Mektepli Gazete

Cansel Güven yazdı: Şimdiki gençler bilmezse ne olur?

Nostalji gibi duruyor ama devletlerin tarihi gözetilirse baş döndürücü hızda bir tersine evrim geçirdik, korkunç. Bu yüzden kendi gençliğini kendi çocuğuna yaşatamamış yılgınlar cumhuriyetiyiz.

Paylaş
Yazı boyutu
100%

Onlarca defa yeni öğretim yılı başlarken biterken yazısı kaleme almışım. Bazılarını öğretim görevlisiyken yazmak kısmet oldu haliyle oldukça bilimseldi. Kabul etmeliyiz ki yaşadığımız dönem bilimi değil hamaseti kucaklıyor. Analiz edilecek sağlam veri de olmadığına göre 2022-2023 akademik, eğitim, öğretim, seçim yılına girerken bu defa dertleşelim.

18 gençler bu yıl özellikle çok değerli. Ülkenin geleceğini belirleyecek seçimin sonucunu onlar belirleyecek gibi görünüyor. Hakimiyet süresi 20 yılı aşan iktidar kendi eğitim(sizlik) tezgahlarında dokumuş olmalarına güvenerek “daha iyisini bilmiyorlar, en iyisi budur” u yediririz diye düşünüyor olabilir. Benim gözlemim bunu yiyenlerin yaş ortalaması sanılanın üzerinde. Sokak röportajlarına rastlamışsınızdır, 40-60 yaş aralığında teyzeler amcalar tükürük saçaraktan gençlere çıkar telefonunu diye çemkiriyor, kendi geçliklerinde iktidarda olmayan partilerin kendilerine nasıl zulmettiğini anlatıyor. Şizofreni değilse saf kötülük. O grubu komple eğitilemez diye etiketleyip geçelim. Bu grubun çocukları ailede, yatılı/yatısız kurslarda, mahalle mekteplerinde neye maruz kaldı bilmediğimiz için “Lozanın gizli maddeleri bitiyor oğlum, 2023 de Dünya lideriyiz” modunda olabilir. Şimdiden sonra da bilmez gençler onlar, yani zor. Bir gün ne denli aldatıldıklarını, nelerden mahrum kaldıklarını öğrenirlerse şok olacaklar, terapi gerekecek.

Bu yıl üzerilerinde siyasetin psikolojik oyunlarını, baskısını hissedecek olan genç nüfus yaşayarak tecrübe ettiğini kulağına üflenenle karşılaştıracaktır. Bunlar 21 yıllık tek parti iktidarında öğrenci olmuş, zorunlu sorunlu deneysel eğitim sistemlerine maruz kalmış, birden fazla üniversite, MYO, lisans üstü eğitim, kurs talim edip işsiz yahut mesleksiz kalan gençler. Ailesiyle yaşamaya çalışanlar yanında, bir şekilde yuva kurmuş, anne baba olmuş, çocuğunun yeni öğretim yılına dertlenenler de cabası. Ya onlar neyi bilir, neyi bilmez?

20-30 yaş aralığındaki genç nüfusu alt, orta, üst ekonomik sınıfa yerleştirirdik eskiden. Şimdi alt var bir de çok üst. Üst grup bir şekilde yolunu kim açtıysa oradan yürüdüğü için bu yıl da çocuğuna ideolojisiyle uyumlu bir özel eğitim kurumu bulur, aldığı hizmeti beğenir beğenmez ama mahalle mektebine gönül eğmez. Bu yıla kadar zorlanarak özel okula çocuk yollayan kimileri yalnız okul ücreti değil, servis, yemek, kırtasiyeye gelen onulmaz zamlar yüzünden alt sınıfa düşecek. Ebeveynlerin dahi sandığı çocuğun ortalama zekada olduğunu, okulun kreş, öğretmenin bakıcı olmadığını idrak etme şansları olabilir, bunca yıl bu kadar parayı niye özele verdik de diyebilirler. Her durumda öğretici bir yıl olacak onlar için. Benim asıl dertlendiğim bu ekonomik krizden öncede alt sınıfta olup bu yıl evladını okula gönderemeyecek denli yoksunluğa düşecek aileler. “Eskiden ders kitabı bulamıyorduk yahu, şimdi bedave” diyerek avutabilecek miyiz? Sanmam.

