Bir Öğretmenin Anılarında 'Olgun Şimşek'

Version:1.0 StartHTML:0000000156 EndHTML:0000099216 StartFragment:0000000469 EndFragment:0000099208
BİR ÖĞRETMENİN ANILARINDA OLGUN ŞİMŞEK
1998 yılının Eylül ayında Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesine bağlı Yeşerti Köyü’ne öğretmen olarak atandım. 23 yaşındaydım ve mesleğim adına büyük bir heyecan taşıyordum. Şartlar çetindi. Okulun fiziki şartları oldukça kötüydü. Okulun eksikliklerini kısmen tamamladıktan sonra lojman olarak kullanacağım müdür odasına yerleştim.
9-10 metrekarelik odamda bir kanepe, küçük bir tüp, birkaç mutfak eşyası ve kıyafetlerim vardı. Köyde elektrik vardı ancak sürekli trafo arızası nedeniyle ayın ancak 3-5 günü elektrik kullanabiliyorduk. İlk günlerim okulun işleriyle ve öğrencileri okula getirebilmek için verdiğim mücadeleyle geçti. Akşamları mum ışığında saatlerce kitap okuyor, zaman geçirmek için kendime uğraşlar arıyordum.
O dönemde köyde çalışan öğretmenler, ayın 15'ini takip eden Cuma günleri izinli olurdu. Biz de izin günümüzde ilçe merkezine gider; ihtiyaçlarımızı karşılar, resmi yazılarımızı teslim eder, okulumuzla ilgili postalar varsa onları alır ve yeniden köyümüze dönerdik.
Yaklaşık bir yıl sonra Akçakale’ye gittiğim bir gün 37 ekran bir televizyon aldım. Akşamları odamda bir ses olsun istiyordum. Fakat elektrik sorunu nedeniyle televizyon izlemek de pek mümkün değildi. Ara sıra elektrik geldiğinde ilk işim, çektiği tek kanal olan TRT 1’i açmak olurdu.
Bir süre sonra TRT 1’de yayınlanan Yedi Numara adlı diziyi keşfettim.
İşte Olgun Şimşek’i ilk kez orada tanıdım.
Yedi Numara’nın Sabit Abisi, namıdiğer Taruk Arkun’u…
Tabii elektrik kesintileri nedeniyle Yedi Numara’yı çok seyrek izleyebiliyordum. Dizide oynayan her bir oyuncu birbirinden yetenekliydi. Vahit, Yusuf Güdük, Recep, Asiye, Haydar, Cansu Armağan…
Anadolu’dan İstanbul’a gelen bir grup öğrencinin yaşam mücadelesi, sıcacık ve samimi bir dille anlatılıyordu. Demet Evgar’dan Beyazıt Öztürk’e kadar bugün Türk televizyonunun ve sinemasının önemli isimleri arasında yer alan birçok sanatçı da bu dizide kısa süreliğine de olsa karşımıza çıkıyordu.
Benim içinse öğrencilerim dışında neredeyse tek meşguliyetim Yedi Numara olmuştu.
Ve işte Olgun Şimşek…
Sabit Abi karakteriyle belki de ilk kez geniş kitlelerin karşısına çıkmıştı. Çizgili pijamalarıyla söylediği türküler, kendine özgü oyunculuğu ve o samimi haliyle hafızalarımıza kazındı.
“Bir Gülün Çevresi Dikendir Hardır” türküsünde söylediği “Bu da gelir, bu da geçer” sözü, o günlerde benim için yalnızca bir türkü sözünden ibaret değildi. Umuttu...
Uzak bir köyde, elektriğin bile günlerce uğramadığı küçücük bir odada, genç bir öğretmenin hayatına dokunan bir cümleydi.
Gerçekten de bu da geçecekti.
Aradan neredeyse 25 yıl geçti.
Benim hayatımda çok şey değişti. Türkiye değişti. O günlerin genç öğretmeni olarak ben de değiştim. Ancak Olgun Şimşek’in o yıllarda yaktığı ışık sönmedi. Aksine, geçen yıllarla birlikte daha da büyüdü, derinleşti ve sanatının zirvesine doğru yürüdü.
Bu yazıyı neden yazdığımı merak ediyorsunuzdur eminim.
Aslında sebebi çok basit:
Olgun Şimşek’in oyunculuğu, sesi ve sanatına kattığı duygu…
İlkokul öğretmeni bir babanın ve ev hanımı bir annenin çocuğu olarak ortaya koyduğu başarı hikâyesinin, özellikle çocuklarımız ve gençlerimiz için çok kıymetli bir örnek olduğunu düşünüyorum.
