Mektepli Gazete

Bülent Can yazdı: Renksizlik sadece toprağı değil toplumu da çölleştirir

"Kendi kültürlerini, kendi dillerini unutturduğumuzda ise o çocuğun toplumsal hafızasını da silmiş oluyoruz ki bu da bir çocuğa yapılabilecek en büyük kötülüktür bence. Bugüne kadar bunu, ulus bilincine haiz, becerileri gelişmiş, çağa uygun bireyler yetiştirmek olarak savuna geldi karar vericiler."

Paylaş
Yazı boyutu
100%

Çok kültürlü, çok dilli, çok renkli bir gezegende yaşıyoruz. Dünya üzerinde 7 bin 139 dil konuşuluyor.[1] Ki bunlar arasında unutulmaya yüz tutmuş Birleşmiş Milletler tarafından koruma altına alınan diller de var. Buna karşın egemen ve kısmen egemen devletlerce tanınan resmi dil sayısı sadece ve sadece 36’dır.[2] Bu da demek oluyor ki tamı tamına 7 bin 103 dil kendi kaderiyle baş başa bırakılmıştır. Ki bazı diller mevta olup dünyadan silinmiştir zaten. Bu, gezegene yapılabilecek en büyük kötülüktür. Zira sadece bir iletişim aracı değildir dil. Dil, bir toplumun geçmişi, tarihi, kültürü, sanatı, edebiyatı özcesi hafızasıdır aslında. Bir toplumu ötekileştirip diline ket vurmak o toplumun hafızasını silmekle eş değerdir. Oysa dünya coğrafyası üzerinde bulunun farklı kültürlere, dillere haiz toplumlardır dünyamızı renkleştiren. Her kültür, her dil insanlığın birikimi ve zenginliğidir aslında. Ve bu zenginliği tanımaya, bu zenginlikten yararlanmaya dünya üzerinde yaşayan her bireyin hakkıdır. Ama en çok kendi kültürlerini, kendi tarihlerini, kendi edebiyatını, kendi sanatını bilmeye ötekileştirilen toplumların çocuklarının hakkıdır. Bunları bilmelerinin yolu da kendi dillerini öğrenmelerinden geçer. Bir devletin, bir toplumun bağrında bulunan farklı kültürleri, farklı dilleri yok sayıp onların yerine başat kabul ettiği bir kültürü, bir dili ikame etmeye çalışması kültürel, edebi, sanatsal, beyinsel ve hatta ruhsal olarak o devletin çoraklaşmasından başka bir manaya gelmez. Zira renksizlik toprağı değil sadece, toplumları da çölleştirir.

BU RENKLİ COĞRAFYAMIZI TEK RENGE İNDİRMEK İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPMAKTAYIZ

Bu çölleşmeden maalesef ki ülkemiz de nasibini almıştır. Diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi bizler de çok zengin topraklar üzerinde kurulmuş şanslı bir ülkeyiz aslında. Yedi bölge, üç iklim ve verimli topraklara haiz bir coğrafyamız var. Deniz, güneş, tarih, dağ, ova, kar ne dilersen var. Sadece fiziki yapı olarak değil, insansal ve toplumsal değerler bakımından da çok zengin bir coğrafyamız var. Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış çok kültürlü, çok inançlı, çok dilli bir coğrafya…

Coğrafyamızın her karışında tarih fışkırdığı gibi farklı kültür, farklı inanç, farklı diller görmemiz mümkün. Bu kültürel çeşitlilik başta gastronomi ve inanç turizmin olmak üzere insanların gıptayla baktıkları birçok zenginliğe ev sahipliği yapmamızı sağlamaktadır. Ama maalesef ki içinde bulunduğumuz hazinenin değerini bizler de bilememekteyiz. Bu renkli coğrafyamızı tek renge indirmek için elimizden geleni yapmaktayız. Farklı kültürlere, farklı dillere haiz toplumları zenginlik kabul edeceğimiz yerde “tehlike” olarak görmekte, bunları ortadan kaldırmak ya da en azından silikleştirmek için özel bir çaba sarf etmekteyiz. Bunu da eğitimle sağlamaktayız. Tek kültürlü, tek dilli bir eğitim sistemini egemen kılıp bir de buna evrensel dil olarak kabul ettiğimiz Batı dillerinden birini eklemleyerek çocuklarımızı çağa uygun yetiştirdiğimizi sanıyoruz. Oysa unuttuğumuz şu ki evrensellik yerellerden başlar aslında. Yerel damarları kestiğinizde o damarın yerine hangi dalı koyarsanız koyunuz köksüz olacaktır. Köksüz bireylerin uğrayacakları fikirsel ve ruhsal erozyonu varın siz düşünün. Oysa her dil muteberdir ve her dil insanlığın zenginliğidir aslında. Sadece bu da değil; farklı kültürlerin yaşandığı, farklı dillerin konuşulduğu ailelerden gelen çocuklara tek dili, tek dini, tek kültürü dayatmak o çocukların birçok travma yaşamalarına da sebep olmaktadır.

ZAMAN, SİNEMAYI DEĞİL, FİLMİ DEĞİŞTİRME ZAMANIDIR

Kendi kültürlerini, kendi dillerini unutturduğumuzda ise o çocuğun toplumsal hafızasını da silmiş oluyoruz ki bu da bir çocuğa yapılabilecek en büyük kötülüktür bence. Bugüne kadar bunu, ulus bilincine haiz, becerileri gelişmiş, çağa uygun bireyler yetiştirmek olarak savuna geldi karar vericiler. Hatta günümüzde din eğitiminin anasınıflarına kadar düşürülmesinden de anlıyoruz ki bunlara “dini değerlerle kuşanmış” olma özelliği de katılmakta. Ülkemizde değil sadece, etrafımızı çepeçevre saran diğer Ortadoğu ülkelerinde de yüzyıllardır denenmekte bu ve sonuç tüm çıplaklığıyla ortada. Aynı filmi değişik sinemalarda oynatıp sonucun değişmesini beklemek abesle iştigalden başka bir şey değildir. Zaman, sinemayı değil, filmi değiştirme zamanıdır. Bunun için de önce mantalitemizi değiştirmemiz gerekiyor. Amacımız evrensel Batı dillerinden birini bilen, milli ve dini değerlerle kuşanmış bireyler yetiştirmek olmamalı fikrimce. Tam tersine amacımız yaşadığımız çağa damgasını vurabilecek ‘Dünya Yurttaşı’ bireyler yetiştirmek olmalı. Bunun da yolu yerel damarlardan beslenen, çok kültürlü, çok dilli ve evrensel değerlerle kuşanmış bireyler yetiştirmekten geçer. Sahip olduğumuz zenginliğin farkına varıp o zenginliği daha da zenginleştirmekten geçer kısacası.

[1]https://www.ethnologue.com/

[2]https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_languages_by_the_number_of_countries_in_which_they_are_recognized_as_an_official_language


mektepli-bulten_sayi22
Mektepli Gazete | Bülent Can yazdı: Renksizlik sadece toprağı değil toplumu da çölleştirir