Mektepli Gazete

“Demokrasi, adalet, liyakat, özgürlük” neden önemli?

Adil Demirbağ yazdı

Paylaş
Yazı boyutu
100%

Adil Demirbağ yazdı

Demokrasinin asıl dayandığı temel adalettir. Adalet ise kişi, din, dil, ırk gibi vb. farklılıkları gözetmeden insanlar arasındaki sınırları çizen, üstelik bunu yaparken Tanrı'nın insana vermiş olduğu "vicdan, akıl, empati" gibi vb. kabiliyetleri de kullanan bir kavramdır.

Demokratik olup da adalet meselesinin oturmadığı ülke yoktur. Yarı demokratik ya da hibrit sistemlere sahip olup da ülkesinin isminde "Cumhuriyet" gibi kelimelerin olduğu ülkeleri kastetmiyorum. Ya da "... Demokratik Bilmem Ne Cumhuriyeti" gibi süslü laflarla dünya haritasında yer tutan; akıllı ve bilgili insanlara hakaret sayılabilecek şekilde sıfatlara sahip olan ülkeleri de kastetmiyorum!

Ülkelerin bu şekilde isimlendirilmesi bana hep bir hikâyeyi hatırlatır:

Napoleon Bonapart İspanya'yı savaşta yendiğinde İspanya kralı Napoleon'a:

- "Siz sadece para, ganimet, altın ve toprak elde etmek için savaşırsınız, oysa biz şerefimiz ve namusumuz için savaşırız" demiş. Napoleon bu durur mu, yapıştırmış cevabı*:

-"Doğru, herkes neye ihtiyacı varsa onun için savaşır!"

Bu hikâyenin her durum için genellenmesi düşünülemez. Lakin ülkeleri kuran kurucu akılların idealizmleri kurdukları ülkelerin sıfatlarına da çoğu zaman yansımış. Mesela; Çin Halk Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Orta Afrika Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti vs. vs. yani ülkenin adına “Cumhuriyet” eklemekle cumhuriyet olunmuyor, demokratik demekle de demokratik olunmuyor! Hukuk devleti demekle de hukuk devleti olunmuyor!

Bakın, fiziğin birçok yasasının aslında sosyolojik bir gerçekliği de vardır. Örneğin; “entropi” kavramını ele alalım. Nedir “entropi”?

“Entropi: fizikte bir sistemin mekanik işe çevrilemeyecek termal enerjisini temsil eden termodinamik terimidir. Çoğunlukla bir sistemdeki rastgelelik ve düzensizlik (kaos) olarak tanımlanır.”

SİSTEM VARLIĞINI KORUYAMAZ

Kıssadan hisse şunu der: Her sistem bozulma, dağılma yönünde eğilim gösterir. Sistemler bozulur, dağılır ise ne olur? Düzensizlik ve kaos olur! Termodinamiğin yasalarından biridir bu! Yani fizik kanunu olarak kabul edilir. Şimdi biz bu fizik kanununu insanların kurduğu soyut sistemler için de yorumlayabiliriz. İster adalet sistemi, ister sağlık sistemi, ister eğitim sistemi; ister demokrasi, ister diktatörlük, ister monarşi olsun bunu bu şekilde yorumlayabiliriz. Yani insanın kurduğu sistem ne olursa olsun dağılma, yıkılma, parçalanma yönünde eğilim gösterir! Demek ki neymiş elle görülebilen ya da görülmeyen tüm sistemler zamanla dağılma, parçalanma, çökme yönünde eğilim gösterirmiş!

Bu noktada bizlere düşen kurduğumuz sistemin yıkılıp yıkılmamasına kafa yormak değil! Bize düşen, kurduğumuz sistemin ömrünün ne kadar uzun olup olmayacağına kafa yormak olmalı. Sistemlerin ömrünü uzatmanın yolu ise denetimden geçer. Bitmek tükenmez bilmeyecek bir şekilde sürekli ve sürekli sistemlerin kontrol edilmesi, denetlenmesi gerekir. Sistemin bozulan kısımlarının yapılan bu denetimler neticesinde tamiri yapılarak devamı sağlanır. Bazen kısmi değişiklikler yapılabilir. Bazen çok büyük değişiklikler de yapılabilir. Ama sistemin hizmet ettiği şey değişmez. Yapılan bu değişiklikler sistemin hizmet ettiği şeyi değiştirmeye yönelik olursa zaten sistem kendi varlığını koruyamaz çöker ve kaos başlar!

Örneğin demokrasiyi ele alalım: Demokrasi dediğimiz kavramın en büyük denetleyicisi halktır. Bir halkın demokratik bilinci kadar demokrasi denetlenebilir! Denetim mekanizması ne kadar iyi olursa (yani halkın denetleme bilinci) demokrasi yolu ile kurumlara ve kişilere yapılan yetki devrinin denetimi de o derecede kaliteli olur. Denetleme ne kadar kaliteli ve iyi olursa demokrasi dediğimiz şeyin ömrü de o derecede uzun olur! Yani “Devlet mi, millet mi önemlidir?” sorusunun cevabını da fizik kanunları çerçevesinde vermiş olduk böylelikle: Tabi ki de “millet”…

Konu demokrasi açısından millete gelmişken elimizdeki büyüteci biraz da demokrasi açısından “millet”e tutalım!

