Mektepli Gazete

Okulların açılmasıyla birlikte ders materyalleri ve kaynak seçimi yeniden tartışma konusu oldu. MEB’in kaynaklarının yeterliliğini sorgulayan uzmanlar, çocuk gelişiminde nitelikli yayınların önemine dikkat çekti.

Eğitim yılı başlarken velilerin telaşı arttı. Ulaşım sıkıntıları, kalabalık sınıflar, okul yönetimlerinin bağış talepleri ya da özel okulların yüksek ücretleri kadar konuşulan bir başka mesele de ders kitapları. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) dağıttığı yayınların niteliği ve okulların önerdiği ek kaynakların yeterliliği hem velilerin hem de öğretmenlerin gündeminde. Eğitimci, yazar ve editör Özge Doğar, bu dönemin de geçmiş yıllardan pek farklı olmadığını söylüyor. Ona göre Bakanlık, kendi kitaplarının okutulmasını sağlamak için öğretmenlere yazılar gönderiyor ve okullarda ani denetimler yapıyor. Bu uygulamaları dikkat çekici bulan Doğar, “İyi bir ders kitabının zorunlu kılınmasına gerek yoktur. Öğretmen programına uygun kaynağı seçer. Bu baskı, acaba MEB kendi yayınlarına güvenmiyor mu sorusunu akla getiriyor” diyor. İçeriğe dair eleştiriler getiren Doğar, “Yaşamla bağı kopuk, örneğin vergi üzerine yazılmış şiir gibi metinler çocukların çok boyutlu düşünmesini, paylaşımcı ve yenilikçi olmasını engelliyor. Böylece öğrenme süreci sekteye uğruyor. Öğretmenler de bu yüzden farklı kaynaklara yönelmek zorunda kalıyor” diyor. Zorunluluğun hem öğrencileri hem de eğitimcileri ‘yalana teşvik ettiğini’ belirtiyor ve “Yapmayın” diyerek uyarıyor. Doğar’a göre doğru kaynak seçiminin ilk ölçütü çocuğun yaş ve gelişim düzeyi. Yanlış seçimler öğrencinin derse ilgisini azaltıyor ve hatta okuldan uzaklaştırabiliyor. “Her çocuğun ilgi ve ihtiyaçları farklıdır” diyerek, kitapların dilinin sade ama zengin olması gerektiğini, bilişsel ve duygusal gelişime katkı sunmasının şart olduğunu vurguluyor. Doğar, özellikle çocuk edebiyatında felsefi dokunuşların önemini hatırlatıyor: “Nitelikli eser dediğimiz şey, çocuğu düşündürendir. Empati, yaratıcılık, problem çözme gibi beceriler ancak böyle gelişebilir.” Ona göre kitap yalnızca dil becerisi kazandırmakla kalmaz; hayal gücünü, estetik duyguyu ve sosyalleşmeyi de besler. Bu nedenle görseller sadece süsleme değil, öğrenmeye destekleyici bir unsur olmalıdır. Değerlerin olumlu yöntemlerle aktarılmasına vurgu yapan Doğar, hikâyelerin bu noktada vazgeçilmez olduğunu ifade ediyor. Çeşitlilik, farklılık, adalet ve saygının çocuk kitaplarının temel değerleri arasında bulunması gerektiğini hatırlatıyor. Çocukların güncel sorunlardan doğrudan etkilendiğini ekleyerek, kitapların bu sorunlarla yüzleşebilecekleri bir alan sunduğunu belirtiyor. Okuma kültürünün sınıflarda kalmaması gerektiğini de özellikle vurguluyor: “Çocuklar kitap okurken ebeveynlerin de okumaya başladığını görüyoruz. Okullarda olumlu bir iklim oluştuğunda bu evlere, oradan da sokaklara taşar. Yeni dönemde dileğim, çocukların kitaplarla özgür ve nitelikli bir bağ kurabilmesi.” ÇOCUK EDEBİYATI DÖNEMİ YANSITIR Yazar Betül Kanbolat, alanın hem edebi hem de toplumsal açıdan önemine dikkat çekti: “Çocuk edebiyatındaki eserler çağının sosyokültürel iklimini, iktidar, birey, toplum ve aile davranışlarını, dönemin zorluklarını, ihtiyaçlarını, değişim dilini yansıtır. Çocuğun iyiliğini gözetmek kaydıyla hayata dair her şey, hatta ölüm bile edebiyatın konusudur ve bir çocuk kitabında işlenebilir. Çocuk kitaplarında bilimsel içerikler pedagojik bakışla hazırlanabilir; ancak edebi anlatının pedagojik onaydan geçme zorunluluğu yoktur. Ebeveynler, çocukları adına tercihlerde bulunabilir; sakıncalı bulduklarını eleyebilir. Fakat bunun cezai yaptırımlarla ilişkilendirilmesi sansür ortamı yaratır ki bu da edebiyat gibi estetik bir sanata vurulabilecek en büyük darbe olur. Eğitimcilerin ve ailelerin bilinçli tavrı burada tampon görevi görebilir.” Kanbolat özetle şunları aktardı: “Doğadan kopuş ve canlı türlerinin korunma zorunluluğu bu dönemin en yakıcı gerçekleri. Bu nedenle doğa farkındalığına yönelik içerikler çocuk edebiyatında giderek artıyor. Dikkatle incelendiğinde hem edebi hem de bilimsel açıdan çocuğun zihnini açan, dikkatini harekete geçiren nitelikli kitaplar keşfetmek mümkün. Bugün çocuk edebiyatında çok geniş bir üretim ağı var. Okuma kültürünü güçlendirmeye yönelik çalışmalar değerli olsa da Bakanlık tarafından sağlanan kaynaklar dışındaki yayınların yasaklanması eğitimi destekleyen nitelikli eserlere darbe vurur. Böyle bir yaklaşım yayıncılığı köreltir, düşünce ve ilham iklimini kuraklaştırır.” Uygulamamızı indirin, en güncel haberler cebinize gelsin Google Play Store App Store Çocuk gelişiminde nitelikli yayın şart Okulların açılmasıyla birlikte ders materyalleri ve kaynak seçimi yeniden tartışma konusu oldu. MEB’in kaynaklarının yeterliliğini sorgulayan uzmanlar, çocuk gelişiminde nitelikli yayınların önemine dikkat çekti. Yaşam 11.09.2025 05:00 google-news Çocuk gelişiminde nitelikli yayın şart Tuğçe ÇELİK Eğitim yılı başlarken velilerin telaşı arttı. Ulaşım sıkıntıları, kalabalık sınıflar, okul yönetimlerinin bağış talepleri ya da özel okulların yüksek ücretleri kadar konuşulan bir başka mesele de ders kitapları. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) dağıttığı yayınların niteliği ve okulların önerdiği ek kaynakların yeterliliği hem velilerin hem de öğretmenlerin gündeminde. Eğitimci, yazar ve editör Özge Doğar, bu dönemin de geçmiş yıllardan pek farklı olmadığını söylüyor. Ona göre Bakanlık, kendi kitaplarının okutulmasını sağlamak için öğretmenlere yazılar gönderiyor ve okullarda ani denetimler yapıyor. Bu uygulamaları dikkat çekici bulan Doğar, “İyi bir ders kitabının zorunlu kılınmasına gerek yoktur. Öğretmen programına uygun kaynağı seçer. Bu baskı, acaba MEB kendi yayınlarına güvenmiyor mu sorusunu akla getiriyor” diyor. PAYLAŞIMCI VE YENİLİKÇİ OLMALI İçeriğe dair eleştiriler getiren Doğar, “Yaşamla bağı kopuk, örneğin vergi üzerine yazılmış şiir gibi metinler çocukların çok boyutlu düşünmesini, paylaşımcı