Mektepli Gazete

Eğitim Sendikalarından 23 Nisan Açıklamaları

Eğitim Sendikaları 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı için basın açıklamaları yayımladılar.

Paylaş
Yazı boyutu
100%
Eğitim Birsen:Milletin vicdanının ve iradesinin temsilcisi TBMM 100 yaşında

Bir asırlık tecrübeyle kökleşen Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 100. açılış yıl dönümünü, tüm dünyanın bir salgının kuşatması altında kaldığı önemli ve kritik bir süreçte kutluyoruz.

Bu kritik dönem bağımsızlığın, birliğin, beraberliğin, paylaşmanın ve dayanışmanın ne kadar önemli ve gerekli olduğunu bir kez daha ortaya çıkarmıştır.

23 Nisan 1920, vatanın işgal, milletin yok edilmek istendiği zorlu bir dönemde, millî iradenin toparlanışına, destansı direnişine ve varoluşuna şahitlik ettiği bir tarihtir. Milletimiz, hiçbir surette iradesine zincir vurulamayacağını bütün dünyaya ilan etmiş, ‘Hâkimiyet milletindir’ düsturuyla Meclis’i kurtuluş savaşının karargâhı, istiklal ve istikbalimizin sembolü yapmıştır.

TBMM, milletin zamanları aşan birliği, bütünlüğü, değerlerinin yaşatılması, ihtiyaç ve beklentilerin karşılanması, varoluş mücadelemizin adresi olması bakımından vazgeçilmez önemdedir.

Kurumsal kimlik ve mahiyet kazanan tam bağımsızlık ve özgür irade ısrarımızın çocuklarımıza armağan edilmesi, milletçe varlık iddiamızın geleceğe kök salması idealini içermektedir. İstiklal ve özgürlük, çocuklarımız üzerinden gelecek nesillere ve çağlara miras olarak bırakacağımız en önemli değerlerden biridir. Tarihsel, kültürel benlik ve kimliğimizin belirgin niteliğini ifade eden bu değerlerin çocuklarımıza kazandırılmasında en büyük görev eğitim sistemine düşmektedir. Çocuklar ancak millî, manevi değerlere dönerek, tarihini anlayarak, köklerini bilerek geleceğe bakabilir. Çocuklarını ve gençlerini bu bilgi ve bilinçle donatmayı başaran milletler ancak geleceğe emin adımlarla yürüyebilir.

İçeriden veya dışarıdan millî iradeyi sınırlamayı veya ortadan kaldırmayı amaçlayan her vesayet girişimi, bugünümüze ve geleceğimize vurulmak istenen bir darbedir. Millet ruhunu ve dinamizmini etkili yaşatma çabası, millî iradesiyle bütünleşen demokratik atılım ve açılımı gerektirmektedir. O nedenle, gerçek karşılığını milletin sinesinde bulan millî irade, değişen şartlarda verilen değişik tepki biçimleriyle millete kurulan her kumpası, her ihaneti reddetmiştir. Öncekilerde olduğu gibi, son olarak 15 Temmuz’da millî iradesine vurulmak istenen darbelere millet gereken cevabı vererek tarihî yürüyüşüne devam etti, ediyor. 15 Temmuz’da Meclis’e saldırı olması, saldırının neye, hangi değerlerimize, ideallerimize olduğunu ve neyi savunduğumuzu izah etmesi bakımından önemlidir.

Küresel ölçekte etkileri olan yoğun, hızlı, hareketli yaşama biçiminin, doğrudan hayatımızı kitlesel, küresel ölçekte tehdit etme potansiyeli de taşıdığını, yaşadığımız KOVID-19 salgınıyla birlikte tecrübe ettik, ediyoruz. Şu anda insanlık kendi aralarındaki siyasi, ideolojik çekişme ve çatışmaları bir kenara bırakarak, enerjisini hayatta kalmak için seferber eder olmuştur. Bütün ülkelerin ve insanların tehdit altında olduğu dünyada, millî varlığın, irade ve kimliğin, medeniyet değeri olarak ötekinden ayrışarak değil, ötekiyle yardımlaşarak anlamlı ve saygın olacağı bir kez daha anlaşılmıştır. Esasen tam da bu anlayışla milletimiz, tarihi boyunca ulaşabildiği bütün coğrafyalara barışın, hoşgörünün, yardımlaşmanın nimet ve esenliğini taşımıştır.

Ülke ve millet olarak mazlumların yardımcısı ve dert ortağıyız. Salgınla mücadele etmekte zorlanan ülkelere yapılan yardımlar bir kez daha göstermiştir ki, dili, dini, coğrafyası ne olursa olsun en zor zamanlarında mağdur ve mazlumların yanında olan milletimiz ve temsil ettiğimiz medeniyetimiz dayanışmanın en büyük adresidir.

