Muhammet Yıldırım: Güvenlik ve Okullarımız
GÜVENLİK VE OKULLARIMIZ Eğitim bilimleri, öğrenmenin temel koşulunun “psikolojik güvenlik” olduğunu gösterir. Okulda silahlı ve üniformalı kolluk kuvvetlerinin veya silah taşıyan öğretmenin sürekli varlığı, mekânın pedagojik doğasını kökten değiştirir. Bu durum, okulu diyalog ve keşif alanı olmaktan çıkarıp potansiyel bir “çatışma bölgesi” ne dönüştürerek öğrencilerde tehdit algısını ve kronik stresi artırabilir. Daha da önemlisi, ergenlik döneminde otoriteyle sağlıklı bir özdeşim kurması gereken genç bireylerin öğretmene ihtiyaç duyduğu anda kendisine şiddet uygulayabilecek bir otorite figürü olarak kodlamasına neden olabilir. Bu durum, eğitimin temelindeki güven ilişkisini onarılamaz biçimde zedeler ve eğitimcinin “rehber” ve “rol model” olma vasfını ortadan kaldırır. Bu tür güvenlik önlemleri, saldırgan psikolojisini ve niyetini karşılamakta yetersiz kalır. Türkiye’de bu konularda yapılmış akademik çalışmaların yetersiz olduğunu belirterek özellikle Amerika’da yapılan araştırmalarda okul saldırganlarının büyük çoğunluğunun intihar niyetiyle hareket ettiğini ve eylemlerini hayatta kalma beklentisi olmadan planladığını göstermektedir. 12. sınıfa kadarki saldırganlar arasında intihar düşüncesi oranı ? gibi çarpıcı bir seviyededir. Kendi ölümünü göze almış saldırgan için silahlı müdahale caydırıcı olmak bir yana, eylem planının bir parçası olarak daha fazla şiddeti tetikleyebilir. Buna karşın böyle bir ortamda bulunan ve yeterli kriz eğitimi almamış silahlı bir öğretmenin, yaşanacak kaotik bir anda yanlış kişiyi hedef alma veya durumu daha da tırmandırma riski yüksektir. Gerçek güvenlik, silahlandırma ile değil, risk değerlendirmesi ve psikososyal destek sistemleriyle sağlanabilir. Saldırıları tek bir nedene bağlamak mümkün değildir; bu eylemler, birbiriyle etkileşim halindeki çok katmanlı faktörlerin sonucudur. Saldırgan profillerinde en belirgin ortak özellik, derin bir sosyal dışlanmışlık ve kronik akran zorbalığına maruz kalmadır. Bu durum, sadece fiziksel şiddeti değil; saldırganın kimliğini ve varoluşunu hedef alan sistematik aşağılanma ve itibarsızlaştırmayı içerir. Araştırmalar, saldırganların q ila ?’inin eylem öncesinde uzun süreli ve ağır zorbalığa uğradığını ortaya koymaktadır. Bu süreç, bireyde empati yeteneğini köreltip şiddeti bir intikam aracına dönüştürmesine, kaybedilen saygınlığı geri kazanma yöntemi olarak kodlamasına yol açar. Saldırganların ev yaşantılarına bakıldığında çoğunlukla işlevsiz aile dinamikleri, yüksek oranda istismar ve ihmal öyküsü öne çıkmaktadır. ABD Gizli Servisi’nin (USSS) kapsamlı analizlerine göre saldırganların ev hayatında olumsuz faktörler neredeyse istisnasızdır: Ebeveyn ayrılığı (q) Aile bireylerinin suça karışması (T) Ev içi şiddet (@) öne çıkan etkenlerdir. Bu ortamda büyüyen çocuk, sorunlarla sağlıklı başa çıkma- çözüm üretme mekanizmaları ve duygusal dayanıklılık geliştiremez. Bu travmatik geçmiş, bireyde yoğun “haksızlığa uğramışlık” duygusu ve ileri düzeyde “narsist kırılganlık” yaratır. Kendi acılarının tek muhatabı olarak gördüğü sisteme (okul, akranlar, toplum) karşı derin bir kin biriktirir. Saldırı eyleminden önce ? gibi ezici bir çoğunlukla romantik reddedilme veya prestij kaybı gibi büyük bir “kayıp” ya da başarısızlık algıları tetikleyici olur . Görünmez hissetmenin acısını çeken saldırgan, eylemiyle sadece acı vermeyi değil; nihayet “görünür” ve “güçlü” olmayı hedefler. Medyanın saldırganın manifestolarını, fotoğraflarını ve ideolojisini uzun uzadıya işlemesi bu karanlık şöhret arayışını besleyen en büyük ödüldür. Bu durum, özellikle risk altındaki diğer gençler için güçlü bir taklit “kopya saldırı” gerçekleştirme etkisi yaratır. Okulun acımasız hiyerarşik yapısı, ailedeki şiddet ve toplumsal düzeydeki eşitsizlik ve adaletsizlik algısı, birey için “normal” dünyanın zaten şiddet dolu olduğu inancını pekiştirir. Şiddet, bu bağlamda, algılanan adaletsizliğe karşı gerçekçi bir cevap olarak saldırganın zihninde