Mektepli Gazete

Ahmet Nuri Doğan Yazdı: Öğretmene Saygı

Ülkemizde öğretmen yetiştiren okulun açıldığı tarih olan 16 Mart 1848’den bu yana, öğretmenliğin meslek sayılması ve saygınlığı mücadelesi devam etmektedir.

Paylaş
Yazı boyutu
100%

ÖĞRETMENE SAYGI

Ülkemizde öğretmen yetiştiren okulun açıldığı tarih olan 16 Mart 1848’den bu yana, öğretmenliğin meslek sayılması ve saygınlığı mücadelesi devam etmektedir.

Öğretmenliğin saygınlığı yönündeki ilk önemli adım 1850 yılında öğretmen okulu müdürü olan Ahmet Cevdet Paşa zamanında atılır. Bu adım, öğretmen okulu öğrencilerinin cerre çıkmasının yasaklanmasıdır. Cerre çıkmak, medrese öğrencilerinin İslamiyet için kutsal sayılan aylarda köylere gidip vaaz vermesi, imamlık yapması ve bunun karşılığında köylülerden para ve erzak toplamasıdır. Ahmet Cevdet Paşa bunu “meslek onuru” yönüyle aykırı bulur, yasaklar ve öğretmen okulu öğrencilerinin masraflarının devletçe karşılanmasını sağlar.

1880’li yıllara gelindiğinde bir başka sorun gündemdedir. Mezun olan öğretmenler atanamamaktadır. O güne dek öğretmenliği kendi işleri olarak gören ve okullarda etkili olan imamlar öğretmen okulu mezunlarının atanmasını engellemektedir. Çünkü imamlık meslektir ama öğretmenlik meslek sayılmamaktadır. 1888 yılında “Muallimlikte Meslek – i İhtisas Tesisine Dair Talimat” adıyla “öğretmenliğin melekleşmesi” yönünde önemli bir talimat yayımlanır.

Bu talimata göre öğretmen olmak için: 1) İyi ahlaklı ve davranışlı olmak, 2) Öğretim görevinden başka bir görev ya da memuriyetle uğraşmamak, 3) Derse ve kendisine verilen ihtisasa uymak… gibi koşullar vardır. İkinci madde oldukça radikaldir ve imamların ikinci iş olarak öğretmenlik yapmasını engellemektedir. Üçüncü madde de bir o kadar radikaldir ve öğretmenliğin ancak meslek eğitimi almış kişilerce yapılabilecek bir ihtisas alanı olduğunu vurgulamaktadır. Bu dönemde olumlu uygulamaların yaşanmasında Sait Paşa, Ahmet Mithat Efendi, Ahmet Rıza Bey gibi isimler etkilidir.

II. Meşrutiyet dönemi, Hürriyet fikirlerinin yaygınlaştığı, yenilikçi adımların atıldığı dönemdir. Eğitimde de önemli adımlar atılır. 1913 yılında kabul edilen kanunla “eğitimin ilkokullarda zorunlu ve parasız olması” bunlardan biridir. Bu dönemin en önemli isimlerinden biri 1909 – 1913 yılları arasında İstanbul Erkek Öğretmen Okulu müdürlüğünü yapan Satı Bey’dir. O öğretmenliğin “meslek” olmasını pekiştirmek için; okutulan meslek derslerini artırır. Onun çabalarıyla gerçekleşen ilk “öğretmen örgütü” nün kuruluşu, çeşitli “öğretmen dergileri” nin çıkarılması ve “halk eğitimi çalışmaları” nın başlatılması, öğretmenliğin meslek olması yönünde atılan önemli adımlardır.

İkinci Meşrutiyet döneminin Tevfik Fikret, Ethem Nejat, Mehmet Âkif, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Prens Sabahattin, İsmail Hakkı Baltacıoğlu, İsmail Mahir Efendi gibi aydınları eğitim ve öğretmen yetiştirme konusunda olduğu gibi öğretmenliğin saygınlığı konusunda da etkili olmuşlardır.

Cumhuriyet dönemine gelindiğinde de öğretmenliğin statüsü ve öğretmen hakları en öncelikli eğitim sorunlarından sayılmıştır. 15 Temmuz – 15 Ağustos 1923 tarihleri arasında Milli Eğitim Bakanı İsmail Sefa Bey başkanlığında birinci “Heyeti İlmiye” toplanmış; bu toplantıda öğretmenlerin aldıkları ücretlerin düzeltilmesinden, sağlık ve konut sorunlarının çözümü ve yurt dışı eğitim olanaklarının yaratılmasına varıncaya dek birçok konuda kararlar alınmıştır. En önemli karar ise öğretmenlerin “resmi törenlerde özel bir protokole sahip olmaları” kararıdır. Bu kararların çoğu 13 Mart 1924 günü çıkarılan “Orta Tedrisat Muallimleri Kanunu” ile yasaya bağlanır. Yine aynı kanunla “Muallimlik, Devletin umumi hizmetlerinden, talim ve terbiye vazifelerini üzerine alan, müstakil sınıf ve derecelere ayrılan bir meslektir” denilerek öğretmenlik mesleği yasal statüye kavuşturulur. 1973 yılında çıkarılan 1739 sayılı “Milli Eğitim Temel Kanunu” ile yapılan öğretmenlik tanımlaması da aşağı yukarı bu çerçevededir.

Özet olarak bazılarını sıraladığımız “öğretmenliğin saygınlığı”yla ilgili kararlar ülkenin çok zor koşullarında alınan ve uygulanan kararlardır, yasalardır; çünkü bu kararları alanlar, “eğitim şart” sakızı çiğneyenler değil, eğitimin gerçek değerini bilenlerdir. Ve onlara göre eğitim ülke sorunudur. Bu nedenle geçmişte yedek öğretmen, er öğretmen gibi uygulamalar olsa da öğretmen hakları korunmuş, öğretmenleri bölecek davranışlar öne çıkmamıştır.

Bugün, “öğretmenliği kariyer mesleği haline getiriyoruz” gerekçesinin arkasına sığınmak kurnazlığı, öğretmenlerin birliğine vurulan darbedir. Hiçbir iktidarın öğretmenleri, sözleşmeli, geçici gibi aşağılayıcı biçimde ayırıp maddi ve sosyal haklardan yoksun ve güvencesiz çalıştırama hakkı olamaz.

Öğretmene karşı müflis patron gibi davranan iktidar, şimdi de öğretmenleri; “düz”, “uzman”, “başöğretmen” biçiminde sınıflandırarak sözüm ona kariyer basamakları oluşturmaktadır. Bu düpedüz aymazlıktır, bölücülüktür.

Bir başka aymazlık ise, hak etme esaslarına bakmadan yönetici atamalarıdır. Yandaş sendika kayırmacılığına dayanan atamalar, günün deyimiyle mobing uygulamalarına yol açmakta, öğretmenler baskı ve tehdit altında çalışmaktadır.

Tüm bu olumsuzluklara bir de, “devlet benim öğretmenlik haklarıma sahip çıksın” diyen özel okul öğretmenini yerlerde sürükleyen “devletin polisi!” eklendiğinde “öğretmene saygı”nın hangi duruma getirildiği açıktır.

Öğretmene ve de kadın öğretmene “alın şunu” diyen polis şefini ve “terörist onlar” diye dayanaksız gerekçeyle o şefi savunan İçişleri Bakanını öğretmenler olarak ayıplıyoruz.

Ahmet Nuri Doğan
Emekli Matematik Öğretmeni

Mektepli Gazete | Ahmet Nuri Doğan Yazdı: Öğretmene Saygı