Eğitim-Bir-Sen olarak, birliğimizi, bütünlüğümüzü koruyarak dünyaya el uzatmaya çalıştığımız bu zor günleri tarihe kaydederek, bu yılki 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı evlerimizde karşılayacağız; TBMM’nin çağrısıyla İstiklal Marşımızı bu kez evlerimizde aile fertleriyle okuyacağız ve bağımsızlığımızın sembolü ay yıldızlı bayrağımızı balkonlarımızda dalgalandıracağız.

Türk Eğitim Sen:100 YIL ÖNCE TBMM’NİN KURULUŞU; YENİDEN ERGENEKON’DAN ÇIKIŞIMIZDIR...!



Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan’ın, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla yaptığı basın açıklamasıdır.

Türk tarihinin tozlu sayfalarında pek çok zaferin olduğu kadar nadir de olsa istenmeyen sonuçların yaşandığı muayyendir. Dünya tarihi içinde müstesna bir yer tutan Türk tarihini kronolojik olarak takip ettiğimizde başarı eğrisi inişler ve çıkışlar gösterse de Türk’ün pratikliğine, azmine, teşkilatçılığına ve kahramanlığına sahip milletler yeryüzünde oldukça sınırlıdır. Tarihte işler iyi gitmediğinde, hatta hasımlarının bu defa bitti dediği pek çok hadisede Türk Milleti kendisine mevzilenip toparlanacak yeni bir Ergenekon bulmuş, adeta kendisine dayatılmaya çalışılan kaderi, ya da masa başında yazılan antlaşmaları tıpkı bir paçavra gibi yırtarak hasımlarının suratına atıp küllerinden yeniden doğmuştur.

İnsan hayatının nasıl dönemleri var ise milletlerin hayatında da önemli basamaklar ve dönüm noktaları bulunmaktadır. Milletlerin geçmişte göstermiş oldukları inisiyatifler ve kazandıkları başarılar millî hafızada taşınıp gelecek nesillere aktarıldıkça millî romantizmin canlı tutulması mümkün olmaktadır. Millî romantizm tarihin ve güncel şartların size sunmuş olduğu durumu yüreğiniz, inancınız ve millî birliğiniz ile tersine çevirmenin sözlüklerdeki karşılığı olarak yer almaktadır. Türk milletinin tarihinde Ergenekon’dan çıkış olmasa idi 1071 Malazgirt zaferi olmaz idi. Malazgirt Zaferi olmasa idi çağ kapatıp çağ açan İstanbul’un Fethi gerçekleşmez idi, İstanbul Fethedilmese idi, Çanakkale Destanı olmaz idi. Bütün maddi imkanlara ve sayıca üstünlüğe karşı inanç, iman ve mefkurenin zaferi olan Çanakkale Destanı yaşanmasa idi yeni Türk devleti’nin kuruluşu mümkün olmaz idi. Atatürk’ün, Muhtaç Olduğun Kudret Damarlarındaki Asil Kanda Mevcuttur..! sözü işte bu durumun açık bir göstergesidir. Türk milletinin millî birikimi ve azmi karşılaştığı her zorluğu yenmeye muktedirdir. Milletimizin kalıtımsal hafızası imkânsızlıklardan imkân yaratmaya, hezimetlerden zafer doğurmaya, küllerinden çakan kıvılcım ile yeni bir özgürlük ve bağımsızlık ateşi yakmaya talimlidir.

Bundan yüzyıl önce de Türk milleti içinde bulunduğu olağanüstü zor şartlara ve kısıtlı imkânlara rağmen işte böyle zorlu bir sınavı alnının akıyla vermiş, kendisine biçilen kefeni ve hazırlanan kurşun tabutu parçalayıp atmıştır. 1914’de başlayan 1. Dünya Savaşı, Osmanlı Devleti için 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması ile bitmiş oldu. Son derece ağır hükümler içeren bu ateşkes antlaşması aslında itilaf devletleri için tatmin edici olmamış 1920’de Sevr Antlaşması ile daha ağır hükümleri kabul ettirebilmek amacıyla ateşkes adlı barış antlaşması sürecinde Osmanlı Devleti’ni işgal etmeye ve parçalamaya başlamışlar idi. Osmanlı Devleti bu durum karşısında halkın tepkisini kontrol edebilmek amacıyla Nasihat Heyetleri oluşturarak Anadolu’nun dört bir tarafına gönderdi. Bu heyetlerin çalışmasına rağmen işgallere ve egemenlik haklarının kaybedilmesine engel olmak için Türk milletinin millî hafızası tepki vermekteydi. Bölgesel direniş cemiyetlerinin kurulması ile başlayan süreç Anadolu’da yeni bir oluşumun yeni bir Ergenekon’un kıpırtıları idi.