yerini alır. Şiddet olaylarının genelinde ve okulda yaşanan şiddetin özelinde, günümüzde en önemli faktörlerden biri sosyal medyanın ve çevrimiçi forumların rolüdür. Okulda dışlanmış, öfkeli bir genç için bu platformlar; öfkesini ve nefretini paylaşabileceği, onaylanacağı ve uç ideolojilerle tanışacağı “güvenli alanlar” haline gelir. Özellikle Almanya’da yapılan bir araştırmaya göre vakaların yarısında radikalleşme sürecinin bir yıldan kısa sürmesi bu dijital ortamların ne kadar hızlı ve yıkıcı bir etki yaratabildiğini göstermektedir. Vakaların y’unda aile ya da okul çevresinin fark edebileceği açık uyarı sinyallerinin bulunmasına rağmen bu sinyallerin yalnızca ’sinde bir gerçekleşebilmiştir. Yapılan araştırmalar okul saldırısı gerçekleştiren bireylerin psikolojik özelliklerini ve profillerini üç ana yaklaşımda ortaya koymaya çalışmaktadır: Ağır aile içi istismar, ihmal ve kaotik bir ev ortamından gelen, şiddeti kaçınılmaz bir kurtuluş olarak gören birey profili; şizofreni gibi ağır ruhsal hastalığın pençesinde, gerçeklik algısı bozulmuş ve gerçek dışı psikolojik hallerin yönlendirmesiyle hareket eden bireyle ki bu grup saldırgan tiplemesinde en küçük gruptur; derin empati yoksunluğu, narsisizm ve sadist eğilimlerle karakterize olan, başkalarının acısından zevk alan ve eylemini soğukkanlılıkla planlayan saldırgan profili bu üç yaklaşımı oluşturan saptamalardır. Antisosyal özelliklerin şiddete dönüşmesinde en en önemli etkenin izolasyon ve akran zorbalığı ile zedelenen aidiyet duygusunun, radikal gruplar tarafından istismar edilmesi olduğu görülmektedir. Bu profiller, dijital “yankı odalarında” bir araya gelir. Bireysel kırılganlıklar teyit edilerek keskinleştirilmiş kolektif bir kimliğe dönüşür ve şiddet potansiyeli katlanır. Travmatize bir genç kendi acısına tercüman olacak ideolojileri burada bulur. Psikopatik eğilimli birey bu topluluklarda kendine “hayran kitlesi” yaratarak narsist ihyaçlarını tatmin eder. Okulda yaşanan veya yaşanabilecek şiddet olaylarını önlemek için her okulda psikolojik danışman, sosyal hizmet uzmanı, idareci ve gerektiğinde kolluk kuvvetlerinden oluşan çok yönlü disiplin anlayışını planlayıp hayata geçirecek bir “Tehdit Değerlendirme Ekibi” kurulmalıdır. Bu ekibin görevi şiddet söylemi, şiddet içerikli çizimler, radikal ideolojilere ani ilgi gibi “sızıntı” sinyalleri veren öğrencileri tespit etmek, onları cezalandırmadan gizlilikle ve destekleyici bir yaklaşımla değerlendirmektir. Mücadele, “polis ve dedektör” odaklı olmaktan çıkarılıp okul kültürünü dönüştürmeye odaklanmalıdır. Akran zorbalığını yasaklayan basit kurallardan ziyade, onarıcı adalet pratikleriyle zorbalığın yarattığı hasarı tüm taraflar için konuşarak, anlayarak ve telafi ederek iyileştirmeyi hedefleyen bir okul iklimi inşa edilmelidir. Öğrencilere, gördükleri sorunları güvenle bildirebilecekleri (ispiyonculuk değil, yardım etme olarak kodlanan) güvenli ihbar mekanizmaları oluşturulmalıdır. Medyanın saldırganı şöhret mertebesine çıkaran habercilik anlayışı, yeni saldırıları tetikleyen en büyük risk faktörlerinden biridir. Bunun yerine, RTÜK’ün kadına yönelik şiddetle mücadele için belirlediği etik ilkelere benzer bir çerçeve, okul saldırıları için de acilen benimsenmelidir: Mağduru değil, faili göster, ilkesi tersine çevrilmelidir. Haberler, saldırganın adını, fotoğrafını, ideolojisini ve manifestosunu öne çıkarmak yerine; kurbanların hikâyelerini, toplumsal dayanışmayı, şiddeti önleme yollarını ve travma sonrası iyileşme süreçlerini öncelemelidir. “Cezayı yayınla adaleti göster” ilkesi, şiddetin cezasız kalmadığı mesajını vermek için işlevselleştirilebilir. Saldırıları sadece “akıl hastası”, “kötü çocuk” veya “canavar” gibi bireysel etiketlere sıkıştırmak, en büyük ve en tehlikeli yanılgıdır. Bu yaklaşım; olayların arkasındaki yaygın akran zorbalığını, başarısız aile politikalarını, gelir adaletsizliğini ve eğitim sistemindeki derin yapısal sorunları görünmez kılar. Sorunu bireysel ve öngörülemez bir “cinnet” olarak