Mektepli Gazete

Coronavirüs bir komplo mu?

Covid-19 (coronavirüs) doğal bir olay mı, yoksa bir komplo mu? Hayvandan insana mı geçti, yoksa laboratuarda mı üretildi?

Paylaş
Yazı boyutu
100%

Covid-19 (coronavirüs) doğal bir olay mı, yoksa bir komplo mu? Hayvandan insana mı geçti, yoksa laboratuarda mı üretildi? Kasıtlı bir şey mi, yoksa zaten beklenen bir facia mıydı? Bu virüsün bir komplo olduğuna inanan sayısı hiç de az değil. Bu tür insanların virüsün komplo olduğuna dair neler yazdığını görmek için sosyal medyayı şöyle bir taramak yeterli. O yüzden bu aralar covid-19’un ortaya çıkıp yayılmasını açıklayan komplo teorilerinin ardı arkası kesilmiyor. Neredeyse haftada bir komplo teorisi piyasaya sürülüyor. Bunların kimi yerli, kimi yabancı ancak mantık ve yapıları aynı. Akıl yaran bu teorileri tek tek anlatmak mümkün değil. Liste çok uzun. O yüzden bu teorilerin temel tezlerini birkaç madde halinde özetledikten sonra neden kimi insanların komplo teorileri ürettiklerini ve geniş kitlelerin bunları niye ciddiye aldıklarını anlatmaya çalışacağım.

***

Covid-19’a ilişkin komplo teorilerini birkaç başlık altında sınıflandırmak istiyorum. 1) “Fabrikasyon virüs”: Bu komplo teorisine göre kimileri bu virüsü, birilerini ekonomik, siyasi ve sosyal bakımdan ekarte etmek için laboratuarda üretip piyasaya saldı. Yani bu virüs, “biyolojik silah” olarak üretildi. Baş şüpheli Çin ancak virüsü üreten Çin’in de bu işten epey hasar (ölüm, ekonomik kriz vb.) almasını elbette bu teori açıklayamıyor. Kaldı ki pek çok uzman, bu virüsün laboratuar ortamında üretilmediğini ayrıntılı teknik açıklamalarla ortaya koydular, hatta virüsün doğal haliyle resmi bile elimizde mevcut. Virüsün laboratuar ortamında üretildiği iddiası yanlışlandı. O halde, bu komplo teorisi yanlış bir teori. Zaten komplo teorilerinin en önemli özelliklerinden biri, yanlışlanmaya son derece açık olmalarıdır. 2) “Nüfusu Düzenleme”: Bu komplo teorisine göre birtakım gizli küresel güçler veya gruplar (“organize akıl”, “üst akıl” gibi isimleri var bu derin güçlerin), bilhassa ileri sanayi ülkelerinde oran ve sayıları giderek artan ve fakat ekonomide üretken olmayan yaşlıların temizlenerek onlara harcanan kaynakların aktif, genç ve eğitimli işgücüne ayrılması gerektiğine karar verdiler ve virüsü üretip ortaya saldılar. Bu teoriye göre virüsün gençlerden ziyade yaşlıları vurması, bir tesadüf olmasa gerek (tabii bu tezin açıklayamadığı nokta, yaş, bağışıklı sistemi gibi kimi faktörler). Öte yandan bu teoriye göre dünya nüfusu çok arttı, bu virüs “işe yaramayan” insanları ortadan kaldırıp nüfus dengesini yeniden kuracaktır. Bu teori aslında Malthus’un eski görüşünün yeni bir versiyonu. 3) “Dünya Dengesi”: Bu teoriye göre, çığırından çıkan küresel ısınmanın durdurulması için devlet ve şirketler, bir türlü yoğun üretim ve doğal kaynak tüketimlerini (bilhassa fosil yakıtları) kısmadıkları için buzullar erirken iklim dengesi bozulmaya, kentlerin havası kirlenmeye, kaynaklar hızla tükenmeye, doğal denge çözülmeye başladı. Buna ancak bir virüs dur diyebilirdi. Virüs ile insanlar evlerine kapanırken üretim de bir süre duracaktı. Virüsle birlikte duran üretim ve kaynak kullanımı ile birlikte küresel ısınma yavaşlayacak ve dünya eski dengesine (temiz hava, içilebilir su kaynakları, doğal habitatlar vb.) kavuşacak. Buna göre virüs, bilerek üretildi. Ama bu virüsü kimin, ne zaman ve nasıl ürettiği bir soru işareti. 4) “Ekonomik Rekabet”: ABD ile Çin arasında yaşanan ekonomik rekabet çığırından çıktı. Gümrük duvarlarının/vergilerinin yükseltilmesi ile başlayan bu rekabet savaşı, giderek ekonomiyi topyekûn yok etme noktasına geldi. Çin’e göre kendi ülkesinde 2019’da düzenlenen uluslar arası askeri oyunlara katılan Amerikan ordusunun askerleri bu virüsü getirip Çin’e bilerek bulaştırdı (Virüsün şimdiden Amerika’yı berbat bir şekilde vurması ise bu komplo teorisinin açıklayamadığı en önemli boyut). Amerika veya çeşitli kişi ve örgütlere göre ise virüsün öldürücü bir hâl almasının ardında, Çin’in 5G (cep telefonunda beşinci kuşak) teknolojisi yatmaktadır. 5G teknolojisi aşırı radyasyon yayarak insanların akciğerlerine zarar verip nefes almalarını engellemekte ve ani ölümlere yol açmaktadır. Virüs ise burada sadece bir ayrıntı veya asıl hedefi şaşırtan bir konu. Oysa teyit-org’da da açıklandığı gibi, 5G teknolojisi Çin’den önce ABD ve Güney Kore’de kullanılmaya başlanmıştı. Kaldı ki birçok uzmana göre, 5G teknolojisinin yaydığı dalgaların insan sağlığına zararlı olduğuna ilişkin kayda değer bir bilimsel bulgu yok. Öte yandan “Pencere-Pazar”da Erhan Karadağ’ın da yazdığı gibi, daha 2017’de Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bütün dünya ülkelerini, elbette Türkiye’yi de, SARS, MERS ve EBOLA sonrası böylesi yüksek bir virüs salgını olasılığına karşı önlem alma konusunda uyarmıştı. Bırakın tarihteki büyük salgınları (Veba, İspanyol Gribi), daha yakın zamanda dünyada çeşitli virüs salgınları olmuştu ve yine olabilirdi. Kaldı ki, bilimsel olarak böylesi bir pandeminin yaşanabileceği konusunda uyarılar yapılmış, nelerin yapılması gerektiğine dair ülke ve örgütlere tavsiyelerde bulunulmuştu. Nitekim Almanya daha 2013’de ilgili bilim kuruluşu (Robert Koch tıp enstitüsü) gelecek tehlike konusunda siyasi yönetimi uyarmış ve hükümet de gereken önlemini almıştı. O yüzden Almanya, pandemi ile mücadelede en başarılı birkaç ülkeden biri oldu deniliyor ki doğru. Tabii bu ülkede asıl kazanan, sosyal devlete dayalı refah modeli oldu. 5) “Kazanç Kapısı”: Bu komplo teorisine göre bu virüsü, çok para kazanmak için kimi büyük/tekel ilaç firmaları bilerek çıkardı ve yaydı.

