DİDEM TEMEL YAZDI: DİŞİ DEVE
‘Sadece ANKAPARK ve Savcılığa intikal eden dosyalardaki toplam tutarı Türkiye nüfusuna böldüğünüzde her yurttaşın cebinden 107 TL para çıkmış olduğunu göreceksiniz.

DİDEM TEMEL YAZDI:
DİŞİ DEVE
‘Sadece ANKAPARK ve Savcılığa intikal eden dosyalardaki toplam tutarı Türkiye nüfusuna böldüğünüzde her yurttaşın cebinden 107 TL para çıkmış olduğunu göreceksiniz.
Sadece ANKAPARK ve Savcılığa intikal eden dosyalardaki toplam tutar ile pandemide işini kaybeden 315 bin 547 kişiye bir yıl kesintisiz asgari ücret ödenebilirdi.’ demiş Murat Ağırel, son kitabı Parsel Parsel’in sonuç bölümünde. Eminim herkes için hayret verici ama bir Ankaralı olarak benim için enkaz altından çıkıp yarım yamalak nefes almak gibi.
Yani kurtulduğunuza mı sevinmelisiniz yoksa enkazın altında bıraktıklarınıza üzülmeli misiniz?
Enkazın altında kalan her şeyden önce ahlak! Tarikatlar marifeti ile çalınan geleceğimiz, değişen sermaye ve toplum yapısı ve en fenası da bunların normalleşmesi. Bu dönem hafızamıza kazınan ‘çalıyorlar ama çalışıyorlar’ açmazı işte tam da bu normalleşmenin yansıması.
Bu algıyı bir de dinle taçlandırdılar mı resmen dokunulmazlık zırhı kuşanıyorlar. Oysa ki yüce dinimiz hep dürüstlüğü, yetim hakkı yememeyi, kazancı hakça bölüşmeyi, işi ehline vermeyi, tartıda ve ticarette hileden kaçınmayı, akraba kayırmanın günah olduğunu söylemiyor mu? Bunları yapanların cehennemde cezalandırılacaklarını bildirmiyor mu? ‘Bana sadece kul hakkıyla gelmeyin!’ emri sadece bizim bildiğimiz bir sır mı? Eğer öyle ise bu sırrı ifşa edelim; hakkımızı yiyerek Yaradan’ın huzuruna çıkmayın!
Bir ülkenin başkenti hele de yoktan var edilmiş bir başkent ise bu şekilde yönetilmeyi; bir avuç aileyi zengin etmeyi, bir tarikatı hukuk tanımadan palazlandırmayı kendisine şiar edinmiş bir yöneticiyi hak etmez. Bir ülkenin başkenti aynı zamanda o ülkenin diğer şehirlerinin önderidir. Vatandaşının refahı, alt yapısı, üst yapısı, mimarisi, sanatı, müzesi… ile öncüdür. Dünyadaki tüm örnekleri de böyledir. Yabancı ülkelerde şehirler birbiri ile yarışır; yaşanası şehir standartlarında rekabet ederler. Bizde de rekabet var, haksızlık etmeyelim. Ama bizdeki rekabet, talan rekabeti!
Hangi ileri demokraside ülkenin başkentinin belediye başkanı istifaya zorlanır? Hangi gelişmiş ülkede görevden el çektirilen belediye başkanı hala siyaset yapmaya çalışır? Dahası dünyanın hangi ülkesinde böylesi bir yönetim tam 24 yıl aynı belediyeyi yönetmeye devam edebilir? Hangi akıl, hangi vicdan kendisini gün be gün soyan bir siyasi hareketi tekrar ve tekrar başına getirir?
Değil mi ki tarih tekerrürden ibarettir; Murat Ağırel’in Parsel Parsel’i bana Hz. Ali ile Muaviye arasındaki dişi deve hikayesini anımsattı.
‘Muaviye Şam’da, Hazreti Ali ise Küfe’de validir. Aralarında anlaşmazlık vardır, savaş çıkmak üzeredir.
Bir gün, bir deveci, yüklediği mallarla Küfe’den Şam’a gelir, açıkgözün biri ise deveye sahip çıkar; Bu dişi deve benimdir der. Küfeli kendisinden emindir, çünkü devesi erkektir. İtiraz eder, dinletemez.
Sorun Muaviye’ye kadar yansır. Hadise büyür. Ahali olaydan haberdar olur. Halk bir meydanda toplanır. Muaviye, bu dişi deve benimdir diyen Şamlı`ya sorar; bu dişi deve kimindir?
Benimdir diye yanıtlar açıkgöz hırsız. Muaviye de onaylar; evet, bu dişi deve Şamlı`nındır! Sonra döner halka sorar; bu dişi deve kimindir? Hep bir ağızdan cevap verirler; bu dişi deve Şamlı`nındır!
Küfeli neye uğradığını anlayamaz, şaşkın şaşkın bir kenarda dururken Muaviye çağırır; Ey Küfeli, dinle! Sen de ben de biliyoruz ki, bu deve senindir ve dişi değil, erkektir. Ama sen Küfe’ye dönünce gördüklerini Ali’ye anlat ve de ki: “Ey Ali, Muaviye’nin, dişi deveyi erkekten ayırt edemeyen, o ne derse evet diyen 10 bin adamı var! Ayağını denk al!”
Var git Ali’ye söyle ayağını denk alsın!’
Şimdi ya ayağımızı denk alacağız ya da bu talan düzenine geçit vermeyeceğiz. Vermeyelim ki bizden çalınan yılları, cebimizden şer odaklarına aktarılan milyonlarca doları, daha adil yarınları çocuklarımıza, torunlarımıza bırakabilelim…