Mektepli Gazete

Eğitimci Özge Ak: Okula Güvenlikçi, Öğretmene Önlük: Peki Eğitime Ne?

Paylaş
Yazı boyutu
100%

Eğitimci Özge Ak: Okula Güvenlikçi, Öğretmene Önlük: Peki Eğitime Ne?

25.08.2026 14:58

Okula Güvenlikçi, Öğretmene Önlük: Peki Eğitime Ne?

2026-2027 eğitim öğretim yılına girerken Türkiye'de okullar yalnızca müfredat ve akademik başarı üzerinden değil; güvenlik, disiplin ve öğretmenlik mesleğinin görünürlüğü üzerinden de yeniden tartışılıyor. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan 2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler Genelgesi'nde öğretmenlerin önlük giymesi, öğrencilerin sınıfta cep telefonu bulundurmamasına ilişkin uygulamanın sürdürülmesi ve öğretmenlerin de sınıf içerisinde cep telefonu kullanmaması yönünde düzenlemelere yer veriliyor (MEB, 2026).

Aynı zamanda basına yansıyan bilgilere göre, İçişleri Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının koordinasyonunda Türkiye genelindeki okullarda 30 bin güvenlik personelinin görevlendirilmesine yönelik yeni bir çalışma da gündemde (Cumhuriyet, 2026).

Her gün yeni bir şiddet olayına uyandığımız şu günlerde okul güvenliğinin sağlanması şüphesiz ki önemlidir. Ancak asıl tartışmamız gereken başka bir soru var:

Bir okulu gerçekten güvenli ve nitelikli yapan şey güvenlik görevlisinin varlığı, öğretmenin önlüğü ve cep telefonunun yasaklanması mıdır?

Eğitimde güvenliği kapıdaki güvenlik görevlisine, disiplini tek tip kıyafete, dijital çağın sorunlarını ise yasaklara indirgemek; okulun içinde biriken ruhsal, psikolojik, sosyal ve pedagojik sorunların üzerini örtme tehlikesi taşır.

Güvenlik Görevlisi Gereklidir; Fakat Tek Başına Çözüm Değildir

Son yıllarda yaşanan olaylar, okul girişlerinin ve çevresinin korunmasının önemini açık biçimde ortaya koyuyor. Okullarda güvenlik personelinin bulunması bu nedenle önemli ve gereklidir. Nitekim MEB'in 2026-2027 genelgesinde de “Güvenli Okul İklimi” kapsamında okul ve çevresine ilişkin güvenlik tedbirlerinin uygulanması üzerinde durulmaktadır (MEB, 2026).

Ancak okula 30 bin güvenlik görevlisi almak kapıları daha güvenli hâle getirebilirken, öğrencilerle iletişim konusunda yeterli hazırlığı bulunmayan personelin okul ortamında yeni sorunlara neden olma ihtimali de göz ardı edilmemelidir.

Çünkü okul, güvenlik görevlisinin yalnızca düzeni sağladığı herhangi bir kurum değildir. Okulda yetişkinlerin kullandığı dilin, sergilediği davranışın ve öğrenciye yaklaşım biçiminin çocuk üzerinde eğitsel bir karşılığı vardır.

Bu nedenle okullarda görev yapacak güvenlik personelinin çocuk ve ergenlerle iletişim, öfke kontrolü, kriz anında müdahale, çocuk hakları ve çatışma çözümü gibi konularda temel eğitimden geçirilmesi gerekir.

Güvenlik personeli alımı tek başına bir çözüm değildir. Okulun bütün birimleriyle koordineli, birbirini tamamlayan ve insanı merkeze alan bütüncül bir güvenlik anlayışı benimsenmelidir.

Bir çocuğun çantasındaki tehlikeli nesneyi güvenlik görevlisi tespit edebilir. Fakat o öğrencinin neden şiddete ya da suça yöneldiğini anlamak başka bir uzmanlık alanıdır.

Akran zorbalığı, dışlanma, siber zorbalık, şiddet, aile içindeki sorunların okula taşınması, bağımlılık, öğrencinin kendisini değersiz hissetmesi ve öğretmen-veli çatışmaları da okul güvenliğinin önemli parçalarıdır.

Üstelik suç veya şiddet ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek kadar, hatta bundan daha önemlisi, onu doğuran koşulları önceden fark edebilmektir.

O hâlde 30 bin güvenlik görevlisinin yanında başka soruların da cevabını aramalıyız:

Okulların kaç psikolojik danışmana, rehber öğretmene, sosyal hizmet uzmanına ve destek personeline ihtiyacı var?

Güvenli Okulun Merkezinde İnsan Olmalıdır.

Okul güvenliği tartışmalarındaki en büyük tehlikelerden biri, okulların giderek yalnızca güvenlik mantığıyla yönetilen kurumlara dönüşmesidir.

Güvenlik görevlileri, kameralar, kontrollü girişler ve kurallar gerekli olabilir. Fakat bir eğitim kurumunun atmosferini yalnızca kontrol mekanizmaları belirlemeye başladığında, okul ile güvenliği sağlanan sıradan bir kamu binası arasındaki pedagojik fark giderek azalır.

