Sevgi Yıldırım: Türkiye Yükseköğretim Sisteminde Niteliksel Çöküş ve Akademik Enflasyon
Türkiye Yükseköğretim Sisteminde Niteliksel Çöküş ve Akademik Enflasyon Türkiye’nin son yirmi üç yılına damga vuran eğitim politikalarının merkezinde yer alan yükseköğretimin kitleselleştirilmesi ve coğrafi olarak tüm ülkeye yayılması hedefi, akademik standartların ve liyakatin göz ardı edildiği kontrolsüz bir sürece dönüşmüştür. Başlangıçta yükseköğretime erişimi demokratikleştirme ve Anadolu’nun yerel kalkınmasını tetikleme iddiasıyla sunulan "her ile bir üniversite" sloganı, bugün kampüssüz, kütüphanesiz ve yeterli öğretim üyesi kadrosu bulunmayan fakültelerin açılmasına yol açmıştır. Bu niceliksel büyümenin temel itici gücü, üniversiteleri bir bilim üretim merkezi olmaktan ziyade yerel ekonomileri canlandıran bir tüketim unsuru ve genç işsizliğini öteleyen bir sosyal tampon mekanizması olarak konumlandırmaktır. 2025 yılına gelindiğinde bu politikanın nihai sonucu olarak akademik yeterliliği ölçme amacından tamamen sapmış bir sınav sistemi ve eksi net ile öğrenci kabul eden bölümler gerçeğiyle karşı karşıya kalınmıştır. “2025 Yükseköğretim Kurumları Sınavı” yerleştirme verileri, yükseköğretim sistemindeki erozyonun boyutlarını çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Baraj puanı uygulamasının kaldırılması ve kontenjanların piyasa dinamiklerine terk edilmesi, adayların temel okuryazarlık ve sayısal becerilerden yoksun olsalar dahi üniversite kapısından içeri girmelerine olanak tanımıştır. Mevcut sistemde bir adayın puanının hesaplanması için ilgili testlerin herhangi birinden sadece yarım net elde etmesi yeterli görülmekte, bu durum adayın diğer tüm testlerde yanlış yaparak toplamda eksi nete düşmesi durumunda dahi yerleşebilmesinin yolunu açmaktadır. Toplamda incelenen 20 bin 677 programdan 207’sine tüm testler toplamında eksi netlerle, 42’sine ise sıfır netle öğrenci girişi olduğu tespit edilmiştir. Bu programların büyük çoğunluğu vakıf ve KKTC üniversitelerine ait ön lisans programlarından oluşmaktadır. Örneğin Antalya Belek Üniversitesi'nin Web Tasarımı ve Kodlama ile İstanbul Esenyurt Üniversitesinin Spor Yöneticiliği programlarına eksi 8,75 net toplamı ile yerleşilmesi, sistemin teknik beceri ölçme yeteneğini tamamen kaybettiğini kanıtlamaktadır. Bir yanda en üst başarı dilimindeki öğrencilerin 194 netle tıp fakültelerine girdiği, diğer yanda ise negatif başarıyla aynı üniversite öğrencisi ünvanının taşındığı bu yapı, toplumsal tabakalaşmayı ve eğitimdeki adaletsizliği derinleştirmektedir. Vakıf üniversiteleri ve KKTC merkezli kurumların eksi netle öğrenci kabul etme noktasındaki ısrarı, akademik bir zorunluluktan değil, tamamen mali sürdürülebilirlik kaygısından kaynaklanmaktadır. Bu üniversitelerin büyük bir kısmı, özellikle indirimli veya ücretli kontenjanlarını dolduramadıkları takdirde ciddi bir finansal darboğaza girmektedir. YÖK’ün barajları kaldırmasıyla birlikte öğrenci artık akademik bir özne değil, finansal bir müşteri olarak görülmeye başlanmıştır. Bu ekonomik rasyonalite akademik rasyonalite ile doğrudan çelişmekte, üniversiteleri belirli bir bedel karşılığında diploma ticareti yapan sertifika merkezlerine dönüştürmektedir. Eğitimdeki bu erozyonun en tehlikeli maliyeti ise doğrudan insan hayatını ilgilendiren sağlık ve teknik hizmet alanlarında ortaya çıkmaktadır. “Diyaliz, Patoloji Laboratuvar Teknikleri, Fizyoterapi, Radyoterapi ve Ameliyathane Hizmetleri... “ gibi hayati branşlara eksi netlerle öğrenci alınması, kamu sağlığı için sistemik bir tehdit oluşturmaktadır. Bir radyoterapi teknikerinin veya fizyoterapistin temel fen ve matematik bilgisinden yoksun