Anadolu’nun pek çok yerinde bağımsızlığımızı sonlandıracak antlaşmaya ve işgallere karşı bir millî mücadelenin başlaması Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkması ile bir sistem dâhilinde devam etmiştir. 21-22 Haziran 1919’da yayınlanan Amasya Genelgesi’ne damga vuran “Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır..! ilkesi; Türk milletinin önemli donanımının hatta en büyük sermayesinin, bağımsızlığa olan aşkı, egemenliğine olan tutkusu ile bunlara hangi şart altında olursa olsun ulaşabilme azmi ve kararlılığının bir göstergesidir. Bu şiar geçmişten günümüze Türk milletinin bıçak kemiğe dayandığında, imkân ve şartlar ne olursa olsun vazifeye atılmak için tereddüt etmediğine olan inancın bir simgesidir. Böylece Türk milletinin egemenliğine dayanan yeni bir mücadele ve onun sonucu olarak doğacak Türk devletinin başlangıcı yolunda ilk adım atılmıştır.

Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi, Balıkesir ve Alaşehir kongrelerinin ardından Sivas Kongresi’nin toplanması ta ki Mudanya ve Lozan antlaşmaları ile sonlanacak Türk millî mücadelesi, yeni bir ivme kazanmış oldu. Bilhassa Sivas Kongresi’ne katılan delegelerin sayısı ve temsil ettikleri bölgeler düşünüldüğünde millî bağımsızlık için milletin yekvücut olduğu değerlendirilebilir. Mebusan Meclisi’nin 28 Ocak 1920’deki gizli bir oturumda Misak-ı Millî adı verilen Türk bağımsızlık hareketinin manifestosu niteliğindeki altı maddelik bir bildiriyi kabul etmesi neticesinde İstanbul Hükümeti tarafından Mebusan Meclisi kapatılmıştır. Bu bildiri karşısında İngilizlerin tepki olarak İstanbul’u işgal etmesi üzerine Ankara’da bir meclisin kurulması ve bağımsızlık mücadelesinin buradan yürütülmesi ihtiyacı hâsıl olmuştur.

Anadolu işgal ve savaşlardan kurtulabilen ve Türk bağımsızlığına inanan asker, kanaat önderi, delege, her kim var ise bağrına basmış yeni bir mücadele çınarının filizini oluşturmuştur. Ankara’da kök salan yeni filiz, tutuklamalardan ve baskılardan kurtulan herkesin burada Mustafa Kemal Paşa’nın etrafında haleler oluşturmasına imkân vermiştir. Milletin umudu olarak Ankara’nın kabul görmesi ve toplumsal talep neticesinde Mustafa Kemal Paşa, Ankara’da bir meclisin toplanıp kurtuluş mücadelesini bu meclisin yürütmesini öngörmüştür. Bu doğrultuda illerin kolordu komutanlıklarına gönderilen telgrafta 66 sancak için her sancağın bir seçim bölgesi kabul edilerek her sancaktan beş vekilin seçilip Ankara’ya bildirilmesi ve bu vekiller ile Ankara’da millî bir meclisin kurulacağı ifade edilmiştir. Yapılan seçimler neticesinde halk tarafından belirlenen vekiller 11 Nisan 1920 de Ankara’da bir görüşme gerçekleştirmiştir. Demokrasi’nin tecellisi ve toplumsal uzlaşının bir göstergesi olarak toplanan mebuslar marifetiyle kurulan meclis, Türk bağımsızlık hareketine ülke çapında geniş bir desteğin olduğunun da göstergesi olarak değerlendirilebilir. Böylece Türk devlet geleneğinde yer alan istişare, feraset ve ortak akıl mekanizmasını işletme ilkesi bir kez daha millet olarak geçmiş olduğumuz dikenli darboğazda bizleri felaha eriştirmiştir.

Ergenekon Destanı’nda yer aldığı gibi zor duruma düşen ve Ergenekon’da toplanıp güçlenen Türk milletinin fertlerinin tarih sahnesine tekrar çıkarak, yeniden bağımsızlıklarını kazanıp müesses nizamlarını tesis ederek, kaldıkları yerden devam etmesinin farklı bir örneği Türk kurtuluş mücadelesinde kendisini göstermiştir. 23 Nisan 1920 Cuma günü Hacı Bayram Camii’nde kılınan cuma namazının ardından vekiller, askeri ve resmi erkân ile birlikte cami cemaati ilk meclisin önüne gelerek yapılan dualar ve kesilen üç kurbanın ardından kapıya bağlanan kırmızı beyaz kurdelelerin Mustafa Kemal Paşa tarafından kesilmesi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmış ve ilk toplantısını en yaşlı üye sıfatı ile Sinop Milletvekili Şeref Bey’in başkanlığında o gün 13.45’te yapmıştır.