Oysa okulun temel görevi kontrol etmek değil, yetiştirmektir.

Güvenli okul yalnızca dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunan okul değildir. Öğrencinin kendisini değerli hissettiği, öğretmenine güvenebildiği, akran zorbalığı karşısında yalnız kalmadığı; öğretmenin şiddet ve baskı korkusu yaşamadan görevini yapabildiği okul da güvenli okuldur.

Öğretmenin İtibarı Önlükle mi Sağlanır?

MEB'in 2026-2027 genelgesinde eğitim kurumu yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının öğretmenlik mesleğinin saygınlığını, temsil sorumluluğunu ve öğrencilere örnek olma niteliğini gözetmeleri; mesleğin vakarına ve kamu hizmetinin ciddiyetine uygun hareket etmeleri ve önlük giymeleri istenmektedir (MEB, 2026).

Peki bir mesleğin saygınlığı kıyafetiyle mi sağlanır?

Bir mesleğin kamuoyundaki ağırlığı; o mesleği icra edenlerin niteliği, sahip oldukları mesleki özerklik, çalışma koşulları ve toplumun o mesleğin uzmanlığına duyduğu güvenle belirlenir.

Önlük bir hekim için hijyenin, bir laboratuvar çalışanı için güvenliğin veya bir teknisyen için fiziksel korunmanın işlevsel bir parçası olabilir. Öğretmenlikte ise önlük böyle teknik bir zorunluluktan çok mesleki kimliği görünür kılmayı amaçlayan sembolik bir uygulamadır.

Sembollerin elbette değeri vardır. Ancak semboller, yapısal sorunların yerine konulduğunda tartışmalı hâle gelir.

Ekonomik güvence ve çalışma koşulları: Ücretli ve sözleşmeli öğretmenlik uygulamaları ile özel okullarda çalışan öğretmenlerin ücret ve çalışma koşulları tartışılmadan öğretmenin önlüğüne odaklanmak, mesleğin gerçek sorunlarını çözmez.

Mesleki özerklik ve liyakat: Değişen eğitim politikaları, müfredat ve ölçme-değerlendirme yaklaşımları içinde öğretmenin mesleki inisiyatifinin daralması mesleğin saygınlığını doğrudan etkiler. İtibar, öğretmenin alan bilgisine, uzmanlığına ve kararlarına duyulan güvenle güçlenir.

Kalabalık sınıflar ve fiziki koşullar: Fiziki imkânları yetersiz ve son derece kalabalık sınıflarda öğretmeni yalnız bırakıp ondan “harika çocuklar” yetiştirmesini beklemek gerçekçi değildir. Öğretmenin sırtına giydirilen tek tip bir önlük bu koşulları değiştirmez.

Öğretmen yetiştirme politikaları: Öğretmen yetiştirme sistemindeki temel sorunlar çözülmeden öğretmenin kıyafetine yoğunlaşmak, eğitimde asıl tartışılması gereken noktadan uzaklaşma riski taşır.

Öğretmenin itibarı önlüğüyle değil; bilgisiyle, emeğiyle, mesleki güvencesiyle ve arkasında duran eğitim sistemiyle sağlanır.

Önlük öğretmeni görünür kılabilir. Ama öğretmenlik mesleğini değerli kılan şey, öğretmenin ne giydiğinden çok ona ne kadar değer verildiğidir.

Cep Telefonu: Yasaklamak mı, Doğru Kullanmayı Öğretmek mi?

Genelgede öğrencilerin sınıf içerisinde cep telefonu bulundurmamasına ilişkin uygulamanın devam edeceği ve öğretmenlerin de sınıf içinde cep telefonu kullanmayacağı açık biçimde belirtilmektedir. Bununla birlikte aynı genelge, öğrencilerin dijital dünyada güvenli ve bilinçli bireyler olarak yetiştirilmesini; dijital mahremiyet, siber güvenlik, dijital etik ve dijital esenlik konularında bilgi ve becerilerinin geliştirilmesini de öngörmektedir (MEB, 2026).

Ders sırasında cep telefonunun amacı dışında ve kontrolsüz kullanılması şüphesiz dikkati dağıtır. OECD'nin dijital cihazlar ve öğrenci başarısına ilişkin çalışması da okulda eğlence amacıyla kullanılan dijital cihazlarla akademik performans arasında olumsuz bir ilişkiye ve dijital cihazlardan kaynaklanan dikkat dağınıklığı sorununa işaret etmektedir (OECD, 2024).

Burada özellikle “amacı dışında” ifadesinin altını çizmek gerekiyor.

Çünkü bugün cep telefonu yalnızca sosyal medya aracı değildir.

Akıllı tahtalardaki karekod uygulamalarına erişmek, EBA ve diğer dijital eğitim sistemlerinden yararlanmak, araştırma yapmak, sözlük kullanmak, fotoğraf ve ses kaydı almak gibi pek çok eğitimsel işlevi vardır.