olması, sağlık hizmetlerinin kalitesini düşürmekle kalmayacak, tıbbi hata oranlarını artırarak toplumsal maliyeti yükseltecektir. Bu durum Türkiye'yi sadece orta gelir tuzağına değil, aynı zamanda niteliksiz mezunların yarattığı bir orta nitelik tuzağına da mahkûm etmektedir. Kontenjanların bu denli şişirilmesinin ardında yatan temel siyasi motivasyonlardan biri de genç işsizliği istatistiklerini yönetme arzusudur. Türkiye’de bir gencin üniversiteye kayıtlı olması, onun işsiz olarak değil eğitimde olarak görünmesini sağlayarak istihdam yaratma zorunluluğunu yıllarca ötelemektedir. Genç işsizlik oranları yüzde 15-16 bandında seyrederken atıl işgücü oranının yüzde 28,6 gibi rekor seviyelere ulaşması eğitimin istihdam yaratmakta ne kadar başarısız olduğunu göstermektedir. Sistem, "diplomalı işsizler" ordusu yaratarak gençleri asgari ücretle çalışmaya razı, düşük maliyetli ve güvencesiz bir iş gücü pazarına hazırlamaktadır. Bu nitelik kaybı lise eğitimindeki yapısal sorunlardan da bağımsız değildir. “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” kapsamında müfredatın yüzde 35 oranında seyreltilmesi, fen ve matematik alanlarındaki temel bilgiyi zayıflatmaktadır. Liseden dört işlem yapamadan mezun olan kitlelerin eksi netlerle üniversiteye doluşması, sistemin kaliteden taviz vererek vasatlıkta eşitlenmesine neden olmaktadır. YÖK'ün lisans eğitim süresini başarılı öğrenciler için 3 yıla düşürme planı, yükseköğretimdeki "Hızlı Diploma" trendinin son halkasıdır. Resmi söylemde hayata erken atılma gerekçesiyle sunulan bu düzenleme, mevcut yetersiz temel bilgi altyapısıyla birleştiğinde eğitimin tamamen yüzeyselleşmesine yol açma riski taşımaktadır. Müfredatın 3 yıla sıkıştırılması; derslerin içeriğinin boşaltılması anlamına gelecek, öğrenciler üniversite kültürünün parçası olan sosyal ve kültürel etkinliklerden mahrum kalacaktır. Bu durum, Türk üniversitelerinin uluslararası alanda "Diploma Fabrikası" olarak algılanmasına ve diplomaların tanınırlığının zedelenmesine yol açabilir. Nitekim YÖK’ün yurt dışı diplomalar için getirdiği katı denklik şartları, aslında kendi içindeki standart kaybını dolaylı bir itirafıdır. Türkiye'deki yükseköğretim sistemi liyakat ve bilimsel ilerleme odağından saptırılarak siyasi hedefleri yönetme aracına dönüştürülmüştür. Üniversite sayısından ziyade eğitim niteliğine odaklanan radikal bir yapısal reform gerçekleştirilmediği sürece, toplumsal güvenin sarsıldığı ve uluslararası saygınlığı kalmamış bir mezunlar kitlesi ile karşı karşıya kalınması kaçınılmazdır. SEVGİ YILDIRIM Kaynakça Pervin Kaplan ve Eğitim Veri Analizleri (2025): 2025 YKS sonuçlarına göre eksi ve sıfır netle yerleşilen programların sayısal dağılımı ve başarı eşikleri. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Kurumsal Verileri ve Duyuruları (2025): Lisans eğitim süresinin üç yıla indirilmesi çalışmaları, denklik yönetmeliği güncellemeleri ve baraj puanı uygulamaları. TÜİK İşgücü İstatistikleri ve Bültenleri (2025): Genç işsizlik oranları, atıl işgücü verileri ve mevsim etkisinden arındırılmış istihdam göstergeleri. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Stratejik Planları ve Müfredat Raporları (2024): Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında derslerin seyreltilmesi ve lise eğitimindeki yapısal değişiklikler. Eğitim Sendikaları ve Sivil Toplum Kuruluşu Raporları (2023-2025): Üniversite eğitiminin ticarileşmesi, lisans süresinin kısaltılmasına yönelik eleştiriler ve saha araştırmaları. Uluslararası Üniversite Sıralama Kuruluşları (QS ve THE) Verileri (2025): Türkiye'deki yükseköğretim kurumlarının akademik itibar ve küresel tanınırlık trendleri.