Bu toplantının açılış konuşmasında Şeref Bey; işgale ve esarete baş eğilmeyeceğini, tam bağımsızlığın ezelden beri hür yaşayan Türk milletinin kararı ve hedefi olduğunu belirterek bu amaçla milletinin bu irade neticesinde vekillerini toplayarak Yüce Meclisi vücuda getirdiğini ifade etmiştir. Yüce Allah’ın yardımı ile Türk milletinin içte ve dışta tam bağımsızlığı tesis etmeyi hedeflediğini bunu bütün dünyaya ilan ettiğini ifade ederek meclisi açmıştır. Mustafa Kemal Atatürk olağanüstü yetkilerle donatılan meclisin hem İstanbul’dan kurtulabilen vekiller hem de sonradan seçilen vekillerden oluştuğunu ve bu vekillerin hepsinin eşit şartlarda görev yapacağını belirterek köklerinden güç alan ama hedefleri doğrultusunda değişimi tesis edebilen Türk milletinin kararlılığını bir kez daha vurgulamıştır. Meclis Başkanı olarak 24 Nisan 1920’de Mustafa Kemal Paşa seçilmiş, ardından meclis hükümeti kurulmuştur. Böylece Millî Mücadele’nin doğal lideri, hukukî anlamda da meclis başkanlığı ile vekiller heyetinin de başkanlığına seçilerek, resmî ve meşru liderlik kimliğini tamamlamıştır.

Birinci Meclis, Kurucu Meclis, Kuvayı Milliye Meclisi, Büyük Millet Meclisi gibi farklı adlandırılmalara tabi tutulsa da Türk milleti tarafından Millî Mücadele’yi gerçekleştirmek amacıyla kurulan bu yapı, binlerce yıllık Türk Devlet geleneği ve toplumsal aklının 20. Yüzyılın başında üretmiş olduğu zamanın ruhuna uygun bir tedavi reçetesidir. 19 Mayıs 1919 ile başlayan millî çözüm arayışları neticesinde Anadolu’dan Ankara’ya ulaşan “Kuva-yı Milliye’yi amil, İrade-i Milliye’yi hakim kılmak esastır.” ilkesi meclisin de parolası olmuştur. 8 Şubat 1921 tarihli bakanlar kurulu kararnamesine yazılması ile “Türkiye Büyük Millet Meclisi” adı kalıcılık kazanmıştır. Bundan sonra Türkiye adı resmi olarak kullanılmaya başlanmış, millî devletin doğum sancıları artık gün yüzüne çıkmıştır. Bu durum 1400 yıl sonra tekrar devlet adında ilk defa Türk isminin geçmiş olması bakımından da ayrıca önemli olarak değerlendirilmelidir. Artık 29 Ekim 1923’e kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Hükümeti hem içte hem dışta millî mücadeleyi aktif olarak yönetmiş, Egemenlik Kayıtsız Şartız Milletindir, şiarıyla Türk milletinin kaderini Türk milletinin kararı doğrultusunda şekillendirirken vatanın bölünmez bütünlüğünü de sağlamaya çalışmıştır.

23 Nisan 2020 yılında 100. yılını kutlayacağımız Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşu, Türk milletinin savaş meydanlarında uyguladığı turan taktiğinin, Türk destanlarında ve millî hafızasında yaşayan, milletin kendi içinden kendi kahramanlarını çıkarıp, zorlukların üstesinden gelecek çözümleri ürettiği Ergenekon’un 20. yüzyılda farklı bir tecellisi olarak değerlendirilebilir. Mondros ile başlayan, Sevr ile kurşun bir tabuta koyularak, düşmanları tarafından tarih sahnesinden silinmesi arzulanan Türk milletinin yok edilme süreci; TBMM’nin kuruluşu ile yeni bir destanın, yeni bir mucizenin başlangıcı halini almıştır. Gazi Meclis, 1. Dünya Savaşı sonrasında başlayan ve dört yıl süren, tarihin o dönemi için aslında bütün savaşları bitiren yeni bir savaşı başlatarak zaferle neticelendirmiştir. Kaldı ki bu tarihi mücadelenin sonucunda bütün antlaşmaları bitiren yeni bir antlaşma, Lozan Barış Antlaşması imzalanmıştır. TBMM’nin kuruluşu on yedinci Türk devleti olan genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun ilk evresi de olarak kabul edilmelidir.

