Mektepli Gazete

Dr. Yaşar Yavuz Yazdı: Nitelikli Eğitim

İnsanlar, yeryüzünde var olduklarından bu yana bir yandan bireysel bir yandan da toplumsal bakımdan değişme ve buna bağlı olarak gelişme yönelimli bir çizgide yaşamlarını sürdürmüş ve sürdürmektedirler.

Paylaş
Yazı boyutu
100%

Tebeşir Bülten'in 25. sayısında Sayın Dr. Yaşar Yavuz'un "Nitelikli Eğitim" başlıklı yazısı ile "Nasıl bir eğitim istiyoruz" sorusuna yanıt aramaya çalışmış.


İnsanlar, yeryüzünde var olduklarından bu yana bir yandan bireysel bir yandan da toplumsal bakımdan değişme ve buna bağlı olarak gelişme yönelimli bir çizgide yaşamlarını sürdürmüş ve sürdürmektedirler. Bu süreç içinde avcılık-toplayıcılık dönemini, tarım dönemini, sanayi dönemini yaşamış, günümüz de ise bilişsel teknoloji dönemini yaşamaktadır. Başlangıçta belki de diğer bazı canlılar gibi içgüdüsel tepkiler ile doğal ve toplumsal çevresi ile etkileşim içinde gereksinimlerini karşılarken, süreç içinde geliştirdiği bilişsel gücü ile diğerlerine oranla daha güçlü biçimde ve hatta hegonomik bir yapıda baskın bir tür olarak yeryüzüne egemen olma yönünde bir gelişme göstermiştir. Bu gelişim sürecinde insana güç veren onun bilişsel yeterliğidir. Söz konusu bilişsel yeterliğe de yaşam süreci içinde geliştirmiş olduğu zeka ve zekanın işlevi olan akıl yürütebilme, zorluklarla baş edebilme ve en önemlisi de yaratıcılık becerileri ile ulaşabilmiştir. Bu becerilere dayalı olarak da insana özgü olan ve belki de kendi hüsnü kuruntusu olan üstün yaratık algısını geliştirmiştir. Günümüzde kimi çevreler insanı, dünyanın en üstün tür olarak kabul ederken, kimi çevreler (doğacılar) ise buna karşı çıkarak insanın, yeryüzünde ancak diğer canlılar kadar bir yeri/önemi olabileceğini kabul etmektedirler. İnsanın yeryüzünde bulunduğu andan günümüze kadar olan gelişim süreci bütüncül bir bakışla değerlendirildiğinde yeryüzünde doğal çevreyi değiştirebilecek düzeyde etkili bir konuma ulaşmış olduğu kabul edilmelidir.

İnsanın ulaştığı bu konuma, sahip olduğu ya da geliştirdiği bilişsel yeterliği ile ulaşabildiği yadsınmamalıdır. İnsanın bilişsel yeterliğinin besini elbette ki bilgidir. İnsanı diğerlerinden üstün kılan ürettiği bilgi ve buna bağlı olarak da ulaştığı dünyanın en zeki yaratığı konumudur. İnsanı diğer canlılara göre farklı kılan bilişsel yeterliğin kaynağı olan bilgi, O’nun öğrenebilme yeteneğinin bir sonucudur. Öğrenme, insanın çevresi ile etkileşimi ile gerçekleşmektedir. Öğrenme başlangıçta doğal yollarla taklit, model alma ya da yetişkinlerin yöneltici etkileri ile kendiliğinden gerçekleşirken, giderek daha örgütlü, biçimsel, kasıtlı ve bilimsel bir süreç izlenerek gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Günümüzde yaşamın karmaşıklığı, bilimsel bilginin yoğunluğu ve insan gereksinimlerinin karşılanmasında izlenen yol ve yöntemler insanın ve dolaylı olarak toplumun öğrenmesi, düzenlenmiş yaşantıları içeren süreci ve sistemsel bir yapısı olan örgütleri gerekli kılmıştır. Okul adı verilen bu örgütler, insanların tarım toplumuna geçişiyle başlayan yerleşik yaşamla birlikte yavaş yavaş ortaya çıkmıştır.