ve yenilikçi olmasını engelliyor. Böylece öğrenme süreci sekteye uğruyor. Öğretmenler de bu yüzden farklı kaynaklara yönelmek zorunda kalıyor” diyor. Zorunluluğun hem öğrencileri hem de eğitimcileri ‘yalana teşvik ettiğini’ belirtiyor ve “Yapmayın” diyerek uyarıyor. Doğar’a göre doğru kaynak seçiminin ilk ölçütü çocuğun yaş ve gelişim düzeyi. Yanlış seçimler öğrencinin derse ilgisini azaltıyor ve hatta okuldan uzaklaştırabiliyor. “Her çocuğun ilgi ve ihtiyaçları farklıdır” diyerek, kitapların dilinin sade ama zengin olması gerektiğini, bilişsel ve duygusal gelişime katkı sunmasının şart olduğunu vurguluyor. Doğar, özellikle çocuk edebiyatında felsefi dokunuşların önemini hatırlatıyor: “Nitelikli eser dediğimiz şey, çocuğu düşündürendir. Empati, yaratıcılık, problem çözme gibi beceriler ancak böyle gelişebilir.” Ona göre kitap yalnızca dil becerisi kazandırmakla kalmaz; hayal gücünü, estetik duyguyu ve sosyalleşmeyi de besler. Bu nedenle görseller sadece süsleme değil, öğrenmeye destekleyici bir unsur olmalıdır. Değerlerin olumlu yöntemlerle aktarılmasına vurgu yapan Doğar, hikâyelerin bu noktada vazgeçilmez olduğunu ifade ediyor. Çeşitlilik, farklılık, adalet ve saygının çocuk kitaplarının temel değerleri arasında bulunması gerektiğini hatırlatıyor. Çocukların güncel sorunlardan doğrudan etkilendiğini ekleyerek, kitapların bu sorunlarla yüzleşebilecekleri bir alan sunduğunu belirtiyor. Okuma kültürünün sınıflarda kalmaması gerektiğini de özellikle vurguluyor: “Çocuklar kitap okurken ebeveynlerin de okumaya başladığını görüyoruz. Okullarda olumlu bir iklim oluştuğunda bu evlere, oradan da sokaklara taşar. Yeni dönemde dileğim, çocukların kitaplarla özgür ve nitelikli bir bağ kurabilmesi.” Özge Doğar ÇOCUK EDEBİYATI DÖNEMİ YANSITIR Yazar Betül Kanbolat, alanın hem edebi hem de toplumsal açıdan önemine dikkat çekti: “Çocuk edebiyatındaki eserler çağının sosyokültürel iklimini, iktidar, birey, toplum ve aile davranışlarını, dönemin zorluklarını, ihtiyaçlarını, değişim dilini yansıtır. Çocuğun iyiliğini gözetmek kaydıyla hayata dair her şey, hatta ölüm bile edebiyatın konusudur ve bir çocuk kitabında işlenebilir. Çocuk kitaplarında bilimsel içerikler pedagojik bakışla hazırlanabilir; ancak edebi anlatının pedagojik onaydan geçme zorunluluğu yoktur. Ebeveynler, çocukları adına tercihlerde bulunabilir; sakıncalı bulduklarını eleyebilir. Fakat bunun cezai yaptırımlarla ilişkilendirilmesi sansür ortamı yaratır ki bu da edebiyat gibi estetik bir sanata vurulabilecek en büyük darbe olur. Eğitimcilerin ve ailelerin bilinçli tavrı burada tampon görevi görebilir.” Kanbolat özetle şunları aktardı: “Doğadan kopuş ve canlı türlerinin korunma zorunluluğu bu dönemin en yakıcı gerçekleri. Bu nedenle doğa farkındalığına yönelik içerikler çocuk edebiyatında giderek artıyor. Dikkatle incelendiğinde hem edebi hem de bilimsel açıdan çocuğun zihnini açan, dikkatini harekete geçiren nitelikli kitaplar keşfetmek mümkün. Bugün çocuk edebiyatında