Mektepli Gazete

Eğitim: Kim Tarafından, Ne İçin ve Nasıl?

İçinden geçtiğimiz şu korona günlerinde, neoliberalizmin (yeni-sağ) iflas ettiğine ilişkin tartışmaların biri diğerini kovalamaktadır.

Paylaş
Yazı boyutu
100%

İçinden geçtiğimiz şu korona günlerinde, neoliberalizmin (yeni-sağ) iflas ettiğine ilişkin tartışmaların biri diğerini kovalamaktadır. Unutulan şudur ki, kurumsallaşmış olması hasebiyle, epey uzunca bir süre daha hayatımızın bütün alanlarını ve elbette eğitim dünyasını belirlemeye devam edecek olması.

Neoliberal ideolojinin eğitim dünyasına etkileri birçok eleştirel eğitimci ve araştırmacı tarafından makro düzeyde işlendi. Fakat bu değişimlerin okuldaki günlük hayatı ve müfredat içi ve harici aktiviteleri nasıl değiştirdiğine dair eleştirel çalışmalar yok denecek kadar az. Bu yazıda Amerikan devlet okullarında yaşanan bu eksen kaymasına ve muhtemel sonuçlarına değineceğim.

Neoliberalizm, insanlığın liberalizmle beraber erişebileceği en mükemmel seviyeye eriştiğini ve daha iyisinin mümkün olmadığını iddia eder. Eğitimde yapılması gerekenin ise, bu mükemmel bilginin standart halde paketlenerek öğrenciye sunulması olduğunu vaaz eder. Yalnız standart paketlerde aktarılan bu bilgi, teknik ve mühendislik türünden bilgidir. Yani, bu müfredat dünyasında sanat ve felsefe gibi diğer beşeri bilimlerin yeri yoktur; zira bu öğretiler, hayatın ve insanlığın her zaman daha iyiye ve güzele erişebileceğini ima eder ki, bu neoliberal kabullerle çelişir.

Uzunca bir süredir, Amerikan devlet okullarında STEM (science, technology, engineering, mathematics.) (bilim, teknoloji, mühendislik, matematik) furyası estiriliyor. Yukarıda bahsettiğimiz şekliyle beşeri bilimler, hızla müfredattan çıkartılır ya da önemsizleştirilirken, aslında neoliberalizm, insanı ekonomik bir varlığa indirgeyerek onun politik yönünü dumura uğratmaya çalışıyor. Ki bu, neoliberal eğitim politika ve uygulamaların açıktan sürdürülen bir sınıf savaşı olduğunun en yalın ispatını teşkil etmektedir.

Bunu yaparken, Amerikan devlet okullarında geleneksel öğretmenlik sertifikasının yanında career-technology education (CTE)-kariyer ve teknoloji eğitimi sertifikasını gündeme getirdi. Bir çok ders, bu sertifika grubunun altına alındı. Bu, tüm devlet okullarının bir tür meslek liselerine dönüştürülmesi çabasıdır. Bütçelerin büyük kısmı CTE derslerine ayrılırken, birçok okulda müzik korosu için ayrılan salonlar, bilgisayar laboratuvarı haline getiriliyor. Yeni inşa edilen okullarda müzik dersi zaten açılmıyor. Drama dersleri bütçesizlikten ve mekan eksikliğinden dolayı müfredat dışı kalıyor.

Bu dönüşüm, okuldaki öğrenci kulüplerinin yapı ve işleyişini kökten değiştiriyor.

Geleneksel olarak Amerikan okullarında öğrenci kulüpleri, “associate of student body” (ASB) (öğrenci birliği derneği) yapısının altında faaliyet gösterir. Her yıl okullar başladığında seçimler yapılarak yönetim oluşturulur. Bu seçim süreci Amerikan politik sisteminin küçük bir kopyası olarak işlev görür ve insanın (öğrencinin) politik bir varlık olduğunu teyit eder.