Kendisi, “Zorunluluktan oyuncu oldum.” dese de zaman içerisinde oyunculuk yalnızca yaptığı bir meslek olmaktan çıkmış, adeta Olgun Şimşek’in yaşam felsefesine dönüşmüştür.
Ve bunu yalnızca oyunculuğuyla değil, duyguyu hissettirme biçimiyle de göstermiştir.
Kapalıçarşı dizisinde söylediği “Üflediler Söndüm” türküsüne yüklediği duygu, insanın kalbine dokunan türdendi. Sadece söylemedi; sanki türkünün içinde yaşadı, yaşattı.
Cici filmindeki oyunculuğu ise bana göre sanat hayatındaki en güçlü duraklardan biriydi. Hepimizin oyun havası olarak bildiği, duyduğumuzda hemen ayağa kalkıp eşlik ettiğimiz “Nar Danesi” türküsünün aslında bir sevda hikâyesi olduğunu onun sesiyle yeniden keşfettik.
Ve yine yalnızca sesi değildi etkileyici olan…
Türküye kattığı duygu, bakışı, yorumu ve içtenliği muhteşemdi.
Ben sinema eleştirmeni değilim. Bir oyuncunun teknik açıdan performansını değerlendirecek uzmanlığa da sahip değilim. Ancak bir izleyici olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:
Olgun Şimşek, son 30 yılda bu ülkenin yetiştirdiği en değerli oyunculardan biridir.
Üstelik onu değerli kılan yalnızca yeteneği değildir.
Samimiyeti, kendine özgü duruşu, mütevazılığı, sesindeki hüzün, oyunculuğundaki derinlik ve canlandırdığı karakterlere kattığı ruh onu farklı bir yere koymaktadır.
Olgun Şimşek, oynadığı karakteri sadece canlandırmıyor; ona bir hayat veriyor.
Bazen bir bakışıyla, bazen bir susuşuyla, bazen bir türkünün tek bir dizesiyle anlatamadığımız duyguları bize hissettirebiliyor.
Sanat yaşamının en verimli, en olgun ve belki de en karizmatik dönemini yaşayan Olgun Şimşek’in daha çok sinemada, daha çok dizide ve daha çok sahnede olması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü adı gibi olgunlaşmış, kendisini yıllar boyunca geliştirmiş, sanatına emek vermiş ve yaptığı işlerde kendi imzasını oluşturmuş bir sanatçının gelecek kuşaklara bırakacağı çok şey var.
Bazen bir sanatçıyı anlatmak için uzun cümlelere gerek yoktur.
Bir şarkısı yeter.
Bir karakteri yeter.
Bir bakışı yeter.
Benim için ise Olgun Şimşek’in hikâyesi, 1998 yılında Şanlıurfa’nın küçük bir köyünde, elektriğin ayda birkaç gün geldiği 9-10 metrekarelik bir odada başladı.
37 ekran televizyonumun karşısında, çekebildiğim tek kanal TRT 1’de onu izlerken henüz bilmiyordum.
Yıllar sonra bir sanatçının yalnızca oyunculuğuyla değil, insana hissettirdikleriyle hatırlanacağını…
Ve bazı sanatçıların hayatımızdan sessizce geçip gitmediğini; bir dönemimize, bir anımıza, hatta gençliğimize eşlik ettiğini…
Olgun Şimşek benim için biraz da böyle bir sanatçı.
Aşk olsun…
Hazan olur geceleri gurbetin...
Türkülerine yaptığı o eşsiz dokunuş, yıllar sonra bile içimizi ısıtıyor.
Olgun Şimşek’in söylediği türküleri mutlaka dinlemenizi tavsiye ediyorum.
Belki siz de benim gibi, bir türkünün içinde kendi hayatınızdan bir an bulursunuz.
Çünkü bazı sesler yalnızca kulağımıza değil, hatıralarımıza, kalbinize, sevdalarınıza, özlemlerinize kısacası yaşamınıza dokunur.
Olgun Şimşek’in sesi de benim için tam olarak böyle…
Ali Taştan
Eğitim Uzmanı
Görselin Kaynağı filmografi
İlgili Haberler

Özçağdaş'tan eğitim çalışanları için bir maaş tutarında hazırlık ödeneği teklifi

Eğitimci Özge Ak: Okula Güvenlikçi, Öğretmene Önlük: Peki Eğitime Ne?

ÖĞRETMENİ TARTIŞMANIN MERKEZİNE KOYARAK SORUNLAR ÇÖZÜLEMEZ

Öğretmenin Önlüğü Eğitimin Niteliğini Artırmaz

Yeni eğitim-öğretim yılında öğretmenlere önlük giyme zorunluluğu getirildi.