Prof. Dr. Nejla Kurul Yazdı: Eğitim Bütçesinde Covid-19 Yok!
Öğrenciler, öğretmenler ve ebeveynlerle birlikte yaklaşık 50 milyon yurttaşı ilgilendiren MEB bütçesi, birkaç bin kişinin çalıştığı bir şirket bütçesinden bile az detay (sorun belirleme, duyarlı bir gerekçe oluşturma) içeriyor.

Paylaş
Yazı boyutu
100%
Eğitim Bütçesinde Covid-19 Yok!
Nejla Kurul
Covid-19 pek çok şey öğretti: Yaşam eski biçimiyle sürdürülebilir değil. Gündelik yaşamda radikal bir dönüşüme gerek var. Yeni ilişkilenme biçimlerine olan ihtiyaç hiç olmadığı kadar yakıcı. Bir virüs, eğitim ve sağlıktaki yaygın üretim yordamlarını alt üst etti. İnsani ilişkilerde ve insan-nesne etkileşiminde fiziksel mesafeyi dayattı. Kapitalizmin ekolojik tahribat, yaban hayatına müdahale ve denetimsiz kentleşmesine bir tokat attı. Doğanın insan türüne ilettiği mesaj şuydu adeta: “Sömürgeleştirme sırası bende, kaç kaçabilirsen!”
Covid-19, maskesiz nefes almanın ne denli değerli bir edim olduğunu gösterdi. Dostları sevgiyle kucaklamanın anlamını öğretti. Şimdi istesek de istemesek de “davetsiz konuk” olan virüsün bedenlerimizden uzak durması için maske, hijyen ve fiziksel mesafe önlemlerine uymak zorundayız. Hem kapitalizmin hem de Covid-19’un engellediği yaşamımızı bir süre yeni biçimiyle sürdürmek durumundayız. Önümüzdeki bir ya da iki yılın Covid-19 ile mücadeleyle geçeceğini biliyoruz. Aşı üretimi zaman alacak. Üretilen aşının gelişmekte olan dünyaya, özellikle toplumun mülksüzlerine ulaştırılması da zaman alacak! O halde bu farkında olma haliyle eğitim bütçesine bakalım.
Öncelikle bütçe kanunu teklifinin TBMM’e geç getirilmesi, eklerinin sonradan milletvekillerine ulaştırılması, program bütçe tekniğine çok hızlı geçilmesi nedeniyle olsa gerek, tüm bir eğitim sisteminin bütçesi birkaç performans göstergesine indirgenerek hazırlanmış görünüyor. Öğrenciler, öğretmenler ve ebeveynlerle birlikte yaklaşık 50 milyon yurttaşı ilgilendiren MEB bütçesi, birkaç bin kişinin çalıştığı bir şirket bütçesinden bile az detay (sorun belirleme, duyarlı bir gerekçe oluşturma) içeriyor. Gerekçede eğitimin gerçek sorunlarına dair çok az değerlendirme var, şeklen yeni havası veren ama “eski tas eski hamam” anlayışıyla hazırlanmış bir bütçe teklifi ile karşı karşıyayız. İkincisi, Milli Eğitim Bakanlığı 2021 Bütçesinin salgına dair öngörüsü çok zayıf. Kapitalist iş bölümüne göre toplum sağlığı eğitimin işi değil! Salgından korunma ve tedavi sadece Sağlık Bakanlığı’nın işi. Bütçede salgına dair vurgunun yetersizliği, Sağlık Bakanlığı’nın vaka sayılarını illere ve mahallelere göre şeffaf ve doğru biçimde açıklamaması ile de ilişkili. Öğretmenlerin sosyal medya paylaşımlarından eğitim ve okul yöneticilerinin de salgına ilişkin verileri kararttıklarını öğreniyoruz. Üzüm üzüme bakarak kararıyor.
Sayıştay Denetim Raporunun (2019) kimi önerileri, 2021 bütçesi gerekçesine pek de yansımamış. Kısaca Milli Eğitim Bakanlığı Bütçesi, Covid-19’un gelişimine göre önlemleri özenle açığa çıkartan, etkin demokratik katılımla incelten, eğitimin çoklu anlam dünyasına seslenen bir bütçe değil. Sessiz, soyut ve her şeyi sürecin kendi akışına bırakmaya dönük bir bütçe denilebilir.