Fakat STEM ve CTE süreçleri ile beraber okullardaki ASB yapıları zayıflatılmaya ve CTE kulüpleri popüler hale getirilmeye başlandı. Bu kulüpler tamamen atama ve üsten belirlemelerle oluşuyor; herhangi bir seçim süreci yok. Yazının başına dönüp taşları birleştirirsek, bu ASB’den CTE’ye yöneliş, neoliberlizmin temel prensipleriyle örtüşmektedir. Buna göre, ASBde öğrenci, politik bir varlık iken CTE’de sadece ekonomik bir unsurdur. Ekonomide piyasanın düzenleyiciliğidir belirleyici olan. Dolayısıyla insanın politik bir varlık olarak faaliyeti ve demokrasinin kendisi gereksiz, hatta bir çok noktada ayak bağıdır.

Geçen yıl iştirak ettiğim İtalya’da yapılan eleştirel eğitim konferansında Türkiye’den katılan akademisyen-eğitimcilerle bu konuyu istişare ederken, ‘okulların meslek bilgisi vermesi niye kötü bir şey olsun ki?!’ minvalinde bir soru gelmişti. İlk bakışta, okulların bilim, mühendislik, matematik ve teknoloji öğretmesi kulağa gayet hoş gelir. Ama işin esas yüzü, arka odaları açtığınızda ortaya çıkar. Bunu hem bir eğitimci-akademisyen hem de bir teknik lise mezunu olarak biliyorum.

Mesleki eğitim ve çıraklık merkezleri, öğrencilere belirli bir meslek edinme imkânı sunarken bir çok şeyden yoksun bırakır. O meşhur şarkıda olduğu gibi, ‘işçisin sen, işçi kal’ der. Evet böylesi okullarda çocuklar elektrik tesisatı yapmayı, bilgisayar kullanmayı ya da araba tamir etmeyi ve benzeri becerileri edinir ve bu bir ölçüde öğrenciye yaşama katılmaya yardımcı olur.

Fakat böylesi bir okulda öğrenci, şiirin ve edebiyatın tadını alamaz. Çocuklar ne Balzac bilir ne Dostoyevsky; ne Nazım Hikmet ne de Şekspir. Bunlar öğretilmez mesleki ve çıraklık eğitim merkezi türünden okullarda. Felsefe öğrenmenin tadına varamaz çocuklar; ‘sen araba tamir edecek adamsın, felsefe senin neyine!’ derler. Müzik dersinde bir enstrüman çalmanın ve belki koro ya da bando kurmanın tadına varamaz çocuklar; ‘sen teknisyen olacak adamsın, müzik senin neyine!’ derler. Oysa çocukların sağlıklı ve çok yönlü gelişimi için müzik dersi en az matematik kadar önemlidir. Şiirin tadına varamayan biri, tam anlamıyla insan olamaz. Felsefi düşünceyle tanışmamış biri, kendine söylenin ötesini göremez. Daha da önemlisi, eleştirel bir vicdan ve bilinç geliştiremez. Ama belli teknik konularda yetkinleşip işverenlere ucuz kalifiye eleman olur.

Oysa devlet okulları, Türkiye ve Amerika’da vatandaşın ödediği vergilerle finanse edilir. Bu paraların nasıl ve ne tür bir eğitime harcanacağını bir avuç para babası ve onun kuklaları olan politikacılar karar veremez, vermemelidir. İnsan, çok boyutlu politik bir varlıktır; sadece ekonomik bir varlığa indirgenemez. Çocuklarımızın iş ve teknik beceri kazanmasına kimse itiraz etmez. Ama bu şiiri, romanı, müziği, resmi ve beşeri bilimleri ve güzel sanatları ihmal ederek yapılamaz.

Amerika’da ve içinde Türkiye’nin de olduğu, birçok ülkede eğitimde olup biten neoliberal müdahaleler, teknik bilgi ve becerisi olan fakat diğer insani yönleri (duygusal, sosyal, politik, ahlaki ve estetik) geri bırakılmış uysal iş gücü yetiştirme maksadı gütmektedir. Bu anlamda demokratik kamuoyu, eğitimciler, akademisyenler ve veliler, bu neoliberal müdahaleye karşı durmalı ve insanın politik ve insani duruşunu öne çıkaran özgürleştirici eğitimin yaygınlaşması için mücadele etmeli ve örgün adımlar atmalıdırlar.

Mektepli Gazete | Eğitim: Kim Tarafından, Ne İçin ve Nasıl?