Eğitim sistemi nerelerde çöküyor?
Eğitim sistemi nerelerde çöküyor?

Paylaş
Yazı boyutu
100%
Haziran ayı eğitimle ilgili büyük değişimlerin yaşandığı, kararların alındığı bir ay. Okulların kapanması, tatilin başlaması bir kesim için mutluluk zamanı iken, ilkokula kayıt, ortaöğretim ve yükseköğretime giriş sınavları ve akabinde yerleştirme süreçleri nedeniyle bir kesim içinde stres zamanı.
Her yıl eğitim sistemimize ortalama 1 200 000 öğrencimiz katılırken, sistemin son sınavı olan üniversiteye giriş sınavlarına 2 500 000’in üstünde öğrencimiz katılıyor. Sistem doğru, efektif bir işleve sahip olsa sistemin girdisi ile çıktısının eşit olması gerekirken, iki katını aşkın bir talebin olması neyle açıklanabilir? 12 yıllık zorunlu eğitim süresinin ürünleri başarılı ise üniversite kapılarındaki yığılmanın gerekçesi ne olabilir?
Bütün eğitim hayatı düşünüldüğünde aileler her zaman olduğu gibi eğitim sisteminin temel paydaşı olarak sorunları yaşayan kesim.
? Kreş, Anaokulu, Anasınıfı yani okulöncesine erişim bir sorun. Bazı ilkokullara kayıt yaptırmanın ön şartı o okulların okulöncesi bölümlerine kayıt yaptırmak. Hatta öylesine büyük bir sorun ki son İstanbul seçiminin neredeyse ana ekseni her mahalleye bir kreş açma idi.
? Her ne kadar adrese dayalı kayıt sistemi olsa da ilkokul seçimi hatta öğretmen seçimi bir diğer sorun.
? Yerleşim yerine yakın ortaokul seçmek, ya da iki ortaokul türünden birine dayatma yapılması sonucu yaşananlarda ayrı bir sorun. Ayrıca o ortaokulların liseye giriş başarıları da önemli bir etken.
? Ortaöğretim kurumunu seçmek konusunda bakanlığın kendi okullarını nitelikli-niteliksiz diye sınıflandırmasıyla başlayan kaos, ortaöğretimi içinden çıkılmaz bir noktaya getirdi. Aileler bu kademede üç seçenekle baş başa: 1. Liseye giriş sınavlarını kazanarak çocuklarının nitelikli diye sınıflandırılan okullara gitmesi 2. Mahalle sınırında varsa nitelikli ama sınavsız okul bulabilmek, 3. 1. Ve 2. Seçenekler olmazda özel ortaöğretim kurumlarına kayıt yaptırmak.
? Ortaöğretim son sınıfında ya da 11. Sınıfta başlayan dershane, kurs ve temel lise arayışları sonrası üniversite seçimi, tercihi, barınması, bursu vb sorunlar.
Bütün bu 12-13 yıllık süreç sonrasında alınan eğitimle ve meslekle ilgili ya da ilgisiz alanlarda istihdam sorunları. Kamuda istihdam için KPSS, özel kurslar, dil kursları, yetiştirme programları arayışları da başka bir sorun alanı.
Kısaca bir anne-baba 5 yaşında eğitime başlattığı çocuğu için en az 17 yıl ( 1 4 4 4 4) eğitimle yatıp eğitimle kalkar bir vaziyette.
Tabi bütün bu süreçler hep olumlu hep başarıya odaklı bir eğitim hayatı ile mümkün. Sınavda başarılı olamadı diye intihar eden çocuklarımız, istihdam edilmediği için yaşamına son veren öğretmenlerimiz sistemin başka bir tarafında. Bunların dışında eğitime erişim imkanı bulmayan, fırsat eşitsizliği nedeniyle eğitimden yararlanamayan ve sistem dışında kalanlar ayrı bir sistemsel sorun.
Galiba hep hamaseti yapılan iki kavramı sorgulama zamanı geldi. Hep söyleriz “yarınımızın teminatı gençlerimiz” diye. Yarıştırdığımız, bunalttığımız, başarısız olduğunda yok saydığımız, sahip çıkamadığımız, nitelik kazandıramadığımız gençlerimiz. Bir diğer söylem ise bütün yukarıdakilerin sorumlusu olan Milli Eğitim Bakanlığı için. “adında Milli olan iki bakanlıktan biri” diye kutsiyet addettiğimiz eğitimin temel sorumlusu bakanlığımız. Yetkisini-Sorumluluğunu- Görevini sorgulamak zorunda olan bir eğitim örgütü.
Yazıya unutmadan adında Milli olan başka bir kurumumuzu da ekleyerek bitirelim. Şans oyunlarının sorumlusu Milli Piyango Genel Müdürlüğü. Ne yazık ki çocuklarımızın eğitim hayatı da biraz şansa kalınca ister istemez akla geliyor.