Eğitim Uzmanı Alaaddin Dinçer yazdı: Eğitimde Nicelik Kadar Nitelik ve Bilimselliğin Önemi
Çocuklarımızın okullarda mutlu, ülkemizin gelişmiş bir ülke, geleceğinin aydınlık olması eğitim sisteminin hem nicelik hem de nitelik bakımından yeterli düzeye gelmesi ile doğrudan ilişkili olduğu herkesin kabulü ise, o zaman salt niceliksel büyüme rakamlarını değil, nitelikte geldiğimiz yeri ve bu konuda neden yalpaladığımızı bütün yalınlığı ile anlatmalıyız topluma.

Eğitim ve bilim alanında yapılanlara ilişkin son yıllarda sürekli tekrarlananları dinlemekten aynı yorulduk. Aslında bir tür pr çalışması ve iletişim yöntemi olma özelliği taşıyan bu propaganda türünün temel yönelimi, aynı konuyu sürekli aynı vurgu ve tekrarlar ile anlatıp halkın bilinçaltına yerleştirerek siyasal sonuçlar elde etmeyi amaçlamakta. Elbette ki siyasal iktidarın temsilcileri iktidarları boyunca yaptıklarını anlatacaklar ve övünecekler. Bu gayet doğal ve bunda yadırganacak bir durum yok. Ülke ve toplum yararına atılan her adım ve yapılan her doğru iş saygı duyulması gereken bir durum. Ancak yaptık diye anlatılanlar ve övünç kaynağı yapılanlar o kadar tekrarlanır ve abartılır halde söylenir oldu ki, insanlar doğal olarak “bunlar 21 yıldır iktidarda olan bir partinin zaten yapmak zorunda olduğu işler, görevler, ödevler ve sorumluluklar” diye tepki göstermeye başlıyorlar. Sürekli olarak yapılan derslik, atanan öğretmen sayısı, açılan üniversite, bir dersliğe ve öğretmene düşen öğrenci sayısında ki azalma ve artırılan bütçe üzerine yapılan tekrarları dinlemekten yorulduk. Oysa yapılanlar kadar yapılmayanların, yaşanan krizlerin, var olan sorunların, başarısızlıkları ve çözüm yollarının üzerinde durmak gerekmekte.
Ülkemiz 14 Mayıs’ta bir erken seçim yaşadı. Bütün siyasal partiler seçim bildirgelerinde eğitim ve bilim alanına özel bir bölüm ayırdılar. Böyle olmasına çocuklarımızın geleceği adına hem sevindik hem de umutlandık. Vaatlerin kimisi çok abartılı ve seçim propagandası yapma amaçlı olsa da bizler, yine de iyimser olma tavrımızı korumayı sürdürdük. Aslında ülkemiz tarihi, eğitim ve bilim alanına siyasetin yoğun müdahalelerinin ve etkilerinin sürekli yaşandığı örneklerle doludur. Bu alanlar Cumhuriyet tarihi boyunca sadece ve sadece siyasetin oy devşirme aracı olarak görüldü. Aradan geçen on yıllar ve yapılan yüzlerce seçimde iktidar olanların verdiği sözlerin yerine getirilmiş, çocuklara yurttaş olmanın gerektirdiği sosyal ve kültürel haklar tanınıp, verilmiş ve uygulanmış olması gerekirdi. Oysa geldiğimiz yer eğitim ve bilim alanının sorunlarının hala çözüm beklediği yerdir.
Bu iktidar döneminde de yapılanların yanında, 21 yıldır vaat edilip yerine getirilmeyen sözler nedeniyle eğitim ve bilim alanında işler ağır aksak yürümekte, bunun sonucu olarak çocukların eğitimleri ve kişilik gelişim süreçleri yarım kalmakta ve hedefler tutturulamamakta. Hedefleri tutturmak adına yapılan bazı düzenlemeler ile siyaset fayda sağlamaya çalışmakta, “toplum mühendisliği” niyetleri, “popülist” söylemleri ve “yapboz” uygulamalarından dolayı sorunlar tablosu daha ağırlaşmakta. Eğer eğitim ve bilimde hedefler tutturulmuş olsaydı şimdi modern dünyanın gerçekleştirdiği ve yaşadığı gelişmeleri yakalamış yaşıyor olacaktık. Yazık oldu geçen bunca yıllara. Haksızlık yapıldı çocuklara. Cehaletten arındırılamadı bu yüzden ülke. 21.Yüzyılda, cahiliye döneminde yaşanıp tanık olunan olayları yaşıyoruz hala. Onun için diyoruz ki eğitim ve bilim alanında nicelik kadar nitelik ve bilimsellikte önemli.
