Tülay Hatimoğulları: Yüz yıldır tanık olmadığımız bir soygun ile karşı karşıyayız
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, iki yıldir süren süreçte zaman zaman tıkanıklıklar yaşandığını belirterek, "Topluma gitmeyen barış, toplumla konuşulmayan barış gerçekten toplumsallaşmış hakiki bir barış olmaktan uzaklaşır" dedi. Hatimoğulları, "Fonculara atanmayan kayyım küçük esnafa, işletmeciye atanıyor. Foncular bu ülkeyi soyup soğana çevirmişler. Yüz yıldır tanık olmadığımız bir soygun ile karşı karşıyayız. İsim niye açıklanmıyor? Çünkü ucu kendilerine dokunuyor" diye konuştu.

(İSTANBUL) - DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, iki yıldir süren süreçte zaman zaman tıkanıklıklar yaşandığını belirterek, "Topluma gitmeyen barış, toplumla konuşulmayan barış gerçekten toplumsallaşmış hakiki bir barış olmaktan uzaklaşır" dedi. Hatimoğulları, "Fonculara atanmayan kayyım küçük esnafa, işletmeciye atanıyor. Foncular bu ülkeyi soyup soğana çevirmişler. Yüz yıldır tanık olmadığımız bir soygun ile karşı karşıyayız. İsim niye açıklanmıyor? Çünkü ucu kendilerine dokunuyor" diye konuştu.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, İstanbul’da Kazım Karabekir Cemevini ziyaret ederek Alevi dedeleri ve temsilcileriyle bir araya geldi. Hatimoğulları, şunları söyledi:
"Hak kapısı bugüne kadar hep mücadeleyle kazanıldı, şu anda bizim şiar edinmemiz gereken şey bu. Bütün haklarımızı mücadele ede ede kazanmamız gereken bir dönemdeyiz. Türkiye’de bir barış süreci ve demokratik toplum inşası sürecinin içindeyiz. Türkiye gerçekten geçmişte de bir demokrasi cenneti değildi. Çok eksiklikler vardı demokraside. Fakat ne yazık ki bugün mevcut olan iktidarın ülkeyi getirdiği aşamaya baktığımızda Türkiye’de artık haktan, hukuktan, adaletten, demokrasiden neredeyse bahsedilemez bir duruma gelindi.
Türkiye'de çok büyük ve derin bir ekonomik kriz var. Çok büyük bir işsizlik ve yoksulluk var. Çok ciddi bir derin yoksullukla karşı karşıyayız. Açlıkla karşı karşıyayız. İnsanlar evine götürecek bir sıcak ekmek dahi bulamaz bir hale gelmiş durumda. Ve gerçekten barışın böylesi zor bir zamanda konuşuluyor olmasının bir yanıyla ülkeyi rahatlatan bir tarafı var. Ama bir tarafıyla da gerçekten bu süreci inşa etmenin bu kadar antidemokratik koşullarda zorlukları var. İki yıldır bu topraklarda kan dökülmüyor. İki yıldır ne bir Kürt genci ne bir Türk genci yaşamını kaybetmiyor. Savaş, çatışma ve silahların, kurşunların konuştuğu dönem iki yıldır bitmiş. Bu bizim en büyük kazanımımız.
"ALEVİ TOPLUMUNUN RIZALIĞINI ALMAYI DEĞERLİ BULUYORUZ"
Kürt sorunu bu ülkenin gerçekliğidir. Demokratikleşmenin önündeki temel engellerden birisidir. Bu da bir hakikat. Bir o kadar da Türkiye'de Alevi sorunu var. Gerçekten bizim kanayan yaramız ve bu sorunlar çözülmediği sürece Türkiye'de gerçek bir barıştan, gerçek bir demokrasiden söz etmek hakikaten son derece zor. Başta Alevi canlarımız olmak üzere bu topraklarda yok sayılan, inkar edilen, inancı reddedilen, kabul edilmeyen, inancı dönem dönem alay konusu haline getirilen, dönem dönem hakarete ve dışlanmaya maruz kalan Alevi canlarımız için bu barış sürecinin bambaşka bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Alevi felsefesinde çok temel olan noktalardan biri rızalık almak. Biz bu süreci yürütürken Alevi canlarımızla birlikte yürütmeyi öncelikli adımlardan gördüğümüz kadar Alevi canlarımızın, Alevi toplumunun rızalığını almayı da son derece değerli buluyoruz.
Burada bir kez daha Koçgiri’de, Dersim’de, Sivas’ta, Gazi’de, Çorum’da, Suriye’de yaşamını yitiren bütün Alevi canlarımızı saygı ve minnetle anıyorum. Suriye'de savaş başladıktan hemen sonra İştibrak’ta ve 2025’in Martında gerçekleşen o büyük katliamda yaşamını yitiren bütün Alevi canlarımızı saygı ve minnetle anıyorum.
