin oyunları, oyuncaklarla gerçekleşen oyunlara da dengeli bir dağılımla yer verilmelidir. En önemlisi de bu planlamayı çocukla birlikte yapıp, onunda katılımını ve sahiplenmesini sağlayarak verimli geçecek bir planlama yapılmalıdır.
Bir yandan da evdeki bazı işleri üstlenmesini sağlayacak etkinlikler düzenleyerek sorumluluk bilincinin de gelişmesi sağlanmalıdır. Odasındaki sorumluluklarını algılamasına katkı sağlayacak rol oyunları yapılabileceği gibi, mutfakta ve sofra kurmada alacağı sorumluluklar da rol oyunları yoluyla öğretilebilir. Bu rol oyunlarıyla başlayan süreç bir süre sonra normal yaşam davranışlarına dönüşerek, ailelerin bir parçası olarak sorumluluklar üstlenmiş bir çocuk yaratacaktır.
Sonuç olarak çocukların da haklarının olduğu bilinciyle hareket edecek aileler ve devletler, Birleşmiş Milletler üyesi olarak kabul ettikleri Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin maddelerini bir kez daha okuyarak, salgın günlerinde çocukların haklarına sahip çıkacak yeterli önlemleri alıp, onların bu süreçten sağlıklı bireyler olarak çıkmalarını sağlamalıdır.
Mete Akoğuz
Eğitim Uzmanı
Mektepli Gazete | Eğitim Uzmanı Mete Akoğuz Yazdı: Çocuklar, Hakları ve Salgın Günleri