Bülent Can yazdı: Taş Atmaya Can Atan Günahkârlar
Zamanın suçu yok biliyorum ama öyle bir zamana evirildik ki kimse günaha, helale, harama, hakka, hukuka, meşruluğa, ahlaka, bilgiye, kişiliğe bakmıyor. Cüzdanının şişkinliği ve koltuğunun büyüklüğü kadar takdir görür, meşruluk kazanır, hak alırsın günümüzde. İstesen dünyanın tüm kitaplarını yutmuş ol, selamın geçmez mesela, üst segment arabaya binen bir cahilin selamı kadar. Eskiye güzelleme yapmak değil niyetim ama eskiden zenginlikten ziyade ahlaka, ilme, irfana bakılırdı. Kendi toplumumdan bilirim örneğin; çok değil, bundan otuz kırk yıl önce istersen dünyanın en zengini ol, ahlaksızsan, gayrimeşru yollarla elde etmişsen bu zenginliği, hele hele hak yemişsen kimse selamını almazdı. Toplumdan aforoz edilirdin resmen. Eşinin gözünde bile değerin olmazdı. Şimdi böyle mi? İnsanları dolandırıp sırra kadem basan ve yıllar sonra hiçbir şey olmamışçasına ortaya çıkıp, eskiden olsa sokulamayacakları birkaç türbeyi restore edince bulundukları her ortamda baş tacı edilmeye başlanırlar. Yetmez, şehr’ül-emini bile kendileri belirleyebilecek bir konuma gelirler. Bu da yetmez, toplumun en ahlaklı insanlarına ahlak dersi verir olurlar. Yine eskiden birdenbire zenginleşen bir insana başta babası olmak üzere, sonra toplumun eşrafı "Nereden buldun bunca parayı?" diye sorarlardı, şimdi ise "yeter ki bul, nerede ve nasıl bulursan bul"a dönüştü iş. Gayrimeşru işlerden zenginleşenler en güçlü partilerin başına ya da yönetimine getirilir, daha önceleri Tanrı katındaki makbulluğu tartışma konusu olan adaklarına şehrin tüm ileri gelenleri parti marti fark etmeksizin koşar adım gider sofralarına konmaya. Sonra da sanki çok büyük bir iş yapmışlarcasına "Vallahi dün falan beyin adağındaydık. Yemeğe de kaldık tabii, ama maşallahı vardı tüm erkân oradaydı ve sofrada da yok yoktu." der etrafına caka bile satar oldular. Para, güç, sermaye etrafımızı sarınca ve özde birer araç olması gereken bu aygıtlar hücrelerimize nüfuz etmeye başlayınca dilimiz de değişti tabii. Düşündüğü gibi yaşayamayanlar zamanla yaşadıkları gibi düşünmeye başlarlar çünkü. Bizler de zamanla yaşadığımız bu çarpık ve ahlaktan yoksun ilişkiler bize normal gelmeye başlar ve ona göre düşünmeye koyuluruz. Kaynağın başında bulunan bir kamu görevlisinin fakir kalması “eşeklik” görülür mesela. Bal tutan parmak yalanır ne de olsa. Şehr’ül-eminlere olan bakışımız bile değişir, "çalıyor ama çalışıyor”a evrilir dilimiz. Hırsızlığın kendisine değil, hırsızın kim olduğuna bakar gözlerimiz ve faile göre şekillenir değerlendirmelerimiz. En büyük hırsızlar baş tacı edilince toplumsal değerler de buna göre şekillenir elbette. Ahlak, değer, emek, hak, hukuk, ilim, irfan, etik vs. diyenler dinozor olarak görülmeye başlanırlar. Ne söylerse söylesinler bu dinozorlar, dinletemezler kendilerini. Zira reele uymaz yeni topluma göre, bunların bu eskide kalmış söylemleri. Hayatta kullandığımız argümanlar ve kavramlar da değişmiştir artık. Tüm argümanlar, kavramlar aşınan değerleri, değere binen değersizlikleri meşrulaştırmak için kullanılırlar artık. Ve işin acı tarafı şu ki en nefret edilen kesim, hak, hukuk, adalet, ilim, irfan, namus, toplum diyenler olur. Zira ölçüt görevi görürler bu yeni trende ayak uydurmayan namuslu insanlar. Namussuzlukta ne kadar yol aldıklarını, ne kadar kirlendiklerini gösterirler o itibarlı namussuzlara. Bunun için taşlar elde hazır kıta beklerler, nerede bir namuslu görseler ona taş atmaya. Demeden edemiyor insan; iyi ki bu zamanda yaşamıyor Hz. İsa. Hani meşhur bir kıssa vardır; Hz. İsa’nın kıssası. Zina yaptığı iddia edilen bir kadını taşlamak için can atan topluluğa “İlk taşı, günahsız olanınız atsın” deyince Hz. İsa, kimse taş atmaz ve böylece kadın affedilir diye yazar İncil. Evet, istedikleri kadar toplumu aldatsınlar bu günahkârlar, kendilerini aldatamazlar. Çünkü ne günahlar işlediklerini en çok kendileri bilirler. Bu yüzden aynalardan ve günahsızlardan nefret ederler. Zaman da kaide de değişti ama. Eskiden günah işleyenlere atılırdı taşlar, bugün ise günahsızlara atılmakta. Eskiden günahsızlar atarlardı taşları, bugün ise günahkârlar. Günahlar büyüdükçe de atılan taşın büyüklüğü de artıyor yazık ki. Evet, Hazreti İsa bugün yaşasaydı ve o günahsız kadın, insanların karşısına çıkarılsaydı onu ne İsa kurtarırdı onların elinden ne de Tanrı. Çünkü günümüzde geçer akçe bu. Peki, bu böyle devam eder mi? Kin, nefret, kök salar mı bu kadar? Toplum ne kadar bozulursa bozulsun ve toprak ne kadar erozyona uğrarsa uğrasın eskiye ve oldukça derinliğe dayanır sevginin ve hakikatin kökleri. Taşla da ezemezsiniz onları. Onlarca yıl sürse de nefretin, kinin, yalanın saltanatı; birden boy vermek gibi bir huyu vardır sevginin ve hakikatin. Ve eninde sonunda kazanır sevgi, dinozor olsam da ben bunu bilir, buna inanırım.
