Mektepli Gazete

Ateş Savaşçıları, Doğa ve Eğitim

Psikoterapist/Klinik Psikolog Deniz Sevimli yazdı

Paylaş
Yazı boyutu
100%

Psikoterapist/Klinik Psikolog Deniz Sevimli yazdı

Temmuz 2021’de ülkemin güneyinde günler süren yangınlar çıktı ya da çıkarıldı. Bu konuda değişik rivayetler olmakla beraber bu durum sonucu değiştirmiyor. Milyonlarca hektar alan gözlerimizin önünde kül oldu. Ne tesadüftür ki tam da o tarihlerde orman alanlarının turizm bakanlığının inisiyatifine bırakılabileceğine dair bir Cumhurbaşkanlığı genelgesi de yayınlandı.

Yangın sonrası bazı kurum ve kuruluşlar yangın felaketinden etkilenen mağdurlara Psikolojik İlk Yardım, Psikososyal eğitim için kolları sıvadı. Bunlardan birisi ve en önemlisi de Dünya İnsani Dayanışma Derneği (World Human Relief). Ekipler halinde yerel unsurların ve bakanlığın izniyle güzel çalışmalar yapıldı. Bu çalışmaya katılan bir Klinik Psikolog ve yurttaş olarak izlenimlerimi paylaşacağım.

ORMANDAKİ ALANA MÜDAHALE ETMEK ASLINDA İTFAİYECİNİN İŞİ DEĞİL

Ateş Savaşçıları olur mu demeyin? Olurmuş. Bu sözcükleri Marmaris bölgesindeki Orman Yangınları İlk Müdahale Ekiplerinde yer alan insanlar çokça kullandılar. Bu yangınlarda orman ilk müdahale ekibinden ve yardıma giden sivil bir gönüllü yaşamını yitirdi. İlk Müdahale Ekipleri bizim bildiğimiz itfaiyeci değil aslında biz de bunu kendileriyle görüştüğümüzde öğreniyoruz. Bu ekipler sözleşmeli-geçici orman yangınları için eğitim almış ekipler aslında. Çok azı kadrolu ve inanılmaz yoğun çalışma saatleri var. Haftada 1 gün izin kullanabiliyorlar ve iş yerlerinde yatıp kalkıyorlar. Yangın zamanlarında ise evlerine aylarca gidemedikleri zamanlar oluyor.

Sosyal haklarının olmaması, her alanda olduğu gibi adam kayırmacılık bu alanda da hakim. Yani aslında Ateş Savaşçılarının yangınlardaki rolü çok önemli. Çünkü ilk müdahaleyi onlar yapabiliyor. Şehirdeki itfaiyeci sadece ev yangınlarına dönük eğitim alırken orman ilk müdahale ekipleri ise doğadaki yangına müdahale ile ilgili eğitimler alıyorlar. İkisinin da çalışma alanı farklı. Bu yüzden ormandaki alana müdahale etmek aslında itfaiyecinin işi değil...

YANGIN SONRASI TSSB’YLE KARŞILAŞMAMAK İMKANSIZ

Bölgedeki İnsanlarla konuşurken çaresizliklerini, üzüntü ve yoğun acı duygusunu sıkça hissedebiliyoruz. Şaşkınlıkları hepsinin yüzlerinden tek tek okunuyor. Saatler içinde söndürülür denilen yangının bir anda rüzgarların da etkisiyle uğuldayarak tıpkı bir canavar gibi, bir şeytan gibi milyonlarca hektar alanı kaplaması bununla kalmayıp evlerin yanması şok etkisi yaratıyor.

Doğal afetlerden sonra TSSB (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) ile karşılaşmamak neredeyse imkansız. Bu durumun etkilerini çalışma yaparken gözlemledik ve uzun bir zaman da gözlemlemeye devam edeceğiz.

Yangın sonrası en temel çalışma, etkilenen mağdurları herhangi bir teknik ya da yöntem kullanmadan dinlemek oldu. DİNLEMEK...

Çünkü insanların anlaşılmaya ve kendilerini ifade ederek değerli hissetmeye ihtiyacı vardı. Bu ihtiyaç hala devam etmekte. Bir sabah kalktığında yemyeşil olan dağlara baktığında bütün yeşilin siyaha döndüğünü görmenin acısı tarif edilir gibi durmuyor. Doğal hayattaki canlıların olmaması ve seslerinin bile duyulmaması yaşadığımız felaketin ne derece büyük olduğunu gösteriyor. Ormanda hayvan sesi duymayınca insan bir garip oluyor. Arıların yok olması, artık bal yapacak bir doğaya sahip olmamaları ekolojik dengeyi bozmaya devam edecek.

DOĞAYA DÖNEN İNSANOĞLU DOĞAYI ATEŞE VERMEKTEN BAŞKA BİR ŞEY YAPMIYOR

Tüm bu yaşadıklarımızdan sonra orman ya da doğa ile ilgili eğitim sistemimizde kocaman bir ihmal ve istismarı görebiliyoruz. Sorarsanız herkes şehir hayatından sıkılıp doğaya ve denize dönmek istiyor. Çok ama çok haklı bir talep. Ne yazık ki doğaya dönen insanoğlu doğayı ateşe vermekten başka bir şey yapmıyor. Hızla çoğalan betonlaşma, gittiğimiz alanların çöplüğe dönmesi, atıkların denize dökülmesi. Yazacak o kadar çok şey var ki ama hepsi ayrı yazıların konuları olacak.

Eğer dönecek bir doğamız ve denizimiz olsun istiyorsak bu konuda eğitimi aileden başlatmalıyız. Milli Eğitim Sisteminde ise eğitim bilişsel değil tamamen uygulamaya dönük olmak zorunda. Bu sevgi ve önem aslı bozulmuş kurum ve kuruluşlara fidan bağışı yaparak değil günlük yaşam pratiği içinde deneyimsel yaşantılarla sağlanabilir. Hiç düşündünüz mü sizin adınıza yapılan fidan bağışlarının nerede ve nasıl ekildiğini... Düşünün derim.

Eğitim sistemimizdeki doğa, orman ve denizlere dönük bir fark yaratmak istiyorsak deneyimsel olarak doğada yer almak, doğayı tanımak, keşfetmek, doğanın nasıl bir döngü içinde olduğunu hissetmek ve hissettirmek zorundayız. Doğayı anladığımızda ateş savaşçılarına da iş kalmayacaktır. Yoksa doğal afetlere zemin hazırlar sonra da çimento babalarını zengin etmeye devam ederiz.

Mektepli Gazete | Ateş Savaşçıları, Doğa ve Eğitim