***

Bu tür komplo teorilerinin sayısını artırmak mümkün. Ben sadece beş tanesini seçtim. Yeterince açıklayıcı olduğuna inanıyorum. Ancak bu yazımda komplo teorilerinin doğrulanması veya yanlışlanmasından ziyade, ülke ve insanların neden bu tür bir düşünme biçimini veya (sözde) uslamlamayı (mantığa vurmayı) kabul ettiklerini tartışacağım. Ama önce “komplo teorisi” denilen görüşlerin her zaman bilimsel, geçerli ve güvenilir olmadığını açıklamak istiyorum (elbette komplo teorilerinin kimi tezleri doğru da çıkabilir-tesadüf diyelim). “Komplo” sözcüğü (Latince conspirare-beraber nefes almak), birinin rakibine karşı, onu güç duruma düşürmek için gizlice yürüttüğü gizli bir plan, eylem veya iş. Komplo, gerçekleşmiş bir olay olabilir. Toplumsal ve bireysel dinamikler buna müsaitse, her ortamda, herkesin birbirine komplo kurması mümkün. Ancak komplo ile komplo teorisi çok farklı şeyler. Bireysel düzeyde kişi, şirket veya örgütler birbirilerine çeşitli nedenlerden dolayı komplo ve kumpas kurabilir, aleyhte entrika çevirebilir. Fakat önemli, büyük ve karmaşık olaylara ilişkin teorileştirmeye gidildiğinde, işler sarpa sarabilir. Komplo teorilerinde somut açıklamadan ziyade genellikle soyut genelleştirmeler söz konusudur. AKP’nin “üst akıl” açıklaması ve beraberinde üretilen tezler, süzme komplo teorileri ya da yanlış kuramlardır (örneğin Gezi’yi, sosyolojik olarak açıklayacaklarına, dış güçlerin komplosuna havale etmeleri). Dolayısıyla komplo teorileri, bir takım (sözde) kanıt, olay, gösterge, şahit, belge vb kullansa da, genellikle bu teoriyi üretenin meşrebi, çıkar ve kimliğine göre şekillenen düşünsel inşalar, soyut yaklaşımlar ve gerçek dışı beyanlar söz konusudur. Komplo teorilerini üretenler, olguları yalan-yanlış anlayabiliyor, kanıtları eğip bükebiliyor, olmadık çıkarımlar yapabiliyorlar. Michael A. Hogg ve Graham M. Vaughan, “Sosyal Psikoloji” (Ütopya yayınları) adlı kitaplarında komplo teorisini şöyle açıklamışlar: “Komplo kuramları geniş ölçekli doğal ve toplumsal felaketlerin nedenini belli grupların bilerek ve organize bir şekilde yaptıkları etkinliklere yükleyen ve eksiksizlik iddiası taşıyan yalınç nedensel kuramlardır.” Yazarlara göre en iyi bilinen komplo kuramı, dünya çapındaki Yahudi komplosu mitidir. Diğerleri de şöyle: Göçmenler kasıtlı olarak ekonominin altını oymakta, eşcinseller HIV virüsünü bilerek yaymaktadırlar. Geçmişte her felaketin (kıtlık, pandemik hastalık gibi) ardında günah keçisi ilan edilen “cadı” denilen kimi zavallı kadınlar bulunurdu ve bunların çoğu yakılmıştı. Bu komplocu akla göre tezgâh içinde tezgâh, kumpas içinde kumpas, entrika içinde entrika vardır.