Eğitimin başlıca iki gelir kaynağı var: Okulların bütçe dışı gelirleri ve büyük ölçüde doğrudan ve dolaylı vergilerle oluşan Merkezi Yönetim Bütçesinden Milli Eğitim Bakanlığına (MEB) ayrılan ödenekler.
Okulların bütçe dışı gelirleri Okul Aile Birlik’leri kanalıyla toplanıyor. Bu gelirler, kantin kira ve diğer gelirleri, otopark gelirleri, okul içi etkinliklerden ve ‘bağış’lardan oluşuyor. Okul türlerine göre döner sermayesi olan okulların elde ettiği gelirler de var, bununla birlikte oranı çok yüksek değil. Okulların bütçe dışı gelirleri, yüz yüzeliğin kırılganlığında çocuklardan, dolayısıyla ebeveynlerden toplanan gelirlerden oluşuyor. Okul içinde toplanan gelirler 60 kalemin üzerine çıkmış durumda. Okullarda yaratılan gelirin miktarı birbirlerinden oldukça farklı. Yani okulun bulunduğu semtte hangi toplumsal sınıfın üyeleri konaklıyorsa bu gelirin miktarı ona göre oluşuyor. Yani bana “okulunun semtini söyle sana bütçe dışı gelirini söyleyeyim” denilebilecek nitelikte bir olgu söz konusu. Okullarda gelir yaratma sürecinin öğrenci-öğretmen ilişkisini, aralarındaki güveni olumsuz etkilediğine ve ciddi eşitsizliklere yol açtığına dair çok sayıda araştırma var. Sayıştay raporuna göre 2019 yılında, Türkiye’de Eğitimin Finansmanı ve Eğitim Harcamaları Bilgi Yönetim Sistemine (TEFBİS) kaydedilen, okul-aile birliği gelirlerinin toplamı 1.34 milyar TL. MEB bütçesinin kabaca yüzde 1’e yakın. Bu gelirlerin uzaktan eğitim koşullarında kesintiye uğrayacağı kesin.
Eğitim harcamalarının asıl kaynağını Merkezi Yönetim Bütçesinden (MYB) ayrılan paylar oluşturuyor. Merkezi Hükümet Bütçesinden Milli Eğitim Bakanlığı’na ayrılan ödenekler il ve ilçe Milli Eğitim Müdürlükleri kanalıyla okullara ulaşıyor. 2021 Eğitim Bütçesi kabaca 146,9 milyar TL. Bu rakam Merkezi Yönetim Bütçesinin yüzde 12’sine karşılık geliyor. Önceki yıla göre yüzde 17’lik bir artış olmuş. Yükseköğretim ödeneklerini de dahil ettiğimizde (45 Milyar TL) eğitime MYB’nden ayrılan pay yüzde 14.2’ye yükseliyor. Sağlık ve eğitim ödeneklerini topladığımızda, merkezi bütçeden ayrılan pay yüzde 19’a ulaşıyor. Güvenlik harcamalarına ayrılan geniş tanımlı payla kıyaslandığında (yüzde 23) (1) bu bütçenin yaşamı, barışı, demokrasiyi öncelemediğini açıkça söyleyebiliriz.
MEB bütçesinin yüzde 81,4’ü, yani 120 milyar TL’si personel giderleri ve sosyal güvenlik primlerine ayrılıyor. Eğitimin en etkin öznesi öğretmenler olduğu için personel giderlerinin yüksek olması doğal. Ancak öğretmen ücretleri enflasyon karşısında önemli ölçüde eridi. Ne var ki Covit-19, artan işsizlik ve ihraç edilme korkusu nedeniyle buna pek ses çıkarılmıyor. Bütçenin geri kalan yüzde 18,6’sı cari transferlere, sermaye transferlerine, mal ve hizmet alımlarına, yatırımlara (sermaye giderleri) ayrılıyor. Mal ve hizmet alımları ile sermaye giderleri birlikte eğitim bütçesinin yüzde 15,6’sına karşılık geliyor, bu miktar MEB kanalıyla doğrudan piyasalara akan bir kaynak.