çok geniş bir üretim ağı var. Okuma kültürünü güçlendirmeye yönelik çalışmalar değerli olsa da Bakanlık tarafından sağlanan kaynaklar dışındaki yayınların yasaklanması eğitimi destekleyen nitelikli eserlere darbe vurur. Böyle bir yaklaşım yayıncılığı köreltir, düşünce ve ilham iklimini kuraklaştırır.” Betül Kanbolat *** KİTAPLAR SADECE DERS ARACI DEĞİL, REHBERDİR Klinik psikolog Yegan Özcan, “Bir çocuğun ilk kez kitabın sayfalarını çevirmesi, minik bir kahramanın kendi dünyasına adım atması gibidir” dedi. Özcan şunları anlattı: “Psikoloji araştırmaları, yaşa uygun okumanın hem bilişsel hem duygusal gelişimi beslediğini gösteriyor. İlkokulda masallar ve şiirler somut düşünceye eşlik eder. Ortaokulda Dede Korkut ve klasikler kimlik gelişimini destekler; lisede edebî ve bilimsel içerikler soyut düşünmeyi güçlendirir. Ancak her kademe için ek adımlar atılabilir: Okul öncesinde kapsayıcı dil ve temaları barındıran içerikler zenginleştirilebilir. İlkokulda çağdaş öyküler küçük yaştaki okurların okumaya ilişkin ilgi ve hevesini pekiştirebilir. Ortaokulda yaşa uygun, modern gençlik romanları çeşitliliği sağlayarak yine okuyucunun, okumaya ilişkin hevesini korumasına destek olabilir. Kitaplar sadece ders aracı değil, her çocuğun zihinsel ve duygusal yolculuğunda güvenilir bir rehber olmalıdır.” Tuğçe Çelik BirGün

Paylaş
Yazı boyutu
100%
Eğitim yılı başlarken velilerin telaşı arttı. Ulaşım sıkıntıları, kalabalık sınıflar, okul yönetimlerinin bağış talepleri ya da özel okulların yüksek ücretleri kadar konuşulan bir başka mesele de ders kitapları. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) dağıttığı yayınların niteliği ve okulların önerdiği ek kaynakların yeterliliği hem velilerin hem de öğretmenlerin gündeminde.
Eğitimci, yazar ve editör Özge Doğar, bu dönemin de geçmiş yıllardan pek farklı olmadığını söylüyor. Ona göre Bakanlık, kendi kitaplarının okutulmasını sağlamak için öğretmenlere yazılar gönderiyor ve okullarda ani denetimler yapıyor. Bu uygulamaları dikkat çekici bulan Doğar, “İyi bir ders kitabının zorunlu kılınmasına gerek yoktur. Öğretmen programına uygun kaynağı seçer. Bu baskı, acaba MEB kendi yayınlarına güvenmiyor mu sorusunu akla getiriyor” diyor.
İçeriğe dair eleştiriler getiren Doğar, “Yaşamla bağı kopuk, örneğin vergi üzerine yazılmış şiir gibi metinler çocukların çok boyutlu düşünmesini, paylaşımcı ve yenilikçi olmasını engelliyor. Böylece öğrenme süreci sekteye uğruyor. Öğretmenler de bu yüzden farklı kaynaklara yönelmek zorunda kalıyor” diyor. Zorunluluğun hem öğrencileri hem de eğitimcileri ‘yalana teşvik ettiğini’ belirtiyor ve “Yapmayın” diyerek uyarıyor.
Doğar’a göre doğru kaynak seçiminin ilk ölçütü çocuğun yaş ve gelişim düzeyi. Yanlış seçimler öğrencinin derse ilgisini azaltıyor ve hatta okuldan uzaklaştırabiliyor. “Her çocuğun ilgi ve ihtiyaçları farklıdır” diyerek, kitapların dilinin sade ama zengin olması gerektiğini, bilişsel ve duygusal gelişime katkı sunmasının şart olduğunu vurguluyor.