***

Komplo teorileri veya komplocu mantık konusunda araştırmalar yapan Michael Barkun’a göre bir komplo teorisi zımni olarak üç önerme üzerine oturur: 1) “Hiçbir şey tesadüf değildir.” 2) “Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.” 3) Her şey birbirine bağlıdır.” Bu önermelere göre aslında komplocu bir dünyada yaşıyoruz. Fakat eklemeliyim: Bu üç öğe aslında bilimsel bakış açısına da çok uygun. Yani, komplo teorisyenleri bilimsel kalıp ve verileri kendi amaçları için kullanabilirler. Bu teorileri üretenler için söz konusu olay, mutlak (kesin doğru) biçimde açıklanabilir. Olayın neden(leri), failleri ve yapılma gerekçeleri bellidir. Komplo teorisi, mekanik açıklamalara bel bağlar; faili kötü niyetlidir. Komplo teorisinin iddiaları çoğu zaman yanlışlanabilir özellikler taşır. Komplo teorilerine kadın-erkek, küçük-büyük, şehirli-köylü, eğitimli-eğitimsiz, sağcı-solcu herkes inanabilir. Zengin bir inanç tabanı vardır. Sansasyoneldir, uçuk-kaçık iddiaları dile getirebilir, olmayacak şeylerden bahsedebilir. Komplo teorileri üreten kitaplar çoksatar/okunur, filmlerinin izleyicisi boldur (“Kurtlar Vadisi” örneğin). Bu teoriler, günah keçisi ilan ettiklerini yaftalar, damgalar, hedef gösterir, onlara ayrımcı ve ırkçı biçimde davranır. Hayata komplo teorileriyle bakanlar için bilimsel, nesnel açıklamaların peşinden gitmeye gerek yoktur. Çünkü zaman, mekân, emek, eğitim, bilinç gibi pek çok şeye gerek vardır nesnel düşünebilmek için.

***

Peki, insanlar komplo teorilerine neden inanırlar? Bu konuda iki açıklamam olacak. İlk olarak, eğer coronavirüs gibi facialara ilişkin devlet, şirket ve çeşitli örgütler bilimsel, açık, şeffaf, doğru ve periyodik açıklamalar yapmazlarsa, hemen bilim dışı komplo teorileri devreye girer. Ülkelerin bilimsel, kültürel ve sosyal iklimleri buna müsait ise, bu teorilerin alıcısı bol olur. Zira doğru bilgi diye “söylentiler”, gerçek haber diye “fısıltı gazeteleri” veya “yalan haberler” devreye sokulur. Belirsizlik, korku ve facianın boyutu genişledikçe yani kriz yönetilemedikçe halkta endişeler artar, komplo teorisi üreticilerine de böylece gün doğar. Örneğin, medya veya hükümetler, gerçek haberleri vermedikleri sürece, “şurada şöyle bir şey olmuş, ilgili yakınımın uzak akrabası söyledi” gibi doğrulanması pek de mümkün olmayan söylentiler hemen devreye sokulabiliyor. Kulaktan dolma bilgi, doğru haber diye servis ediliyor. İkinci olarak, sağlıklı, bilimsel ve kanıta dayalı düşünme bittiğinde komplo teorileri kolayca devreye girebiliyor. Eğer insanlar, bir kriz durumunda belirsizlik ve öngöremezlik içindelerse, ciddi mal ve can kayıpları yaşıyorlarsa, kimlik bunalımı, yabancılaşma ve aşırı duygusallık söz konusuysa, komplo teorileri kolayca zemin bulabilir. Eleştirel aklın bittiği yerde komplo teorisi, sakin kalmayı, kuşkulanmayı ve farklı alternatifler üzerinde durmayı imkânsız kılar. Fakat komplo teorilerine kolayca inanmada acaba başka bir yapısal veya sosyal psikolojik açıklama söz konusu olabilir mi?

