Mektepli Gazete

Ali Taştan yazdı: Gönül köşkümüzün en güzel yerinde Musa Eroğlu var

Ali Taştan, büyük halk ozanı Musa Eroğlu'nu ve türkülerini yazdı...

Paylaş
Yazı boyutu
100%

SERTAVUL-Rakım 1660 metre...

Kamaçukuru'nda 1944 yılında Türkmenlerin dili, umudu Dadaloğlu'nun-Karacaoğlan'ın torunu, Sertavul'un dingin sesi dünyaya geldi. 6 yaşındaydım tanıdığımda.

Babam bir köy okulunda öğretmendi. Her sabah saat 5 gibi radyosunu açar, sobamızı yakardı. Annem sobanın üzerinde kızaran ekmeklere tereyağı sürer, portakal çiçeği balı ile birlikte yedirirdi bize. Erken kalkan, kümesten yumurtaları alır gelir, en büyüğünü de o yerdi. Dört kardeştik. Annem ve babamla birlikte altı kişi aynı odada yatardık. Evimizin tek kızı Semra ailemizin en gözde çocuğuydu. Üç erkekten sonra Semra'nın dünyaya gelmesi nedeniyle babamın ona başka bir düşkünlüğü vardı. Babamın nazlısı, annemin sevdası, üç erkek kardeşin gözdesiydi...

İki sedir, bir televizyon ve bir sobadan başka bir şey yoktu odamızda. Evimizin bir odası daha vardı. O odada annemin dikiş makinası ve üzerinde yeşil işlemeler bulunan iki kapılı gardırop bulunurdu. Bir de eski somya. Ama bu somyada kimse yatmazdı. Gardırobumuzda annem ve babamın kıyafetleri bulunur bizimkiler leğenlerin içerisinde sedirin altında dururdu. Cefakar anam kıyafetlerimizi özenle katlar, tertemiz giydirirdi bizleri. Evimizin arkasında bir zeytin bahçesi, göz alabildiğine uzanan bir de portakal bahçesi vardı. Babam öğretmendi. Çok şık giyinir, bizler de hayranlıkla babamı izlerdik. Sobanın başında her sabah tıraş olur, tıraştan sonra bizleri öper, okula giderdi. Mart sonu Nisan başı tüm Çukurova'yı portakal çiçeği kokusu sarardı. Bu kokuyla birlikte babamın radyo teybinden Türkmenlerin büyük ozanının sesi yükselirdi, dağlara taşlara.

Muhlis Akarsu, Arif Sağ ve Musa Eroğlu... Muhabbet-1 kaseti her sabah küçük odamıza bayramlığını giydirir gibi hepimizi büyülerdi.

Dedim ya Türkmenlerin ozanı Çukurova'nın kahramanı olmuştu gözümüzde. “Ala gözlerini sevdiğim dilber”, “Tahtacı semahı” Musa Eroğlu'ndan dinlediğim ilk türkülerdi. Musa Eroğlu'nun sesini her duyduğumuzda “Bizim Türkmenlerin en büyük ozanı, iyi dinleyin”, derdi babam.

Babam aynı zamanda Karacaoğlan ağzı ile çalıp söyleyen, derleme yapan iyi bir ozandı. Elbette Arif Sağ, Muhlis Akarsu, Ali Kızıltuğ, Abdullah Papur, Şekip Şahadoğru, Hacı Taşan, Çekiç Ali evimizde çok kıymetliydi. Gönül köşkümüzün en güzel yerindeydiler. Ancak Musa Eroğlu'nun yeri çok başkaydı. Her sabah Musa'nın yurdunda uyanır gibi hissederdik. 8-10 yaşında çocuklar olarak aldığımız türkü kültürünün kıymetini ilerleyen yıllarda daha iyi anlayacaktık.

"Hiç Bitmiyor Emirdağ'ın Dumanı" türküsünde ayrılığın acısını, aşkın gücünü öğrenmiştik. Öte yandan Türkçe'nin ne kadar duru bir dil olduğunu...

“Seher yeli bizim ele gidersen,

Nazlı yare küstüğümü söyleme,

Ne hallere düştüğümü sorarsa,

Bağrıma daş bastığımı söyleme...” dizelerini dinlerken tevazuyu,

“Zalım poyraz gıcım gıcım gıcılar,

Yüreğime düştü goygun acılar,

Suya giden mor belikli bacılar,

Aranızda benim yarim varmola...” derken meşakkatin adının murad olduğunu,

“Ben ayrılık istemedim sebep olanlar utansın,

Hazan değdi yaprağıma mevsim dursun güz utansın...” derken sevginin gücünü, öğrendik.

“Yine karlar yağdı gönül dağıma.

Kime ne söyleyim kime ne deyim.

Yaz ayında gazel düştü bağıma...”

Ve daha niceleri...

“10 Kasım 1938'de saat 9:06'da gericilik başladı” diyen Musa Eroğlu büyük ozandır. Haksızlığa, hırsızlığa, arsızlığa, DOGMALARA karşı ömrünü adamıştır. Arif Sağ, Muhlis Akarsu, Yavuz Top büyük ozanın yol arkadaşları-can yoldaşlarıdır.

Mektepli Gazete | Ali Taştan yazdı: Gönül köşkümüzün en güzel yerinde Musa Eroğlu var