Doğar, özellikle çocuk edebiyatında felsefi dokunuşların önemini hatırlatıyor: “Nitelikli eser dediğimiz şey, çocuğu düşündürendir. Empati, yaratıcılık, problem çözme gibi beceriler ancak böyle gelişebilir.” Ona göre kitap yalnızca dil becerisi kazandırmakla kalmaz; hayal gücünü, estetik duyguyu ve sosyalleşmeyi de besler. Bu nedenle görseller sadece süsleme değil, öğrenmeye destekleyici bir unsur olmalıdır.
Değerlerin olumlu yöntemlerle aktarılmasına vurgu yapan Doğar, hikâyelerin bu noktada vazgeçilmez olduğunu ifade ediyor. Çeşitlilik, farklılık, adalet ve saygının çocuk kitaplarının temel değerleri arasında bulunması gerektiğini hatırlatıyor. Çocukların güncel sorunlardan doğrudan etkilendiğini ekleyerek, kitapların bu sorunlarla yüzleşebilecekleri bir alan sunduğunu belirtiyor.
Okuma kültürünün sınıflarda kalmaması gerektiğini de özellikle vurguluyor: “Çocuklar kitap okurken ebeveynlerin de okumaya başladığını görüyoruz. Okullarda olumlu bir iklim oluştuğunda bu evlere, oradan da sokaklara taşar. Yeni dönemde dileğim, çocukların kitaplarla özgür ve nitelikli bir bağ kurabilmesi.”
ÇOCUK EDEBİYATI DÖNEMİ YANSITIR
Yazar Betül Kanbolat, alanın hem edebi hem de toplumsal açıdan önemine dikkat çekti: “Çocuk edebiyatındaki eserler çağının sosyokültürel iklimini, iktidar, birey, toplum ve aile davranışlarını, dönemin zorluklarını, ihtiyaçlarını, değişim dilini yansıtır. Çocuğun iyiliğini gözetmek kaydıyla hayata dair her şey, hatta ölüm bile edebiyatın konusudur ve bir çocuk kitabında işlenebilir. Çocuk kitaplarında bilimsel içerikler pedagojik bakışla hazırlanabilir; ancak edebi anlatının pedagojik onaydan geçme zorunluluğu yoktur. Ebeveynler, çocukları adına tercihlerde bulunabilir; sakıncalı bulduklarını eleyebilir. Fakat bunun cezai yaptırımlarla ilişkilendirilmesi sansür ortamı yaratır ki bu da edebiyat gibi estetik bir sanata vurulabilecek en büyük darbe olur. Eğitimcilerin ve ailelerin bilinçli tavrı burada tampon görevi görebilir.”
Kanbolat özetle şunları aktardı: “Doğadan kopuş ve canlı türlerinin korunma zorunluluğu bu dönemin en yakıcı gerçekleri. Bu nedenle doğa farkındalığına yönelik içerikler çocuk edebiyatında giderek artıyor. Dikkatle incelendiğinde hem edebi hem de bilimsel açıdan çocuğun zihnini açan, dikkatini harekete geçiren nitelikli kitaplar keşfetmek mümkün. Bugün çocuk edebiyatında çok geniş bir üretim ağı var. Okuma kültürünü güçlendirmeye yönelik çalışmalar değerli olsa da Bakanlık tarafından sağlanan kaynaklar dışındaki yayınların yasaklanması eğitimi destekleyen nitelikli eserlere darbe vurur. Böyle bir yaklaşım yayıncılığı köreltir, düşünce ve ilham iklimini kuraklaştırır.”