Bununla birlikte Gazi Meclis millî aklın Türk Devlet geleneğinde zor durumlarda ne kadar önemli kararlar alabildiğinin ve bunların büyük bir dirayetle uygulanabildiğin de en önemli göstergesi olmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi, içte ve dışta bağımsızlık mücadelesini yürütmenin yanında Türk milletinin muasır medeniyet seviyesine ulaşabilmesi yolunda, çıkarılması gereken kanunların hazırlanmasında da çok önemli bir görev üstlenmiştir. Ekonomik, askeri, toplumsal, hukuki, ticari, sanayi, tarım, diplomasi ve eğitim alanında yapmış olduğu çalışmalar ile hazırlamış olduğu kanunlar sayesinde Türk milletini çağlar üzerinden sıçratarak önemli bir kalkınma seferberliği başlatmıştır. Mustafa Kemal Atatürk, sadece Türk milletine güvenerek çıkmış olduğu tam bağımsızlık mücadelesinde askeri başarıların diğer alanlarda da kazanılması, bilhassa eğitim alanında devam ettirilmesi marifetiyle sürdürülebilir olacağını düşünüyordu. Milletin geleceği olan gençliğe ve onların eğitimine özel önem veriyor idi. Türk milletinin ümidi olan çocuklarına verdiği önemi güçlü bir şekilde vurgulayabilmek için TBMM’nin açıldığı gün olan 23 Nisan, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kabul edilerek Türk ve Dünya çocuklarına armağan edilmiştir. Ulus devlet inşasında millî bayramların yeri millî bilincin kazandırılmasına katkı sunmak olarak da görülmelidir. Ulu Önder Atatürk’ün armağan ettiği bu bayram vesilesi ile Türk ve Dünya çocuklarının içinde bulunduğu şartlara bir kez daha duyarlık gösterilmelidir. İstismar, çocuk işçiliği gibi insan onuruna yakışmayan uygulamaların son bulması hem Türk hem de dünya kamuoyunun görevi olarak görülmelidir.

İçinde bulunduğumuz süreçte Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşu ve Türk bağımsızlık hareketi farklı bir anlam kazanmıştır. Korona Virüsü kaynaklı dünyayı ve ülkemizi tehdit eden salgın sürecinde Türk milletinin her bir ferdinin elindeki imkânları seferber ederek çağımızın sinsi düşmanına karşı verilen mücadeleye destek olması, Türk bağımsızlık ruhunun ve mücadele azminin genlerimizde yaşadığının göstergesidir.

Meslek liselerinde, fabrikalarda, laboratuvarlarda, sokaklarda ve sınır kapılarında, yollarda hatta ülkemizin her yerinde görev yapan doktor, hemşire, sağlık çalışanı, bilim adamı, öğretmen, güvenlik güçleri, öğrenci, postacı, kargocu, sanayici, ve daha burada sayamadığımız pek çok alanda emek veren her bir ferdimiz bu mücadelenin ete kemiğe bürünmüş unsurlarıdır. Üretmiş oldukları maske, koruyucu donanım, solunum cihazı, ilaç, aşı, ihtiyaç maddesi ve sağlamış oldukları hizmet ve yararlılıklar ile Türk milletinin içinde bulunduğu durumdan çıkması için yeni bir mücadele vermektedirler. Bu mücadele sürecinde katkısı olan herkesi saygıyla selamlıyorum.

Ne yazık ki salgın nedeniyle bu 23 Nisan'da, 100. yılına yakışır bir şekilde TBMM'nin Açılışı ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutlayamayacağız. Çocuklarımızın bayramlarını okullarında, tören alanlarında, dışarıda ve gönüllerince kutlamalarını sağlayamayacağız. Ancak tüm bunlara rağmen Türk halkı olarak. 83 milyon tek bir ağızdan yürek yüreğe, ellerimizde Türk bayraklarıyla, evlerimizin balkonlarımızda İstiklal Marşı'nı okuyabilir, bu coşkuyu çocuklarımıza biraz olsun yaşatabiliriz.

Türk milletinin tarih sahnesine çıktığı günden itibaren altın harflerle yazmış olduğu zaferlerden biri olan, toplumsal akıl ve millî hafıza ile yeniden küllerinden doğması bu süreçte bir kez daha tecelli etmiştir. Gazi Meclis’in 23 Nisan 1920'de açılışı ve ardından Türk devlet geleneğinin bir meyvesi olarak Cumhuriyetin ilanı Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yeni bir destanın adı olmuştur.

Bu vesileyle Gazi Meclisimizin açılışının 100. yıl dönümünü ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı kutluyor; Ulu Önder Atatürk'ü, silah arkadaşlarını ve tüm şehitlerimizi bir kez daha saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.


