Mektepli Gazete

Bir de okul yöneticilerimizi dinleyelim

Bir de okul yöneticilerimizi dinleyelim

Paylaş
Yazı boyutu
100%
Okullarla ilgili yazdığım bir yazıda, özel okul yöneticilerinin okula ödenmemiş taksit peşinde koşmamalarını, eğitime öncelik vermeleri gerektiğini yazdım. Ardından çok değerli birkaç yönetici aradı ve “gel bir de bizi dinle,” dedi. Haklılardı, olaya hep veli olduğum için veli tarafından ve çocuklarım nedeniyle de öğrenci tarafından baktım. Öğretmen ne yaşar veya yöneticinin önünde ne sıkıntılar var ilgilenmedim. Zaten veli ve öğrenci tarafı sıkıntı doluyken, bir de öğretmen ve yönetici dinlemek işime gelmedi açıkçası. Çünkü biliyordum ki onların da çok sıkıntıları var. Atanamayan ve intihar eden öğretmen haberleri çıkıyor ara sıra, biliyorum ki bir dokunsam bin ah işiteceğim. Durum Nasrettin hocanın fıkrası misali sen de haklısın, ben de haklıyım, o da haklı kısaca hepimiz haklıyız. E öyleyse kim suçlu! Yazayım sonra karar veririz suçluya… Eskiden okullara müfettişler gelirdi. Hepimiz telaşlanırdık müfettiş adını duyunca. Öğretmenlerimizi okul yöneticilerini bir heyecan sarardı. Alınlarının akıyla denetlemelerden çıkmak için tam tekmil hazır olurlardı. Müfettiş sınıfa girer, bir sıraya oturur ve öğretmeni izlerdi. Çocuklara birkaç soru sorar durumlarını gözlemlerdi. Öğretmen sınıfa hazırlık yaparak girmiş mi, performansı nasıl, çocuklara bilgilerini aktarabilmiş mi, nasıl sınav yapmış hepsine bakardı ve sonra puanını verirdi. Bir öğretmen iki kez üst üste kötü puan alırsa geri hizmete çekilir ve eğitimleri tazelenirdi. Tekrar başarısız olursa düz memurluğa atanırdı. Eskiden okul müdürleri de öğretmenlerin sicil puanı adı altında başarısını ölçerdi. Aynı şekilde başarısız öğretmen hizmet içi eğitimlere tabi tutulurdu. Çocuklara okul biterken sınav yapılırdı, başarılı olup olmadıkları ölçülür diploma verilirdi. Gelelim günümüze, müfettişler artık sınıflara girip öğretmenleri ölçemiyor. Bu kaldırıldı. Okula ziyarete gidip evraklara bakıp dönüyor. Okul müdürleri öğretmenlere puan veremiyor onların beceri ve başarı oranlarını ölçemiyor, bu da kalktı. Günümüzde diploma vermek için yapılan sınavlar tersine döndü. Şimdi de sınav yapılıyor fakat çocuk bir okula devam etsin mi yoksa o kadarla kalsın mı sınavı yapılıyor. Ölçülemeyen öğretmen ister dersi anlatıyor, ister anlatmıyor ama yine de maaşını alıyor. Ölçme değerlendirme kontrol mekanizması olmayınca, eğitim de kontrolsüzce savruluyor. Son 15 yılda 8 Milli Eğitim Bakanı değişti ve sistem de 14 kez değişti. Sonuç; Lise geçiş sınavı sonucu yerleşemeyen yüz binlerce çocuk, üniversite sınavında Türkçe Matematik Sosyal Bilimler ve Fen Bilimler sorularından utanç verici sonuçlar alınıyor. İlkokuldan üniversiteyi bitirene dek bir çocuk hiç hazırlık okumadan devam ederse 16 yıl eğitim görüyor ve tam 16 yılda sistem kaç kez değiştirdik? O çocuktan ne kadar verim alabiliriz? Yetişkin olup iş hayatına atıldığında bize ve vatanına ne katabilecek? Biz ona hiçbir şey kazandıramamışız ki, sürekli ayarlarıyla oynamışız, aklını karıştırmışız. Tencereye ne koyarsan o pişer onu yersin veya ne ekersen onu biçersin gibi sözlerle de durumu açıklayabiliriz. Eğitimimizin önünde milli yazıyor fakat millileştirememişiz, yapboz tahtasına çevirmişiz. Sonra bunları yazınca vatan haini diyor sosyal medya kahramanlarımız. Asıl vatan hainleri gerçeği ve geleceği görüp okuyamayan ve tedbir almayandır. Yarın öbür gün ağlanmanın hayıflanmanın hiçbirimize faydası yok. Oturalım hep birlikte sorunları konuşalım, çözümler üretelim ve günümüzün teknolojik çocuklarına uygun eğitim programları oluşturalım. Geleceğimizi hep birlikte kuralım.
Mektepli Gazete | Bir de okul yöneticilerimizi dinleyelim