Uygulamamızı indirin, en güncel haberler cebinize gelsin
Google Play Store
App Store
Çocuk gelişiminde nitelikli yayın şart
Okulların açılmasıyla birlikte ders materyalleri ve kaynak seçimi yeniden tartışma konusu oldu. MEB’in kaynaklarının yeterliliğini sorgulayan uzmanlar, çocuk gelişiminde nitelikli yayınların önemine dikkat çekti.
Yaşam
11.09.2025 05:00
google-news
Çocuk gelişiminde nitelikli yayın şart
Tuğçe ÇELİK
Eğitim yılı başlarken velilerin telaşı arttı. Ulaşım sıkıntıları, kalabalık sınıflar, okul yönetimlerinin bağış talepleri ya da özel okulların yüksek ücretleri kadar konuşulan bir başka mesele de ders kitapları. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) dağıttığı yayınların niteliği ve okulların önerdiği ek kaynakların yeterliliği hem velilerin hem de öğretmenlerin gündeminde.
Eğitimci, yazar ve editör Özge Doğar, bu dönemin de geçmiş yıllardan pek farklı olmadığını söylüyor. Ona göre Bakanlık, kendi kitaplarının okutulmasını sağlamak için öğretmenlere yazılar gönderiyor ve okullarda ani denetimler yapıyor. Bu uygulamaları dikkat çekici bulan Doğar, “İyi bir ders kitabının zorunlu kılınmasına gerek yoktur. Öğretmen programına uygun kaynağı seçer. Bu baskı, acaba MEB kendi yayınlarına güvenmiyor mu sorusunu akla getiriyor” diyor.
PAYLAŞIMCI VE YENİLİKÇİ OLMALI
İçeriğe dair eleştiriler getiren Doğar, “Yaşamla bağı kopuk, örneğin vergi üzerine yazılmış şiir gibi metinler çocukların çok boyutlu düşünmesini, paylaşımcı ve yenilikçi olmasını engelliyor. Böylece öğrenme süreci sekteye uğruyor. Öğretmenler de bu yüzden farklı kaynaklara yönelmek zorunda kalıyor” diyor. Zorunluluğun hem öğrencileri hem de eğitimcileri ‘yalana teşvik ettiğini’ belirtiyor ve “Yapmayın” diyerek uyarıyor.
Doğar’a göre doğru kaynak seçiminin ilk ölçütü çocuğun yaş ve gelişim düzeyi. Yanlış seçimler öğrencinin derse ilgisini azaltıyor ve hatta okuldan uzaklaştırabiliyor. “Her çocuğun ilgi ve ihtiyaçları farklıdır” diyerek, kitapların dilinin sade ama zengin olması gerektiğini, bilişsel ve duygusal gelişime katkı sunmasının şart olduğunu vurguluyor.
Doğar, özellikle çocuk edebiyatında felsefi dokunuşların önemini hatırlatıyor: “Nitelikli eser dediğimiz şey, çocuğu düşündürendir. Empati, yaratıcılık, problem çözme gibi beceriler ancak böyle gelişebilir.” Ona göre kitap yalnızca dil becerisi kazandırmakla kalmaz; hayal gücünü, estetik duyguyu ve sosyalleşmeyi de besler. Bu nedenle görseller sadece süsleme değil, öğrenmeye destekleyici bir unsur olmalıdır.
Değerlerin olumlu yöntemlerle aktarılmasına vurgu yapan Doğar, hikâyelerin bu noktada vazgeçilmez olduğunu ifade ediyor. Çeşitlilik, farklılık, adalet ve saygının çocuk kitaplarının temel değerleri arasında bulunması gerektiğini hatırlatıyor. Çocukların güncel sorunlardan doğrudan etkilendiğini ekleyerek, kitapların bu sorunlarla yüzleşebilecekleri bir alan sunduğunu belirtiyor.
Okuma kültürünün sınıflarda kalmaması gerektiğini de özellikle vurguluyor: “Çocuklar kitap okurken ebeveynlerin de okumaya başladığını görüyoruz. Okullarda olumlu bir iklim oluştuğunda bu evlere, oradan da sokaklara taşar. Yeni dönemde dileğim, çocukların kitaplarla özgür ve nitelikli bir bağ kurabilmesi.”