Eğitim Sen:23 Nisan’ın 100. Yılında Çocuklarımıza Yaşanabilir Bir Dünya Bırakmak İçin Mücadeleye…



Dünyada çocuklara armağan edilmiş tek bayram olan “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı”nda en büyük isteğimiz, ayrımsız tüm çocukların, bugün gönüllerince gülmesinin, eğlenmesinin, oynamasının, bayramı bayram bayram gibi kutlamasının sağlanmasıydı. Ancak, hem yaşadığımız salgın ve ona bağlı sorunlar, hem de siyasi iktidarın uyguladığı politikalar, yaşanılan sorunların yok sayılarak, bayram kutlanmasını olanaksız hale getirmektedir. Mustafa Kemal Atatürk tarafından çocuklara armağan edilen 23 Nisan’da, çocuklarımız bayram yapmak yerine karşılaştıkları sorunlarla baş etmek durumunda kalmaktadır. Kurumsallaşmış bir demokrasiye sahip olmamız gerekirken, TBMM’nin açılışının 100. yılında bizler hala egemenliğin kaynağının halk olduğunu ısrarla ve inatla anlatmaya devam etmek durumunda kalmaktayız. Tüm zorluklara ve engellere rağmen demokrasiyi de egemenliğin kaynağının halk olduğunu da savunmayı ve anlatmayı sürdüreceğiz.

Parlamentonun açılışının 100. yılında;

İsterdik ki, çocuklara armağan edilen bu günde savaşlardan, açlıktan, yoksulluktan, iklim krizinden söz etmeyelim.

İsterdik ki, çocukların gülüp eğleneceği bugünde çocuk işçiliğinden, mevsimlik tarım işçisi ailelerin çocuklarının yaşadıklarından, eğitimden mahrum bırakılan çocuklardan söz etmeyelim.

İsterdik ki, yarınların çocukların olacağı bir dünyada evlerinden, yurtlarından ayrılmak durumunda kalan göçmen, mülteci çocuklardan söz etmeyelim.

İsterdik ki, bilimsel, laik, eşit, ücretsiz ve anadilinde olmayan eğitimin yarattığı sorunlardan söz etmeyelim.

İsterdik ki, çocukların evlendirilmesinden, istismar edilmelerinden söz etmeyelim.

İsterdik ki, 9 yaşındaki Ceylan’ın dövülerek öldürülmesinden söz etmeyelim.

Yaşanan sorunlardan söz etmeden ve çözümü için olanca gücümüzle mücadele etmeden, çocuklara yaşanabilir bir dünya bırakmamızın mümkün olmadığı ortadır. Türkiye’de çocukların yaşadığı ağır sorunlar, evde, okulda ve sokakta karşı karşıya kaldığı tehdit ve tehlikeler her geçen gün artmaktadır. Türkiye nüfusunun yüzde 30’a yakınını çocuklar oluşturmaktadır. Çocukların fiziksel, zihinsel, eğitsel, sosyal, kültürel ve duygusal gelişimlerine zarar veren politika ve uygulamalar her geçen yıl artarken, yaşam ve eğitim hakları başta olmak üzere, sağlıklı büyüme ve gelişim hakkına aykırı adımlar atılmaktadır.

Türkiye’de yaşayan çocuklar, göstermelik törenlerden çok, erken yaşta büyümek zorunda kalmadan çocukluklarını doyasıya yaşamak, geleceğe umutla ve güvenle bakmak, nitelikli bir eğitim ve sağlıklı bir yaşam istemektedir. Ancak siyasi iktidar, çocuklarımıza daha iyi bir gelecek hazırlamak için adımlar atmak yerine, uyguladığı çocuk düşmanı politikaları nedeniyle her yıl binlerce çocuğu dini vakıf ve cemaatlere teslim etmekte, çocukları eğitimden kopararak erken yaşta evlenmeye zorlamakta ya da çalışmak zorunda bırakmaktadır.

Türkiye’de özellikle kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesi sorunu sürmektedir. TÜİK’in resmi verilerine göre, 2018 yılında çocuk yaşta evlendirilen kız çocuklarının sayısı 20 bin 779 olmuştur. Zorla evlendirilen kız çocuklarının sayısı, erkek çocuklarının sayısından 20 kat daha fazladır. Okula gidemeyip çalışmak zorunda bırakılan, çocuk yaşta evlendirilen, cezaevlerinde olan, cemaatlere, tarikatlara, dini yapılara mecbur bırakılan, anadilinde eğitim hakkı başta olmak üzere en temel hak ve özgürlükleri yok sayılan çocuklar için kutlanacak bir günden bahsetmek mümkün değildir.

Yıllardır iktidar desteği ile dini eğitim veren, çeşitli dini vakıf ve cemaatlere ait okul, kurslar, yurtlar ve evlerde çocuklara yönelik olarak yaşanan cinsel istismar vakalarının belirgin bir şekilde artmış olması, çocuklara yönelik cinsel istismar ve saldırıların siyasi iktidarın çabalarıyla cezasız bırakılması, çocuklarımızın ve öğrencilerimizin nasıl büyük ve organize bir tehdit ile karşı karşıya olduğunu net bir şekilde göstermektedir.

