BU DÜNYADAN CÜNEYT ARKIN GELİP GEÇTİ...
BU DÜNYADAN CÜNEYT ARKIN GELİP GEÇTİ...

BU DÜNYADAN CÜNEYT ARKIN GELİP GEÇTİ...
Yaşam bu, ala köpüklü büyük bir nehir gibi akıp gidiyor. Duraksamadan, şaşırmadan ve bir an bile ikirciklenmeden...
Sonra bizim fark etmeyeceğimiz zamanlar içinde; kayalar toprağa, ağaçlar toprağa, insanlar toprağa, demirler toprağa dönüşüyor...
Bin yıllar sürdürse de bütünlüğünü sonunda her şeyin olacağı şey; toprak...
Yaşamın kanunu bu!
Her an dönüşen, her an başkalaşan, her an başka biçime dönen bir dünyada yaşıyoruz...
Eğer bunun farkına varamaz isek, büyük nehirlerin kenarına oturup nehri izleyen insanlar gibi yavaş yavaş ihtiyarlıyor, ölüyoruz...
Ne yazık ki; hepimiz dostluk, arkadaşlık, iyilik, güzellik biriktirmek yerine, mal mülk, bina, beton, demir yığını biriktiriyoruz...
Ve en acınası yanımız, bunlarla övünüyoruz...
İnsanlığın evrensel değerleri olan barışı, kardeşliği, dayanışmayı yüceltmek yerine; küçük insancıklar gibi böbürlenme böbürlene dolanıp duruyoruz kendi kozalarımızda...
Kozaların içinde öleceğini bilmeyen tırtıllar gibiyiz.
...
Neyse, bu konular derin...
Size bu satırları yazarken çocukluğum acı çekiyor, iki gözü bir çeşme...
Cüneyt Arkın'ın bu dünyadan ayrıldığını duymuş...
Bir yanım daha öldü, diyor...
Gerçekten de;
Türk sinemasının en eğitimli (Tıp mezunu), en yakışıklı, en karizmatik oyuncularından biriydi Cüneyt Arkın...
Bizim ortaokul yıllarımızda bir efsaneydi, tüm çocuklar hayrandık ona... Ona özenirdik. Her birimiz onun gibi al bir ata binip uzaklara sefere çıkmayı geçirirdik içimizden... Kötülerin, zalimlerin karşısına dikilmek, kimsesizlerin, ezilenlerin yanında olmak duygusu ondan kalan bir mirastır bize...
Düşküne yardım etmek, esirleri kurtarmak, daha neler neler...
Yazlık sinema perdelerini yırtıp geçen ve kalplerimize sızan bir kahramandı o...
Her duvardan mavi gözleriyle ışık ışık bakardı bize...
Ayakkabı boyacılarının boya sandıklarında bile Cüneyt Arkın kartpostalları görürdük...
Bizim Ortaca'da boyacı Veli vardı. Çok şişmandı. Ayakkabı boya sandığında özenle korurdu mavi gözlü adamı...
Efsanemizdi o bizim, masal kahramanımız, dünyayı kurtaran adamımız...
Onun gibi yakışıklı olmak isterdik. Onun gibi saçlarını tarayıp, onun gibi yürüyen, gülümseyen, hatta olmayan koşum takımlarının yerine bir küçük minder koyup ata binen insanlar görürdük...
Biliyorum her birinin gidişiyle çocukluğumuzu gönderiyoruz yıldızlara...
Her birinin arkasından mendil sallarken çocuklugumuzu uğurluyoruz aslında...
Şairin dediği gibi "Yaşam kısa /kuşlar uçuyor"
Güle güle Kara Murat...
Güle güle Malkacoglu
Güle Güle Gurbet Kuşları
Güle güle çocukluğum...
Erdal Atıcı
28 Haziran 2022