Mektepli Gazete

BÜYÜKLERE MASALLAR

BÜYÜKLERE MASALLAR

Paylaş
Yazı boyutu
100%

BÜYÜKLERE MASALLAR

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber iken, develer tellal iken…Ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken. Uzak, çok uzak ülkelerden birinde halkı için gece gündüz çalışan, adaleti ile nam salmış, mütevazı, kendisini hele de ailesini hiç kayırmadan sadece halkının refahı ve mutluluğu için didinen bir hükümdar varmış. İçerde ve dışarda sürekli saldırganlarla mücadele eden hükümdarın karşısında bir de muhalifi varmış. Muhalifi, olan biten tüm olumlu gelişmelere burun kıvırıp, etrafına topladığı çetesiyle haşmetli hükümdarı eleştirip duruyormuş.

Çeyrek asra yakın dönemdir, sürekli çalışan hükümdar; çalışmaya o kadar dalmış ki halkın arasına giremez, onlarla vakit geçiremez olmuş. Kötü kalpli muhalif durur mu? Bu durumu acımasızca kullanmış ve halkı hipnotize ederek iyi kalpli hükümdara karşı doldurmaya başlamış.

Halk sanki afyon yutmuş, sanki kör olmuş. Sürekli olanı biteni yanlış yorumlamaya, üstelik durmadan konuşarak daha geniş kitleleri etkisi altına almaya başlamış. Zamanla muhalif düşman bile halkın yanında insaflı kalmış.

Halk çarşıda pazarda alışveriş yapamadığını, evinde tencere kaynatamadığını söylüyormuş. Liyakatli hükümdar ‘bu söylemleri abartılı buluyorum’ dese de nafile. Halk işimiz yok, çoluk çocuğumuzun cebine harçlık koymayı hayal bile edemiyoruz demeye başlamış. Adaletli hükümdar harçlık yoksa çay var demiş, paket paket halkın üstüne fırlatmış; ama halk bir türlü ikna olmuyormuş. Üstelik ülkedeki din adamları açlık ve fakirliğin önemli bir sınav olduğunu söylemesine rağmen hala homurdanan kitleler varmış.

Başarıları kıskanılan hükümdar oysa ki her hafta şapkasından tavşan çıkartıp halkını mutlu etmek için çabalıyormuş. Bir hafta gaz bulurken, bir hafta bir kenti karpuz gibi ortadan ayıracak bir kanal muştuluyormuş. Kıskançlığından çatlayan diğer ülkeler de boş durmazmış. Sırf hükümdar üzülsün, onunla birlikte dişini tırnağına takarak çalışan damadı zor durumda kalsın diye saldırıdan saldırıya koşuyormuş. Şükür ki hükümdar dirençli çıkmış. Hemen yastığının altından 128 milyar dolar gibi bahsi bile edilemeyecek bir parayı dış güçlerin itiş kakışına harcamış. Çete susar mı? Nerde para diye tutturmuş! Hükümdar ne yapsa ne etse beğenilmiyormuş.

Üstüne bir de salgın peydah olmasın mı? Tüm dünya mini minnacık bir virüs ile kasıp kavruluyormuş. Herkes evlerine kapanmış, büyük bir kaygı kara bir bulut gibi çökmüş. Diğer hükümdarlar basiretsiz tabi; hemen bir telaş, bir panik. Kapatmışlar tüm kapılarını, yasaklar yasaklar üstüne. Madem çalışamıyorsunuz deyip üstüne bir de yardımlar başlatmasınlar mı? O ülkelerdeki bahtsız halk sıkıntıdan patlarken; bizim kudretli hükümdarımız salgına resmen başkaldırmış. Hiç eve tıkılıp salgın önlenir mi demiş; hemen haber salmış vezirlerine. Arka arkaya toplantılar düzenleyip, halkın birbiriyle kenetlenebileceği sadece sevgisini değil virüsünü de paylaşabileceği hatta halay bile çekebileceği ortamlar yaratmış.

Ya hu bunu da beğenmemiş halk! Hayır daha ne yapsaydı? Her adımında eleştiren, ne yapsa homurdanan muhalif bir yandan, çetesi öte yandan yıldırmışlar valla. Ama bizim hükümdar dişli, öyle hemen çizdim oynamıyorum der mi?

Demez, demiyor da… Tamam demesin de. Ama bu kadar çalışıp didinirken çıkamadığı sarayından şöyle bir başını çıkarsa, şöyle çarşıda pazarda iki adım atsa, eline bir abaküs alıp ay sonu getirmece oynasa. Oynasa da kafası dağılsa, sarayının penceresinden bir iki nefes alsa, çarşı pazar gezerken azıcık dinlense. Vallahi içim parçalanıyor, gözüm doluyor. Ne var yani bu masal da diğer masallar gibi mutlu sonla bitse…. Bu arada gökten üç elma düşmüş, düşmüş diyeceğim de kilosu 10 lira olmuş! O elma bize düşmez…

Didem TEMEL
Yazdı
Şubat 2021

Mektepli Gazete | BÜYÜKLERE MASALLAR