Türkiye’de çocuk iş gücü sürekli artmakta, eğitim çağındaki çocuklarımız okumak yerine tarlada, sanayi sitelerinde son derece sağlıksız, ilkel koşullarda çalışmaya ve yaşamaya zorlanmaktadır. Çocuk işçiliğinin her geçen yıl artması, mülteci çocuklara yönelik ayrımcı uygulamalar, çocukların en temel yaşam ve eğitim hakkının tehdit altında olmasının hiçbir insani açıklaması yoktur. Türkiye’de yaşayan çocukların bugünü ve geleceği için en büyük tehdit, yaşamlarının henüz başlarında olmalarına rağmen, bu kadar çok acı ve sorunla yaşamak zorunda bırakılmış olmalarıdır.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne taraf olan Türkiye, sözleşmenin çocuğun yüksek yararı, yaşama ve gelişme hakkı, katılım hakkı, ayrım gözetmeme, güvenli bir ortamda büyüme hakkı şeklinde temel ilkeler üzerinden belirlenen yükümlüklerinin büyük bölümünü yerine getirmediği gibi, çocuklara karşı işlenen suçlara karşı kalıcı çözümler üretmekten uzak durmaktadır. Oysa Çocuk Hakları Sözleşmesi devletleri, çocuk haklarına saygı duymaya davet etmekte ve onlara bu hakların korunması ve ihlal edilmemesi için çeşitli yükümlülükler yüklemektedir. Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocukların istismardan korunmasında öncelikli görevi devletlere vermesine rağmen, özellikle eğitim kurumlarında (okul, yurt, kurs, ev vb.) yaşanan çocuk istismarı vakalarının birinci dereceden sorumlularının siyasi iktidar ve MEB olduğu açıktır.

Bugünkü Türkiye tablosunun çocuklarımıza vaat ettiği geleceğin ne kadar tehlikeli ve karanlık olduğunu görmek için, son yıllarda çocuklarımıza yönelik olarak işlenen suçlara bakmak yeterlidir. Çocuklarımız eğitim biliminin evrensel ilkeleri üzerinden değil, dini kural ve referanslara göre eğitilmeye çalışılmaktadır. Düşünen, eleştiren, sorgulayan değil, düşünmeden, sorgulamadan yaşayan bir nesil yetiştirilmek istenmektedir. Türkiye’de çocuklarımızın karşı karşıya kaldığı vahim tabloyu değiştirmenin tek koşulu gerçek anlamda halkların egemenliğine dayalı, laik, demokratik ve bağımsız bir ülke mücadelesinin başarıya ulaşmasıdır.

Eğitim Sen olarak eşitliğin, özgürlüğün, barışın ve kardeşliğin egemen olduğu, tüm çocukların eğitim hakkından eşit koşullarda ve kendi anadillerinde yararlanabildiği, çocuk ve gençlerimizin gelecek kaygısı duymadan barış içinde kardeşçe yaşayabileceği, tek bir kişinin değil gerçek anlamda halkın egemen olduğu bir ülke için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimiz bilinmelidir.

Çocuklarımızın karşı karşıya olduğu tüm tehditlere, onların haklarına yönelik her türlü saldırıya ve yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen, çocuklarımıza ve öğrencilerimize onurlu bir gelecek bırakmak için tüm gayretimizi seferber edeceğiz. Bu kararlılık ve inançla ‘23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyoruz.

Eğitim İş:23 NİSAN: BALKONLARIMIZDA, AYNI SAATTE, HEP BİR AĞIZDAN, BİR ASIRIN GURURU VE İLK GÜNÜN COŞKUSUYLA!