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi der ki "Bir insanın kendini gerçekleştirebilmesi için, insan potansiyelini tamamen kullanabilmesi için yani kalitesini gösterebilmesi için önce fizyolojik ihtiyaçlarının, sonra güvenlik ihtiyacının, sonra sevgi ve ait olma ihtiyacının, sonra saygınlık ihtiyacının karşılanmış olması gerekir." der.

Fizyolojik ihtiyaçlar, temel ihtiyaçlarımızdır. İçerisinde "nefes alma, yeme ve içme, boşaltım, cinsellik, uyku, sağlıklı bir metabolizmaya sahip olma" gibi ihtiyaçları barındırır.

Güvenlik ihtiyacı, "beden, iş, ahlak, aile, sağlık ve mülkiyet güvenliği" gibi konuları barındırır.

Sevgi ve ait olma ihtiyacı, "arkadaşlık, aile, cinsel mahremiyet " gibi konuları barındırır.

Saygınlık ihtiyacı, "özsaygı, özgüven, başarı, başkalarına saygı duymak, başkaları tarafından saygı duyulmak" gibi ihtiyaçları barındırır.

Bu hiyerarşide yer alan sonuncu ve en önemli aşama ise kendini gerçekleştirme aşamasıdır. Bu aşamada bireyin "erdemli, yaratıcı, içten, problem çözücü, önyargısız, hakikati kabul eder hale gelmek" gibi niteliklere sahip olması beklenir.

NE YAPMAK GEREKİYOR

Türkiye halkları olarak Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde ikinci aşamayı geçemedik. Hatta toplumun çok büyük bir çoğunluğu birinci aşamada yani fizyolojik ihtiyaçlar aşamasında boğuşup duruyor. Dolayısı ile kendini gerçekleştirme aşamasına varamamış bir toplumun demokrasi gibi yüce bir kavramın içini doldurup demokrasinin entropiye uğramaması için gerekli olan nitelikli bir denetlemeyi sağlıklı bir şekilde yapması beklenemez.

Peki bu durumda ne yapmamız gerekiyor?

Öncelikle bizim halk olarak bir an önce zenginleşmemiz gerekiyor. Bakın halkın zenginleşmesinden bahsediyorum. Üç beş müteahhidin zenginleşmesinden bahsetmiyorum! Bunun için ise üretmemiz gerekiyor. Üretmek için ise yaratıcı, akıllı ve üretken beyinlerimizi ülkemizde tutmamız hatta hatta ülkemizin dışından yani dünyadan yaratıcı ve üretken beyinleri ülkemize transfer etmemiz gerekiyor.

Peki bu yaratıcı ve üretken beyinleri ülkemizde nasıl tutacağız?

Liyakat ve adalet ile! Yaratıcı ve üretken beyinler sırf siyasilerin hoşuna gitmiyor diye ya da fikirlerini söyledi diye kurdukları şirketin kapısına ertesi gün maliyeden denetlemeye birilerinin gelmeyeceğini bilmek ister!

Yaratıcı ve üretken beyinler bilirler ki kendilerinin bir ülkeye ihtiyacı yoktur zira ülkelerin onlara ihtiyaçları vardır. Aziz Sancar'ın ya da Covid 19 aşısını bulan Özlem Türeci - Uğur Şahin ikilisinin ya da Fazıl Say'ın bu ülkeye ihtiyacı yok. Bu ülkenin bunlar gibi yüz binlerce insana ihtiyacı var. Dolayısı ile bu insanların bu ülkede var olabilmesi için onurlarının, gururlarının, fikir ve düşünce özgürlüklerinin, adalete olan inançlarının sarsılmaması gerekir. Yaptıkları işin karşılıklarını alacaklarını bilmeleri ve buna inanmaları gerekir.

Bakın, bizi refaha ve zenginliğe çıkaracak olan bu insanlar! Anladınız mı şimdi "demokrasi - adalet - liyakat - özgürlük" gibi kavramların neden önemli olduğunu?

Bu insanlara millet olarak Mashow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde hava gibi, su gibi, yemek gibi ihtiyacımız var!

Bunu anlayan milletler çoktan yola koyuldu. Bakın 1970'lerde Güney Kore ile kafa kafaya idik. Güney Kore bunu anladı ve yola çıktı.

2020 yılı için Güney Kore'nin kişi başı milli geliri 32 bin Dolar!

2020 yılı için Türkiye'nin kişi başı milli geliri 8 bin 500 Dolar!

Yani kafa kafaya başladığımız yarışta Güney Kore bizi hemen hemen dörde katlamış durumda. Üstüne üstlük yanı başında Kuzey Kore gibi bir tehdit ile uğraşıyor onca yıldır!

İyi de zenginleşince ne olacak?

Sen hele bir zenginleş ondan sonrası için de farklı makaleler ele alırız..!

Mektepli Gazete | “Demokrasi, adalet, liyakat, özgürlük” neden önemli?