kodladığımızda, toplumsal düzeyde alınabilecek tüm proaktif ve önleyici tedbirler anlamsızlaşır. Oysa araştırmalar, saldırganların büyük bir kısmının eylem öncesi planlı ve sinyaller verdiğini göstermektedir. Şiddetin failini toplumdan ayrı, “anormal” bir varlık olarak konumlandırmak, tam da o şiddeti üreten dışlayıcı ve rekabetçi sistemi aklamaya ve yeniden üretmeye yarar. Nesnel bir analiz bu trajedilerin; derinleşen gelir eşitsizliğinin ve yoksunluğun yarattığı umutsuzlukla, gençleri eğitim veya istihdama katamayan ve kurumsal denetimi zayıflatan politikalarla, sorun çözme mekanizması olarak şiddeti yücelten popüler kültürle doğrudan bağlantılı olduğunu gösterir. Bu çok katmanlı ve karmaşık sorun, cezalandırıcı ve güvenlikçi reflekslerle değil; kanıta dayalı, onarıcı ve kapsayıcı siyasi iradeyle çözülebilir. Okullara polis yerleştirmek veya güvenlik kameralarını artırmak yerine, fonlar okul psikolojik danışman ve sosyal hizmet uzmanı sayısını radikal biçimde artırmaya kanalize edilmelidir. Her 250 öğrenciye bir tam zamanlı uzman hedefi yasal güvence altına alınmalıdır. Millî Eğitim Bakanlığı, her okulda çok yönlü disiplin anlayışını gerçekleştirebilecek “Tehdit Değerlendirme Ekibi” kurulmasını ve bu ekibin belirli bir protokolle çalışmasını yasa ile zorunlu kılmalıdır. Bu ekiplerin odağı cezalandırma değil, risk altındaki öğrenciyi sisteme kazandırma olmalıdır. Eğitimde veya istihdamda olmayan gençler için belediyeler ve gençlik merkezleri aracılığıyla psikososyal destek, mesleki eğitim ve sosyal etkileşim imkânı sunan, onları radikalleşmeden uzak tutacak toplum temelli programlar bir devlet politikası haline getirilmelidir. 6112 Sayılı Kanun kapsamında, medyanın toplu şiddet olaylarını ele alış biçimine dair net etik ilkeler ve caydırıcı yaptırımlar getirilmeli; saldırganın ismini, görselini ve manifestosunu teşhir eden habercilik “kamu yararına aykırı” ilan edilmelidir. Taklitçi şiddeti besleyen “bulaşma etkisini” kırmak amaçlanmalıdır. Okul saldırıları, basit bir benzetmeyle, mikrop kaptığı için değil; tüm bağışıklık sistemi çöktüğü için hastalanan bedenin çığlıklarıdır. Çözüm, bağışıklık sistemini yani toplumsal bağları, adalet duygusunu ve aidiyet hissini güçlendirmekten geçer. Silah ve polislerle semptomları bastırmaya çalışmak, bir sonraki felaketi önlemeyecektir. Muhammet YILDIRIM Kaynakça Lankford, A. (2021). Mass shooters and suicide: A comparative analysis. University of Alabama. [The Violence Project veri tabanına dayalı çalışma] Langman, P. (2015). School shooters: Understanding high school, college, and adult perpetrators. Rowman & Littlefield. National Institute of Justice. (2022, Şubat). Mass shootings between 1966 and 2019 in the United States. U.S. Department of Justice. [The Violence Project veritabanı analizi] U.S. Secret Service National Threat Assessment Center. (2019). Protecting America’s schools: A U.S. Secret Service analysis of targeted school violence. U.S. Department of Homeland Security. [41 olayın analizi, 2008-2017] U.S. Secret Service & U.S. Department of Education. (2002). The final report and findings of the Safe School Initiative: Implications for the prevention of school attacks in the United States. Washington, DC. [37 olayın analizi, 1974-2000] Centers for Disease Control and Prevention. (2023). Youth Risk Behavior Survey: 2021-2022 results. U.S. Department of Health and Human Services. Federal Bureau of Investigation. (2018). The school shooter: A threat assessment perspective. National Center for the Analysis of Violent Crime. Paolini, A. (Tarih belirtilmemiş). School counseling program findings on bullying and gun violence. Arkansas State University. Substance Abuse and Mental Health Services Administration. (2009). National Survey on Drug Use and Health. U.S. Department of Health and Human Services. National Institute on Drug Abuse. (Dönemsel). Monitoring the Future survey results. U.S. Department of Health and Human Services.

Görselin Kaynağı: yapay zeka