"TOPLUMLA KONUŞULMAYAN BARIŞ HAKİKİ BİR BARIŞ OLMAKTAN UZAKLAŞIR"
İki yıldır devam eden bir süreç var. Bu süreçte zaman zaman yaşanan tıkanıklıklar oluyor. Zaman zaman ciddi yavaşlamalar oluyor. Bu topraklarda bu inancın mensubu milyonlarca yurttaşımız dinlenmeden olmaz. Alevilerle konuşmadan barışı inşa edemezsiniz.
Çerçeve yasa kapsamında Meclis İzleme Kurulu oluşacak siyasi partilerin temsiliyetiyle. Fakat biz sadece siyasi partilerin temsiliyetiyle bu sürecin ilerletilmesinin zor olduğunu biliyoruz. O nedenle Türkiye'deki bütün demokratik kitle örgütleri, sivil toplum örgütleri, kadın hareketi, doğa ve insan hakları savunucularının mutlaka içinde olduğu alt komisyonlar kurulması gerekiyor. Topluma gitmeyen barış, toplumla konuşulmayan barış gerçekten toplumsallaşmış hakiki bir barış olmaktan uzaklaşır. Alevi canlarımızın net talebi var. Bizler de o masada olmak kendi sözümüzü kendi dilimizden kendi felsefemizden söylemek istiyoruz.
"İSİM NİYE AÇIKLANMIYOR? ÇÜNKÜ UCU KENDİLERİNE DOKUNUYOR"
Sürece ilişkin Alevi canlarımızın gittiğimiz her toplantıda ortaya koydukları kaygılar var. Muhalefete dönük bu kadar yoğun baskı varken, muhalefet belediyelerine dönük bu kadar baskılar, gözaltı ve tutuklamalar varken bu barış süreci ne kadar başarıya ulaşır? Basına, düşünce ve ifade özgürlüğüne, sosyal medyada düşüncesini ifade edenlere, mesajlar yayınlanmasına yönelik Türkiye tarihinde görülmemiş bir sansürün olduğu bir dönemde barış sürecini ne kadar hakikata uygun bir şekilde inşa edebiliriz? Diğer bir soru bu süreçte AKP ile yan yana duruş mu söz konusu? Bu sorular Alevi canlarımızdan gelen haklı sorular. Ağzını açanı gözaltına al, tutukla, mal varlığına, ticari ilişkilerine kayyımlar ata bu olacak şey değil. Fonculara atanmayan kayyım küçük esnafa, işletmeciye atanıyor. Foncular bu ülkeyi soyup soğana çevirmişler. Yüz yıldır tanık olmadığımız bir soygun ile karşı karşıyayız. İçinde aktif milletvekillerinin, iktidara yakın üst düzey bürokratların olduğu söyleniyor. İsim niye açıklanmıyor? Mesela muhalefetten isimler olsaydı çarşaf çarşaf serilecekti. Şimdi açıklamıyorlar neden? Çünkü ucu kendilerine dokunuyor.
"ALEVİLİK KÜLTÜR BAKANLIĞI'NIN KENAR SÜSÜ OLACAK BİR MOTİF DEĞİL, İNANÇTIR"
Aleviler bu sürecin hiçbir zaman izleyeni olmadı, olmamalı. Bugün Alevi canlarımızın eşit yurttaşlık talebi bizim temel talebimizdir. Bugün, Cemevlerinin, Alevilerin bir inanç merkezi olarak kabul edilmesi en temel talebiniz, bizim en temel talebimiz. Asla Alevilik Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın kenar süsü olacak bir kültürel motif değil. Alevilik bir inançtır ve bu böyle kabul görmelidir. Alevi inanç merkezlerinin olduğu, Cemevlerinin olduğu her yerde bulundukları mekanların inanç merkezi olarak tahsis edilmesi son derece önemli. Bunun mücadelesini siz veriyorsunuz. Bizler de bunu hükümete taşımak, oradan sonuç almak dahil olmak üzere, alanlarda hak arama mücadelesi dahil olmak üzere bu konuda sizlerin yanındayız. Cemevlerinin bulunduğu, inanç merkezlerinin olduğu bütün mekanlar resmi olarak inanç merkezlerine tahsis edilmelidir.
Alevi canlarımızın en büyük şikayeti eğitimin tek yönlü dinselleştirilmiş olması. Bizim açımızdan eğitim dinselleştirilmemelidir. Cumhuriyet hepimizin ortak evi olmalı. Türkiye'de en büyük ihtiyaç duyduğumuz nokta cumhuriyetin demokratikleşmesi, demokratik bir cumhuriyeti inşa etmek. Yaşadığımız bütün acılara, bütün katliamlara, bütün asimilasyon politikalarına rağmen ve son zamanlarda parayla, pulla kurumlarımızı ele geçirmelerine, siyasi nüfuzla kurumlarımızı ele geçirmeye çalışmalarına rağmen Alevi canlarımız ortaya son derece onurlu ve tutarlı bir tavır koydular."