Eğitim ve bilim alanını salt niceliksel büyümeler ile ifade etmek, yukarıda örnekte yer alan sorunları kökten çözecek tedbirleri almada yavaş davranmak, nitelik dönüşümünde yaşanan durağanlığı görmemek, çözülmeyen sorunlarda faili başka yerlerde aramak bir gelenek ve alışkanlık hali oluşturmaya başladı. Örneğin, FATİH Projesinin neden çöktüğünü, devamsızlık ve okul terkleri sorununun neden çözülemediğini, “nitelikli lise”, “proje lisesi” adı altında liselerin niçin ayrıştırıldığının mantıklı ve bilimsel biz izahı henüz yapılabilmiş değil. Hala nasıl oluyor da yaklaşık 5 milyon çocuk ikili eğitimden kurtarılıp tekli eğitime geçirilemiyor. Bilme ve öğrenme hakları var yurttaşların bütün bu yaşananları. Atanma olanağı bulamayacakları biline biline on binlerce genç öğretmen yetiştiren yükseköğretim kurumlarına neden yerleştiriliyor? Atanmayı bekleyen 500 bin öğretmenin akıbeti ne olacak? Bütün eğitim düzeylerinde din eğitimini zorunlu yapma çabası niye sürekli gündemde tutulmakta? Yanlış olduğu, demokratik olmadığı sürekli eleştiri konusu yapılan eğitim ve bilim kurumlarının yönetici kadrolarına liyakat yerine siyaseti hakim kılma ısrarı ne zaman bitecek? KHK ile işinden atılan eğitim ve bilim emekçileri yargı kararlarına rağmen görevlerine neden başlatılmaz? Görüldüğü gibi sorular ve sorunlar sıralamakla bitmeyecek kadar çok ve uzun.
Nicelikteki gelişme ve iyileşmeleri kendine propaganda malzemesi yapıp nitelik yoksunluğunun ve diğer sorunların failini başkalarında aramak kısa vadede siyasetin hanesine artı puanlar yazsa da orta ve uzun vadede kaybeden ülkenin geleceği olan çocuklarımız olacaktır. O nedenle niceliksel büyümelere yapılan vurgular ve övgüler kadar nitelik çıtasını yükseltmeye sorumluluklarımızı yerine getirmek için ne yapmamız gerektiğine odaklanmaya ihtiyaç var. “Fırsat çeşitliliği içinde olanak eşitliği sunmalıyız bütün çocuklara” diyor Prof. Ali Baykal. Kulak kabartıp, değer vermeli ve önemsemeliyiz bilim insanlarının bu tür çağrılarını. Yoksa kurtulamayacak siyasetin tekçi ideolojik hegemonyasından, sığ ve kısır tartışmalarından çocuklar ve gençler.
Sonuç olarak, bütün toplum, eğitimde görülen ve Cumhurbaşkanı tarafından da sürekli gündeme getirilen başarısızlık tablosunun sorumlularının kim ya da kimler olduğunu ve hangi yanlış politikaların sonucunda oluştuğunu sorgulamalıdır. Niceliksel büyümenin niteliksel sıçramaya neden etki etmediğini, çocuklara dayatılan ezbere, tekrara, seçmeye ve elemeye, eşitsizliğe ve ayrımcılığa dayanan uygulamaların nereden ve kimlerden kaynaklandığını öğrenerek çocuklarımızın geleceğinin çalınmasına izin vermemelidir yurttaşlar.
Çocuklarımızın okullarda mutlu, ülkemizin gelişmiş bir ülke, geleceğinin aydınlık olması eğitim sisteminin hem nicelik hem de nitelik bakımından yeterli düzeye gelmesi ile doğrudan ilişkili olduğu herkesin kabulü ise, o zaman salt niceliksel büyüme rakamlarını değil, nitelikte geldiğimiz yeri ve bu konuda neden yalpaladığımızı bütün yalınlığı ile anlatmalıyız topluma. Çocuklarımız iyiden, güzelden, barıştan, dürüstlükten, saydamlıktan, doğruluktan kısacası insanlıktan yana davranış kazansın istiyorsak, niceliğin yanında niteliği ve bilimi de güçlendirecek eğitim ve bilim politikalarına öncelik vermeliyiz.