Bütçe, performansa dayalı program bütçe olarak hazırlanmış, bu da kamuoyunda tartışılmadan geçen konulardan sadece bir tanesi. Programlara ayrılan ödeneklerin MEB bütçesine oranları şunlar: Engellilerin Toplumsal Hayata Katılımı ve Özel eğitim yüzde 5,1: Uluslararası Eğitim İşbirlikleri ve Yurtdışı Eğitim yüzde 1,2; Ortaöğretime Erişim ve Fırsat Eşitliği yüzde 28,9; Temel Eğitim yüzde 55,0; Hayat Boyu Öğrenme yüzde 2,0; Ölçme, Seçme ve Yerleştirme, yüzde 0,4; Yönetim ve Destek Programı yüzde 7,6. MEB bütçesinin bu dağılımı içinde salgınla mücadele tamamen görünmez nitelikte. Yaşanılan salgın, nedenleri, alınması gereken önlemler, fiziksel mesafeye uygun derslikler, ücretsiz maske dağıtımı, hijyen ve benzeri konular, eğitimin toplum sağlığı ile ilgili en acil konuları iken bütçe bunlardan söz ederek kendini bağlamıyor.
Covid-19 dünyada pek çok kapitalist ülkede olduğu gibi hem sağlık alt yapısının, hem de eğitim alt yapısının ne denli zayıf olduğu gerçeğini ortaya çıkardı. FATİH Projesinin 30 milyar dolarlık başarısızlık hikâyesini anımsayalım. Yaşadıklarımızdan öğrendiğimiz açık: Bu proje ne öğretmenleri uzaktan eğitim konusunda güçlendirmiş, ne de okulları pandemi günlerinde yoksul öğrencilere dağıtılabilecek bilgisayarlarla donatmış. FATİH Projesinin hesabı sorulamadığı için bugün Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi salgını görmeyen/duymayan bir bakışla hazırlanmış.
Sayıştay’ın 2019 Yılı Denetim Raporu savlarımızın bir kısmını destekliyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi ile daha merkezileşen eğitimde, rapora göre “sağlıklı olmayan” pek çok durum var. Örneğin, öğretmen planlaması “sağlıklı değil”, bazı illerde norm fazlası öğretmenler varken bazı illerde öğretmen açıkları görülüyor. Taşımalı eğitimde “sağlıklı bir planlama” yapılmıyor. Şirketler ile yapılan Protokollerden elde edilen gelirler ile bu gelirlerden yapılan harcamalar bakanlık bütçesine dâhil edilmiyor. Bakanlığın bankacılık ürünlerinin kullanımına ilişkin bir banka ve mobil servis kullanımına ilişkin GSM Operatörleri ile imzaladığı protokoller çerçevesinde tahsil ettiği gelirlerin bütçe dışında açılan hesaplarda yönetildiği görülüyor. Yani yolsuzluk var. Sınav merkezli sistem nedeniyle okulları ‘dersaneleştiren’ destekleme ve yetiştirme kursları rapora göre “temel amacından uzaklaşmış” görünüyor. Rapor Bakanlığın meşhur projesinin (FATİH) altyapı yatırım harcamaları arasında uyumsuzluk olduğunu ifade ediyor. Yatırımlar atıl, okullarca kullanılamıyor. Akıllı tahta alınmış ama ağ alt yapısı kurulmamış binlerce okul (okulların yüzde 30,6) var. Eğitim araçları öylece kullanılamadan eskimiş durumda. Denetimlerde İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü kadrolarına gerekli koşulları sağlamayan kişilerin atanmış olduğu kanıtlanmış. Toplamda 33,7 milyar TL ödenek üstü harcama yapılmış. Çok sorun var bütçede görünmeyen. Ancak görünen o ki, bütçeyi Sayıştay ne denli iyi denetlese bile pek bir şey yapılamıyor.
Eğitim ve okul gelirlerinin Merkezi Yönetim Bütçesinden sağlandığı koşullarda, harcama kararlarının okul düzeyinde alınabilmesi için katılımcı bütçe mekanizmalarına gereksinme var. “Bütçe hakkı”, demokratik bir mekanizma ve katılımcı bir bütçe anlayışı gerektiriyor. Bu hakkın kullanımı için mücadeleyi herkes yapmalı! Ama öncüleri eğitimin bileşenleri olmalı! Birileri, vergilerin yurttaşların müşterek parası olduğunu anımsatmalı!
Dipnot:
(1) Mustafa Durmuş, “2021 Yılı Bütçesi ‘Görmeyen’ Bir Bütçe, Neden?” Yeni Yaşam Gazetesi, Pazar, Kasım 8, 2020.