Özge Doğar
ÇOCUK EDEBİYATI DÖNEMİ YANSITIR
Yazar Betül Kanbolat, alanın hem edebi hem de toplumsal açıdan önemine dikkat çekti: “Çocuk edebiyatındaki eserler çağının sosyokültürel iklimini, iktidar, birey, toplum ve aile davranışlarını, dönemin zorluklarını, ihtiyaçlarını, değişim dilini yansıtır. Çocuğun iyiliğini gözetmek kaydıyla hayata dair her şey, hatta ölüm bile edebiyatın konusudur ve bir çocuk kitabında işlenebilir. Çocuk kitaplarında bilimsel içerikler pedagojik bakışla hazırlanabilir; ancak edebi anlatının pedagojik onaydan geçme zorunluluğu yoktur. Ebeveynler, çocukları adına tercihlerde bulunabilir; sakıncalı bulduklarını eleyebilir. Fakat bunun cezai yaptırımlarla ilişkilendirilmesi sansür ortamı yaratır ki bu da edebiyat gibi estetik bir sanata vurulabilecek en büyük darbe olur. Eğitimcilerin ve ailelerin bilinçli tavrı burada tampon görevi görebilir.”
Kanbolat özetle şunları aktardı: “Doğadan kopuş ve canlı türlerinin korunma zorunluluğu bu dönemin en yakıcı gerçekleri. Bu nedenle doğa farkındalığına yönelik içerikler çocuk edebiyatında giderek artıyor. Dikkatle incelendiğinde hem edebi hem de bilimsel açıdan çocuğun zihnini açan, dikkatini harekete geçiren nitelikli kitaplar keşfetmek mümkün. Bugün çocuk edebiyatında çok geniş bir üretim ağı var. Okuma kültürünü güçlendirmeye yönelik çalışmalar değerli olsa da Bakanlık tarafından sağlanan kaynaklar dışındaki yayınların yasaklanması eğitimi destekleyen nitelikli eserlere darbe vurur. Böyle bir yaklaşım yayıncılığı köreltir, düşünce ve ilham iklimini kuraklaştırır.”
Betül Kanbolat
∗∗∗
KİTAPLAR SADECE DERS ARACI DEĞİL, REHBERDİR
Klinik psikolog Yegan Özcan, “Bir çocuğun ilk kez kitabın sayfalarını çevirmesi, minik bir kahramanın kendi dünyasına adım atması gibidir” dedi.
Özcan şunları anlattı: “Psikoloji araştırmaları, yaşa uygun okumanın hem bilişsel hem duygusal gelişimi beslediğini gösteriyor. İlkokulda masallar ve şiirler somut düşünceye eşlik eder. Ortaokulda Dede Korkut ve klasikler kimlik gelişimini destekler; lisede edebî ve bilimsel içerikler soyut düşünmeyi güçlendirir. Ancak her kademe için ek adımlar atılabilir: Okul öncesinde kapsayıcı dil ve temaları barındıran içerikler zenginleştirilebilir. İlkokulda çağdaş öyküler küçük yaştaki okurların okumaya ilişkin ilgi ve hevesini pekiştirebilir. Ortaokulda yaşa uygun, modern gençlik romanları çeşitliliği sağlayarak yine okuyucunun, okumaya ilişkin hevesini korumasına destek olabilir. Kitaplar sadece ders aracı değil, her çocuğun zihinsel ve duygusal yolculuğunda güvenilir bir rehber olmalıdır.”
Tuğçe Çelik
BirGün
Mektepli Gazete | Okulların açılmasıyla birlikte ders materyalleri ve kaynak seçimi yeniden tartışma konusu oldu. MEB’in kaynaklarının yeterliliğini sorgulayan uzmanlar, çocuk gelişiminde nitelikli yayınların önemine dikkat çekti.