İktidara gelince KPSS kaldıracağız diyenler bu gençlerin gözü önünde soru sızdırdı, çaldırdı. Beğenmediği KPSS üzerine mülakat koydu ki, bileğinin hakkıyla sınav kazanan da çapsız yandaşların önüne geçemesin. Kör gözüne parmak hesabı yedi sülalelerini, gençlik kollarını, hamili karta sahip yakınları kadrolara doluşturdular. Düz kadro itibar getirmezdi, illa yönetici yapıldı bu muteberler. Aralarında lise diploması bile sahte olanlar vardı ki, balık baştan kokmaz mı? Hak edilmeyen makam ve maaş ha bir ha on bir olmuş diyerekten günah işleme özgürlüklerini genişletti bu kitle. Üç beş okul, uzmanlık, sınav derecesine rağmen iş bulamayan genç, okur yazarlığı şüpheli tosuncukların her yerden maaş alıp hiçbir işe yaramadığına içerlemiş midir?

Alkışı garanti çıkar grubunun önünde “ah aah, şimdiki gençler bilmez” diyen efendi bilgiden hazzetmediği gibi, bunca çarpıttık ama ya biliyorlarsa diye korkuyor.

Şimdiki gençler bilsin o zaman:

Biz fakirdik, orta halliydik, zengindik ama yürüyerek aynı okula gittik yahu. Sıra arkadaşımızın kalem kutusuna, kokulu silgisine özenmiş olabiliriz ama beslenme saatinde herkesin evinde olan (olabilen) listeyi tutuşturdu öğretmenimiz, getirdiğimizi bölüştük yedik.

Ders kitapları bedava değildi ama bunca pahalı da değildi. Üstelik her yıl ihale edilmediği için üst sınıfa geçen birinden alıp takvim kağdı, olmadı gazete ile yeniden kaplar mis gibi kullanırdık. (Benden 8 yaş büyük ablamın üniversiteye hazırlık kitaplarıyla derece yapmışlığım var, 13 yaş büyük abimin genel yetenek kitabından da çok yararlandım diyeyim nostalji olsun.) Saman kağıttan defter de kullandık, biten kaleme traş bıçağı sapından tepelik taktık, bir yanı kırmızı bir yanı mavi kalemleri elden ele ortak kullandık ama mutluyduk yahu.

Şimdiki gençleri bırak, şimdiki öğretmenler de bilmez öğretmenlik kral meslekti. Falanın oğlu doktor olacakmış gibi filancanın kızı öğretmenlik kazanmış diye imrenerek konuşulurdu. İki meslek de şimdilerde çöp edildi yazık. Zehir gibi çocuklara “büyüyünce öğretmen ol sen” denirdi. Öğretmenler mahallenin en zenginleri değildi ama hallerinde, evlerinde, hele hele çocuklarında elit ve özenilesi bir hal hep vardı. Kitaplığı olan evleri, çocuklarında zeka geliştiren legolu oyuncaklar, orta halli de olsa bir araba, yazları tatil,.. üst sınıfın bir altı ekonomileri, üst sınıf statüleri vardı. Ahaliden sevdiğini alamayan öğretmeni görücü ederdi, sıkıntısı olan danışır, o bir cemiyete girdiğinde ayağa kalkılır, sokağın başında görülse selama durulurdu. Öyle bir saygı, derin bir sevgi. Atanamamak ne demek, mezuniyetten sonra aynı ilde aynı okulda çalışır mıyız diye iç çeker dertlenirdik. Stajyer öğretmen iken sınıftan müfettiş uğurlamış (kovmuş demeyeyim) bir öğretmen olarak söylüyorum; hükümetlerin değil devletin öğretmeniydik. Saçma müfredatlar, kağıt israfı kitaplar, olmaz yönetmelikler yağmaya başladığında bize emanet edilen öğrenci yararına bildiğimizi okuduk, okuttuk. Bu “kahramanlık” şimdiki yüz binler gibi ücretli, sözleşmeli olmadığımızdandır belki, adil olalım. Bize öğretmenliği öğretenler kadar şanlı öğretmenler değilsek de, şartlar bugünden kırk kat iyi, mezun ettiklerimiz de şimdikinden misliyle nitelikliydi.

Şimdiki üniversiteliler bilmiyor olabilir; her ilde, her ilçede hatta beldede üniversite yoktu. İyi ki de yoktu. Bu sayede ilimizden, ilçemizden, belde ve köyümüzden çıkıp şehir gördük, ÜNİVERSİTE gördük. Daha kapısından girerken heybetiyle büyüleyen, amfileri, laboratuarları, kantinleri ile bina bina kaybolduğunuz kampüsler bize niye orada olduğumuzu söyler, hep hatırlatırdı.