***

Bilimsel bilgi, demokratik eğitim, akılcı düşünme, eleştirel bakış, modern örgütlenme, dayanışma ve işbirliğinin eksik, çarpık ve alabildiğine geleneksel olduğu yer ve zamanlarda ortalama bir insanın egemen düşünme biçimi, “kısayollar” üzerinden işler. Bazı bilişsel psikologlar, “heuristik” diye adlandırılan ve insanların karmaşık sorunları basit yargısal operasyonlara indirgemekte kullandıkları “bilişsel kestirme yollar” üzerinde durdular. Normal hayatta sıradan pek çok insanın da kullanabildiği bu kısayollar üç tanedir: 1) Temsil kısayolu, 2) bulunabilirlik kısayolu ve 3) referans noktalı (demir atma) ve ayarlamalı kısayol. Temsil kısayolda kişi, olayla ilgili çeşitli boyutları (örneklemin büyüklüğü, bilginin niteliği, diğer normatif ilkeler vb.) göz ardı edip genellemeci ve çoğu zaman da gerçekçi olmayan çıkarım yapar. Bulunabilirlik kısayolunda ise bir kişiye olmayacak bir sıfatın yakıştırılması (örneğin şiddet filmi izleyen birini şiddete eğilimli olarak damgalamak gibi) söz konusu olur. Referans noktalı ve ayarlamalı kısayol da, başka insanlara değin çıkarımlarımızın çoğunlukla kendi hakkımızdaki inanışları referans almasını ifade eder. Kısayolları kullananlar genellikle stereotipik (kalıpyargısal) düşünür. Kafalarında belli kalıpyargılar, şemalar ve modeller hazırdır; bellek deposunun hemen erişilebilir kısmında bunlar her zaman hazır bekler, hemen hatırlanır ve kullanıma sokulur. Kuşkusuz bilişsel psikolojinin bu kişilik analizlerine, komplo teorilerine teşne insanların yaşadıkları ülkelerdeki siyasal bilinç, dinsel kültür, geleneksel inançlar, sınıfsal ezilme, iktidarın baskısı, propagandif medya gibi sayısız faktör eşlik edebilir. Komplo teorileri kimi kültürel iklimleri, kişilik yapılarını ve ülke ortamlarını çok sever.

***

Komplo teorileri çok şematiktir. “Şemalar; insanlar, olaylar, roller, benlik ve bilginin genel olarak işlenmesi hakkındaki bilgileri temsil eden bilişsel yapılardır” (Hogg ve Vaughan, yage, s. 99). Fakat bu bilişsel yapılar, bilgiden ziyade inançla (hemen inanmayla) iş görür. Analitik ve eleştirel değildir. Şimdi şu kırıp geçen pandemik günlerde, tıbbi tedavinin, bilimsel bilginin ve organize devlet aklının virüse yeterince baş eğdiremediği koşullarda korku ile karışık büyük bir belirsizlik (ekonomik kriz, işsiz kalma, yiyecek kıtlığı vb.) söz konusuyken elbette insanlar, karmaşık, zor anlaşılır ve nesnel bilgilerden ziyade hazır servis edilen komplo teorilerine daha fazla itibar edeceklerdir. Bu komplo teorilerine eklenen “bana bir şey olmaz”, “atın ölümü arpadan olsun”, “Müslümana virüs işlemez” gibi cehalet örneği düşünce ve davranışlar, bilime olan güveni daha da azaltabilir. Oysa bilime güvenmek lazım. Çünkü bugüne değin sayısız hastalık, virüs, mikrop, bakteri vb. tıp bilimi sayesinde yenilgiye uğratıldı. Tıp, bilimle güçlendi. Komplo teorilerini merak edip araştırmak yerine bir doğa olayı olan, nesnel boyutları bulunan ve tedavisi de mümkün olan virüse karşı en etkili davranış, bilim insanı, uzman ve yetkililerin deneyimle doğrulanmış uyarılarını yerine getirmektir. Elbette komplo teorileri piyasaya servis edildikçe her yurttaşın yapacağı şey, kendi devletini şeffaf yönetim, doğru bilgi ve gerekli önlemler konusunda uyarmak ve sıkıştırmaktır. Komplo teorileri puslu havalarda üretilir, cahil/okumuş kesim varsa alıcısı bol olur ancak insanı yanlış yönlendirir. O yüzden seküler, demokratik ve bilimsel bir toplumda yaşamayı istemek, komplo teorilerine verilecek en etkili cevap olacaktır.
Kemal İnal

Mektepli Gazete | Coronavirüs bir komplo mu?