Örneğin müzik dersinde telefon bir akort cihazına, metronoma veya dinleme aracına dönüşebilir. Yabancı dil dersinde sözlük ve telaffuz çalışmalarında, fen derslerinde ölçüm ve çeşitli eğitim uygulamalarında kullanılabilir. Gerektiğinde okul içindeki acil iletişimin sağlanmasına da yardımcı olabilir.

Bunlar sayısız olumlu kullanım alanından yalnızca birkaçıdır.

UNESCO'nun 2023 Küresel Eğitim İzleme Raporu da teknolojinin eğitimde kullanımını basit bir “kullanmak ya da kullanmamak” ikilemine indirgememekte; teknolojinin öğrencinin yararını ve insan etkileşimini merkeze alan, amaca uygun ve kanıta dayalı biçimde kullanılmasının önemine dikkat çekmektedir (UNESCO, 2023).

Bu durumda dijital çağın sorunlarına yalnızca yasaklar üzerinden yaklaşmak yeterli değildir.

Eğitim sisteminin görevi öğrenciyi teknolojiden uzaklaştırmak değil, teknolojiyle sağlıklı bir ilişki kurmasını sağlamak olmalıdır.

Burada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Bir taraftan öğrenciden dijital dünyada bilinçli, etik ve güvenli davranmasını beklerken, diğer taraftan dijital dünyayla ilişkisinde kullandığı araçları yalnızca yasak üzerinden değerlendirmek ne kadar yeterlidir?

Oysa eğitim yalnızca “kullanma” demek değildir; ne zaman, neden ve nasıl kullanılması gerektiğini öğretebilmektir.

Sonuç: Eğitimin İhtiyacı Daha Fazla Kontrol mü, Daha Fazla Güven mi?

Güvenlik personelinin bulunması yanlış değildir. Öğretmenin önlük giymesi kendi başına bir eğitim sorunu değildir. Ders sırasında telefon kullanımının sınırlandırılması da anlaşılabilir bir düzenlemedir.

Sorun, bütün bunların eğitimin gerçek ve yapısal meselelerinin önüne geçirilmesidir.

Eğitim politikalarının başarısı yalnızca güvenlik görevlisi sayısını artırarak, öğretmene önlük giydirerek veya cep telefonunu yasaklayarak ölçülemez.

Daha güvenli, daha pedagojik ve insan ilişkilerinin daha güçlü olduğu okul ortamları yaratmak zorundayız.

Bunun için sınıflar aşırı kalabalık olmamalı; okullar yeterli yardımcı personelle temiz ve sağlıklı fiziki koşullara kavuşturulmalı; rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmeli; öğretmen, öğrenci, veli, yönetici ve bütün okul çalışanlarının ortak sorumluluk üstlendiği bir okul kültürü oluşturulmalıdır.

Ve belki de tartışmanın en önemli tarafı şudur:

Öğretmen önlük giymeden de ders anlatabilir. Ancak bir çocuk okula aç geldiğinde, kendisini güvende hissetmediğinde, akran zorbalığına uğradığında veya ailesindeki sorunları sınıfa taşıdığında ondan yalnızca dersine odaklanmasını beklemek kolay değildir.

Bu nedenle eğitim politikalarının önceliği, görüneni düzenlemekten önce görünmeyeni fark etmek olmalıdır.

Okula güvenlikçi alınsın; ama çocukla nasıl iletişim kuracağını da bilsin.

Öğretmen önlük giysin; ama mesleğin itibarı önlüğün omuzlarına bırakılmasın.

Cep telefonu sınıfta amacı dışında kullanılmasın; ama öğrencinin teknolojiyi doğru kullanmayı öğrenmesinin önüne de geçilmesin.

Çünkü güvenli okul yalnızca kapısı korunan okul değildir. Güvenli okul; öğrencisinin karnını, ruhunu, zihnini ve geleceğini de görebilen okuldur.

Eğitimin ihtiyacı daha fazla kontrol değil; daha fazla güven, daha fazla nitelik ve daha fazla insandır.

Kaynakça

Millî Eğitim Bakanlığı [MEB]. (2026, 19 Ağustos). 2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler Genelgesi. Ankara: T.C. Millî Eğitim Bakanlığı.

Millî Eğitim Bakanlığı [MEB]. (2026, 19 Ağustos). 2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler Konulu Genelge Yayımlandı. T.C. Millî Eğitim Bakanlığı.

OECD. (2024). Students, digital devices and success. OECD Education Policy Perspectives, No. 102. Paris: OECD Publishing. https://doi.org/10.1787/9e4c0624-en

UNESCO. (2023). Global Education Monitoring Report 2023: Technology in education – A tool on whose terms? Paris: UNESCO. https://doi.org/10.54676/UZQV8501

Cumhuriyet. (2026, 7 Ağustos). Üç bakanlıktan ortak karar: Okullarda yeni dönem resmen başlıyor. Cumhuriyet, Haber Merkezi.

Eğitimci Özge Ak

Görselin Kaynağı: yapay zeka

İlgili Haberler

Mektepli Gazete | Eğitimci Özge Ak: Okula Güvenlikçi, Öğretmene Önlük: Peki Eğitime Ne?