Devlet yurdu hiçbir zaman cennet olmadı bu ülkede, on küsur kişi demir ranzalarda aynı koğuşta yattık ama cemaat yurtlarına mecbur bırakılmadık örneğin. Bir seçenek olarak sunuldu belki ama reddetme şansı muhteşemdi. Öğrenim kredilerimiz yattığında yurt ücretini, ulaşımı karşılar öğrenci dostu lokantalarda az çorba, az pilav, az kuru üstü kaymaklı ekmek kadayıfına bile artardı. Bir kahveye oturmak, içimiz bayılana kadar çay kahve içmek, arada tost parlatmak asla lüks değildi. Ders notu tutar deli gibi teksir kovalardık ama ulaşılabilirdi sonuçta.

Harçları protesto ettik, dayak bile yedik ama harcını ödeyemediği için okulu terk eden arkadaşımız olmadı, dayanışarak toplayabildiğimiz paralardı nihayetinde. Çalışarak okuyanlarımız da vardı evet, yarı zamanlı çalışarak eğitime devam etmek, kira ödemek, öğrenci evine ziyafet sofrası kurmak, konserlere, tiyatrolara, sinemaya gitmek falan mümkündü. Hele ulaşım… Her hafta sonu memleketine gidip döndüğü için dalga geçtiğim ana kuzusu arkadaşların kulakları çınlasın. Piline acıdığımız wolkmanleri kulağımıza takıp sahaftan edinilmiş veya ödünç alınmış kitapları okuya okuya çok gezdik biz. Bitirme tezim için 20 gün İzmir Selçuk’ta kaldım, bazen Aydın’a gidip geldim. Pansiyon, kamp, ulaşım, yemek,… tek maaşlı memur babam bunu karşılayabildi. Düşünüyorum da her öğün olmasa da canımın çekip yiyemediğim bir şey olmamış o yıllarda. Mezun olup atama beklerken Finlandiya’daki festivale 9 ülke geze geze kara yoluyla gidebildim örneğin? 20 günlük macera için ailemin cebinden 5 kuruş çıkmadı, atama garanti diye konu komşudan, sülaleden kredi yağdı. Sene 1992, 300 dolar ve 600 mark (şimdiki gençler EURO diye düşünsün) pasaport, harç, harçlığı karşıladı, hediyelere bile yetti. Atanmamı takiben 2 ay içinde borcumu geri ödeyebilmem ve o arada geçimi de sağlamış olmamı ekonomistler açıklasın, şimdiki gençler anlasın.

Dershanelerin yavaştan pırtladığı, ilk özel üniversitenin açıldığı 80 lerin sonu, 90 ların başı. Yalan yok ilk müşteriler ayıplandı. Dersini iyi öğrense dershaneye gitmezdi, devleti kazanamamış babası özele yollamış gibi eleştiriler. Bilkent’i beğenmezdik yahu. O özeller, pazarda yer tutabilmek için ülkenin en başarılı öğrencilerine tam burs verdi, yemeği, yurdu yanına ekledi, cebimize harçlık bile teklif etti de biz yüz vermedik. O zamanki gençler bugünleri öngörememiş.

KPSS veya mülakat gündemimizde değildi. Etnik köken veya inancın (inançsızlığın?) memuriyette yükselmek adına kıstas olmadığı bir dönem yoktur. Atanma için engel değildi ama. Cümbürcemaat atandık, kimilerimiz kolay yükseldi kabul. Eğitimini aldığımız işi yapmak mümkün oldu sonuçta. Mezuniyetten sonra üniversitede kalmayı çok az arkadaşım denedi. Lisans üstü eğitim oranı gerçekten çok düşüktü ama bir yanı üniversitedeki siyasi dengeler ise diğer yanı da gerçekten zor bir yol olmasıdır. Kopyala yapıştır tezler değil bilim yaptırırlardı insana. Faşist hocalara maruz kaldık ama hepsi okur yazardı inanın.

Gençler uzun okumayı sevmiyor nicedir. Yazıyı buraya kadar okuyan genç kalanlar keşke şunu da yazsaydı diyor olabilir. Nostalji gibi duruyor ama devletlerin tarihi gözetilirse baş döndürücü hızda bir tersine evrim geçirdik, korkunç. Bu yüzden kendi gençliğini kendi çocuğuna yaşatamamış yılgınlar cumhuriyetiyiz. Bizden ötürü değil ama bize rağmen böyle oldu. Bizim de gençliğimiz soldu arada. Şimdi hiç utanmadan (başkaları adına utanmak dışında da utanmalı mıyız?) yaşlılığımız için de gençlerin seçimine güveniyoruz. Onlar seçimlerini doğru yapamazlarsa bilme fırsatı bulamadıkları için olacak, sebebi olacağız farkına varmalı. Durmadan anlatacağız ki şimdiki gençler bilsin…

Mektepli Gazete | Cansel Güven yazdı: Şimdiki gençler bilmezse ne olur?