Bugün ulusumuzun bağımsızlık destanının bir asra kavuşmasının günüdür. Bugün, bu toprakların insanlarının tebaa olmaktan millet olmaya geçtiğinin tescillenmesinin 100. yıldönümüdür.
Bugün, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Meclis'inin kurulmasının 100. senesidir. Bugün, dünyada çocuklara bayram adamış tek millet olmanın kıvancını doya doya yaşamanın günüdür.
Tüm emperyalist devletlerin parça koparmak istediği bu toprakları, bütün mazlum halklara ilham olacak bir destana kavuşturan Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, bu destanı Türkiye Büyük Millet Meclisi ile taçlandırmıştır.
Zor şartlar altında kurulan bu Meclis, bu vatanda artık milletin kendi kendini yöneteceğinin, iradesini hiçbir baskıcı güce teslim etmeyeceğinin ilanı olmuştur.
Bugünün önemini “23 Nisan, Türkiye milli tarihinin başlangıcı ve yeni bir dönüm noktasıdır. Bütün bir düşmanlık dünyasına karşı ayağa kalkan Türkiye halkının, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni meydana getirmek hususunda gösterdiği harikayı ifade eder. Egemenlik ulusundur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden başka hiçbir makam, ulusun alınyazısında etkin olamaz. ” sözleriyle anlatan Atatürk, bugünü neden çocuklara ithaf ettiklerini de şu ifadelerle açıklamıştır:
"Küçük hanımlar, küçük beyler... Sizler hepiniz, geleceğin bir gülü, yıldızı, bir bahtının aydınlığısınız. Memleketi asıl aydınlığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız."
AKP iktidara geldiğinden beri çeşitli yöntemlerle sönükleştirilmek istenen ancak milletimizin Cumhuriyet sevgisi nedeniyle her şeye rağmen coşkuyla kutlanan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, bu yıl Korona kabusu koşullarında kutlanacaktır.
Her zaman bilimi öncüleyen Atatürk'ün eğitim neferleri olarak, bu salgın kabusuna karşı kutlamaların bilimin verdiği talimatlar çerçevesinde gerçekleştirilmesini önemsiyoruz.
Gelin, Korona için dışarı çıkmanın tehlikeli oluğu şu günlerde, balkonlarımızı ufak şölen alanlarına dönüştürelim! Ailece balkonlarımızı, sınıfları süslediğimiz gibi süsleyelim, bayraklar ve balonlarla donatalım. Hep bir ağızdan söyleyeceğimiz İstiklal Marşımız ile bu kara günlerde birbirimize umut olalım. Ulus olmanın bilinci, coşkusu; uzaklıklarla ölçülmez; salgın koşullarına rağmen balkonlardan birbirimize kuracağımız gönül köprüsüyle dünyaya tekrar ilham olalım!
"Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir" diyen önderimiz Atatürk'e layık olalım!
Gururun, coşkunun, ulus olmanın 100. yılında tüm yurttaşlarımıza sevgilerimizi sunuyor, nice 100 yıllara diyoruz!

MERKEZ YÖNETİM KURULU

23 Nisan 100.Yıl Özel Broşürümüz için tıklayınız

23 Nisan Afişimi için tıklayınız

23 Nisan Afişimizi indirmek için tıklayınız

Anadolu Eğitim Sen:23 NİSAN ÇOCUKLARIMIZA DEVREDECEĞİMİZ MİLLİ EGEMENLİĞİN BAYRAMIDIR

23 Nisan 1920, devlet yönetiminde millet egemenliğinin üstün kılındığı tarihtir. Ulusal egemenlik bayramı Mustafa Kemal Atatürk tarafından çocuklara armağan edilmişse bunu bir emanet, miras olarak düşünmek gerekir.

Ulusumuzun emperyalizme meydan okuyarak küllerinden yeniden dirilip ulusal egemenliğimizi taçlandırdığı 23 Nisan, büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Türk milletinin geleceği olan sevgili çocuklarımıza armağan ettiği en mutlu günümüzdür.

Dünyada kendisine bir bayram hediye edilmiş başka ulus çocukları yoktur. Bu bizim için onurdur.

Ülkemizin teminatı ve aydınlık geleceğimizin mimarı olan çocuklarımız dün ve bugün olduğu gibi yarın da bayramlarına sahip çıkacak, Atamızın emanetini sonsuza kadar koruyacaklardır. Bunun için de çocuklarımızın eğitimi, kalplerinde vatan ve millet sevgisinin olması, görev ve sorumluluklarına yürekten bağlı, düşünceli insanlar olarak yetişmesi biz eğitimcilerin sorumluluğundadır. Çocuklarımıza vatandaşı olmaktan her zaman gurur duyacakları, daha güzel bir Türkiye bırakmak için var gücümüzle çalışmaya devam edecek, çocuklarımızın da kendilerine bırakılan bu emanete sahip çıkacak, daha ileri seviyelere çıkaracak bilinci ve düşünceyi de kendilerine aşılayacağız.

Covid19 nedeniyle evlerde olduğumuz şu süreçte dışarıda hep birlikte kutlayamıyor olsak da bayramın 100. yılında aynı coşku, aynı duygu ve düşüncelerle bağımsızlığın ve milli egemenliğin sembolü olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılış yıl dönümü ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutluyor, bu özel günü bizlere armağan eden Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü ve aziz şehitlerimizi bir kez daha minnetle, şükranla anıyoruz.”

Anadolu Eğitim Sendikası Merkez Yönetim Kurulu



Mektepli Gazete | Eğitim Sendikalarından 23 Nisan Açıklamaları