Antik dönem devletlerinin hemen hepsinde okul işlevi gören örgütsel yapılar içinde topluma yeni katılanlara (çoğunlukla çocuklar, az da olsa köleler) eğitim aracılığıyla bilgiler kazandırılmaya başlandığı bilinmektedir. Okul kavramı, kimi bilgelerin ya da felsefecilerin bireysel girişimleri (Aristo, Sokrat vd.) ya da inanç temelli öğretilere dayalı girişimleriyle başlayan bir öğretim ve öğrenme süreci iken, gidererek biçimsellik kazanan ve toplumsal sistem içinde diğer tüm sistemleri etkileyen eğitim sisteminin işlevsel bir alt örgütü olarak ortaya çıkmıştır. Günümüzde eğitim kavramının somut örgütü olarak okul, eğitim sisteminin görünen yüzü, etkinlikleri ve ürünleri ölçümlenebilen dolayısıyla bireyler ve toplum düzeyinde etkisi ve niteliği gözlemlenen bir kurumsal yapıdır. Okulun hem işlevsel yapısı hem de etkinlikleri ve etkiliği, gerçekleştirmekte olduğu hizmetin niteliğinin önemini de artırmaktadır.

Söz konusu nitelik, sunulmakta olan eğitimin bireysel ve toplumsal gereksinimleri ne ölçüde karşıladığı, içeriğinin ne olduğu, hangi yöntem ve tekniklerle gerçekleştirildiği gibi etkinlik yönlü değerlendirmelerle birlikte tüm sürece yön veren eğitimsel amaçlarının ne olduğu ve ne düzeyde gerçekleştirildiği yönlü değerlendirmelerle ilgilidir. Sunulmakta olan ya da alınmakta olan eğitimin niteliğinin değerlendirilmesinin bir başka yönü de hem bireysel beklentileri hem de toplumsal beklentileri ne ölçüde karşıladığıdır. Tüm bu değerlendirmeler, eğitim sürecine yönelik sorulacak sorularda saklıdır. Temel soru “nasıl bir eğitim?” sorusudur. Bu soruyu açımlamak için “kime, nerede, ne, nasıl, ne ile, kimlerle, ne sürede” gibi alt soruları yanıtlamak gereklidir. Bu sorulara verilecek yanıtlar eğitimin niteliğini, yeterlilik ve etkililik çerçevesinde değerlendirmeyi gerektirmektedir. Bu değerlendirmeyi genel bir yaklaşımla “nasıl bir birey ve nasıl bir toplum yetiştirme hedeflenmektedir?” sorusuyla genişleterek, günümüzde bir devlet sorumluluğu olan eğitim sisteminin niteliğinin ortaya çıkarılması önem kazanmaktadır. Çünkü tüm dünya devletleri ele alındığında geçmişten günümüze hemen her devlet, kendi içinde kendi karar ve politikaları gereğince diğerlerinden farklı bir eğitim hizmeti sunmaktadırlar. Ancak, günümüzde hem genel olarak tüm bilim dallarında, hem de eğitim bilimlerinde ulaşılan bilgi birikimi, hem de devletler arası işbirlikleri (Unesco, Bologna, Erasmus, ...), görece birbirinden farklı eğitim uygulamalarındaki farklılıkları azaltarak, bir örnek uygulamalara da yöneldikleri görülmektedir. Bu süreç özellikle 1980’lerden sonra tüm dünyada etkin olan küreselleşme ile daha hız kazanmaktadır. Dünya genelinde küreselleşmenin etkisi ile eğitim hizmetinin sunumunda izlenen politikaların, neoliberal politikalar çerçevesinde sermayece gereksinim duyulan nitelikli insan gücü yetiştirmeye yöneldiği gözden kaçırılmadan izlenmekte olan politikalara özellikle “eleştirel kuramcılarca” sert eleştirilerin yapılması, eğitimin niteliğinin ne denli önemli bir sorun olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Eğitim hizmetinin sunucusu olarak devletlerin izledikleri eğitim politikaları, her bir devletin kendi sistemsel yapısı ile ilişkili olması doğaldır. Tarım toplumu döneminde yerleşik yaşama başlayan insanlar, günümüze kadar feodal devlet, teokratik devlet, otokratik devlet, demokratik devlet gibi farklı devlet yapıları ile birlikte dünya genelinde kimi ülkelerde ekonomi ile ilintili olmak üzere kapitalist devlet-sosyalist devlet gibi birbirinden yapısal olarak farklı örgütlenmeler gerçekleştirmişlerdir. Doğaldır ki, her devlet, kuruluşunda ve işleyişinde yön verici olan yaklaşıma göre işleyişini gerçekleştirirken, sahip olduğu eğitim sistemini, dolayısıyla eğitim hizmetinin sunumunu da bu yaklaşıma göre yapılandırmaktadır.

Devletlerin eğitim hizmetinin sunumunu üstlenmesinden bu yana, gerek oluşturulan sistemde gerekse de sürecin işleyişinde izleyecekleri politikalara ve yaklaşımlara yön veren güç, devletin kuruluşuna kaynaklık eden güçten etkilenir. Devlet yapısı otokratik bir yapıda ise, eğitim sistemi ve işleyişine yön veren otokratik gücü elinde bulunduran hegonomik politikalarına ve çoğunlukla sistemin öngördüğü niteliklere sahip (sisteme bağlı, algılamayan, sorgulamayan) bireyler yetiştirmek üzere biçimlenir. Devlet yapısı demokratik yapıda ise eğitim sistemi ve işleyişi bu yapının gerektirdiği gibi demokratik çağdaş, katılımcı, bireysel ve toplumsal gereksinimleri gözeten, bireysel ve toplumsal gelişmeyi hedefleyen bir yapıda gerçekleştirilir. Genellikle eğitimde başarılı olan devletlerin, görece daha başarısız olan ülkelere göre devlet yönetimlerinde daha demokratik ve katılımcı bir yönetsel yapıya sahip olduğu ya da eğitim sürecine ilişkin izlenen politikalarında ve uygulamalarında birey merkezli, demokratik ve katılımcı bir yol izledikleri görülmektedir (Finlandiya, İsveç, Güney Kore, ...). Ancak kimi devletlerin anayasalarında demokratik yapıdan söz edilse de uygulamalarda bu vurguyla özdeş bir eğitim sistemi ve uygulamasından uzak, dolayısıyla da çağdaş eğitime uygun nitelikli bir eğitim hizmetinden uzaklaşmakta ve yoksunlaşmakta oldukları gözlenmektedir. Türkiye’de son yıllarda izlenen eğitim politikaları ve ilişkili hedefleri “kindar ve dindar nesil yetiştirme söylemi-politikası” bu duruma örnek olarak verilebilir.

Günümüz devletlerinde sürdürülmekte olan eğitim hizmetlerinin sunumu ve ulaşılan sonuçlar, uluslararası kuruluşlarca (TIMSS- Trends in International Mathematics and Science Study: Uluslararası Matematik ve Fen Eğilimleri Araştırması, Uluslararası Eğitim Başarılarını Değerlendirme Kuruluşu “IEA” PISA gibi) sistematik olarak ölçümlenmekte ve bu ölçümlere göre de değerlendirilmektedir. Söz konusu değerlendirmeler, her ne kadar çoğunlukla sayısal içeriklerle de olsa (öğrenci başına harcama, derslik başına düşen öğrenci gibi) özellikle fen bilimleri, matematik ve dil becerisi gibi bilişsel beceri odaklı olarak yapılmaktadır. Bu durum, etkililik-yeterlilik ve kalite yönlü değerlendirmeleri öteleyerek daha çok nitelikli eğitimin önemsendiğinin bir göstergesidir. Nitelikli eğitim, sayısal büyüklüklerden çok, öğrenme yoluyla edinilen bilgi ve becerilerin birey ve toplum açısından değişim, gelişim sürecindeki işlevi ve etkisi olarak düşünülmelidir. Yani nitelikli eğitim, etkililik-yeterlilik ve kaliteden daha kapsamlı ve işlevsel bir kavramdır. Nitelikli eğitim, sistemsel amaçlarla ilgilidir. Belirlenen niteliğe ulaşmak ancak sistemin yeterliği ve etkililiği ile mümkündür. Bu nedenle sorun, niteliğin ne olduğu ya da olacağıdır. Günümüz gelişmiş toplumlarında (sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal yapısı dikkate alındığında) görece daha belirgin olan ve çağdaş eğitimi betimleyen laik, demokratik, bilimsel eğitim, nitelikli eğitim olarak kabul görmektedir. Bir tanım yapmak gerekirse nitelikli eğitim;

? Bireyi çevresindeki olay ve olguları ve ilişkili sorunları algılayabilen, sorgulayabilen, çözümler üretebilen, öğrenebilen öğrendiklerini etkin kullanabilen yaratıcı, üretici ve katılımcı bireyler olarak yetiştirebilen;

? Yetiştirilecek bireyler aracılığıyla da toplumu sosyal, kültürel, ekonomik, siyasal yönlerden geliştiren, kalkındıran ve diğer toplumlarla birlikte daha yaşanılası bir dünya için demokratik, laik, sosyal ve hukuk temelli yaşamı benimseyen toplumlara dönüştürebilen eğitimdir.

Dr. Yaşar Yavuz

Mektepli Gazete | Dr. Yaşar Yavuz Yazdı: Nitelikli Eğitim