Mektepli Gazete

Münir Korkmaz: "KHK mağdurları yıllardır yalnızca işlerinden değil, itibarlarından, geleceklerinden ve temel insan haklarından da mahrum bırakılmaktadır."

9 YILI GERİDE BIRAKAN KHK ZULMÜ DEVAM EDİYOR. Öncelikle, TBMM çatısı altında “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi” başlığıyla kurulan çözüm komisyonu, barışın kalıcı hale gelmesi ve demokratikleşmenin önünü açmak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor olmasını çok değerli buluyorum. Ancak süreç ilerledikçe, en temel meselelerden biri olan KHK zulmü göz ardı edilmektedir. Türkiye’nin en derin insan hakları krizlerinden biri olan KHK süreci, 9 yıldır yüzbinlerce insanı etkileyen, ağır mağduriyetler yaratan ve toplumsal dokuyu zedeleyen bir sorun olarak varlığını korumaktadır. Bu mesele çözülmeden, barış ve demokratikleşme üzerine kurulacak her cümle eksik ve yüzeysel kalacaktır. Biz KHK’lılar, komisyonun kapsayıcı olma iddiasına rağmen sürece davet edilmememizi büyük bir eksiklik olarak görüyoruz. Oysa toplumun farklı kesimlerinden gelen bireyler olarak biliyoruz ki barış yalnızca silahların susmasıyla değil, aynı zamanda ülkenin demokratikleşmesiyle mümkündür. Bugün yaklaşık 250 bin kişi herhangi bir yargı kararı olmaksızın bir gecede kamudan ihraç edilmiştir. 153 farklı hak ihlali ile karşı karşıya kalınmış; seyahat özgürlüğünden sağlık hizmetlerine, sosyal güvenlikten eğitim hakkına kadar birçok alanda telafisi güç sonuçlar doğmuştur. Bu süreçte en az 130 intihar vakası ve 1300’den fazla ölüm (iş kazaları, hastalıklar vb. nedenlerle) yaşanmıştır. Artık bireysel mağduriyetlerin ötesinde, toplumsal bir travmadan söz ediyoruz. KHK mağdurları yıllardır yalnızca işlerinden değil, itibarlarından, geleceklerinden ve temel insan haklarından da mahrum bırakılmaktadır. Mahkemelerce iade kararı verilenler bile aylarca güvenlik soruşturmasıyla bekletilmekte; çoğu görevine dönememekte, özlük haklarını alamamaktadır. Lehte kararlar uygulanmazken, hukuksuzluk derinleşmeye devam etmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği son tazminat kararları da bu sürecin hem hukuki hem mali sorumluluğunu gözler önüne sermektedir. Çünkü yaşananlar yalnızca görev kaybı değil; bir bütün olarak insan onuruna yönelmiş bir saldırıdır. Göreve dönmek, yaşanan kayıpların telafisi anlamına gelmemektedir. KHK’lılar olarak sürece dair iki temel talebimiz vardır: 1. KHK’lar iptal edilmeli; hakkında beraat, takipsizlik kararı bulunan ya da hiç soruşturması olmayan, yani yasal engeli bulunmayan herkes işine geri dönebilmelidir. 2. Hakkında hüküm verilmiş olanlara yeniden adil yargılanma hakkı tanınmalı; AYM ve AİHM kararları doğrultusunda yeniden yargılanma süreci ivedilikle başlatılmalıdır. Bu talepler yalnızca bir grubun değil, hukukun, adaletin ve demokrasinin talepleridir. TBMM’deki komisyon, raporlama ve değerlendirme aşamasına yaklaşırken KHK meselesini sürece dahil etmezse, yapacağı tüm tespit ve çözüm önerileri eksik kalacaktır. Kalıcı barış ve toplumsal uzlaşı, ancak geçmişle yüzleşme ve adaletin sağlanmasıyla mümkündür. Barış ve demokrasi söylemleri içi boş bırakılmamalı; hak ihlallerine karşı yürütülen mücadeleler, ayrım gözetmeksizin dikkate alınmalıdır. Komisyonun KHK’lıları muhatap alarak sürece dahil etmesi, yalnızca onların değil, tüm toplumun kazanımı olacaktır. Umarız komisyon ve siyasi partiler bu çığlığımızı duyar ve KHK zulmüne son verirler.

Paylaş
Yazı boyutu
100%
9 YILI GERİDE BIRAKAN KHK ZULMÜ DEVAM EDİYOR.
Öncelikle, TBMM çatısı altında “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi” başlığıyla kurulan çözüm komisyonu, barışın kalıcı hale gelmesi ve demokratikleşmenin önünü açmak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor olmasını çok değerli buluyorum. Ancak süreç ilerledikçe, en temel meselelerden biri olan KHK zulmü göz ardı edilmektedir.
Türkiye’nin en derin insan hakları krizlerinden biri olan KHK süreci, 9 yıldır yüzbinlerce insanı etkileyen, ağır mağduriyetler yaratan ve toplumsal dokuyu zedeleyen bir sorun olarak varlığını korumaktadır. Bu mesele çözülmeden, barış ve demokratikleşme üzerine kurulacak her cümle eksik ve yüzeysel kalacaktır.
Biz KHK’lılar, komisyonun kapsayıcı olma iddiasına rağmen sürece davet edilmememizi büyük bir eksiklik olarak görüyoruz. Oysa toplumun farklı kesimlerinden gelen bireyler olarak biliyoruz ki barış yalnızca silahların susmasıyla değil, aynı zamanda ülkenin demokratikleşmesiyle mümkündür.
Bugün yaklaşık 250 bin kişi herhangi bir yargı kararı olmaksızın bir gecede kamudan ihraç edilmiştir. 153 farklı hak ihlali ile karşı karşıya kalınmış; seyahat özgürlüğünden sağlık hizmetlerine, sosyal güvenlikten eğitim hakkına kadar birçok alanda telafisi güç sonuçlar doğmuştur. Bu süreçte en az 130 intihar vakası ve 1300’den fazla ölüm (iş kazaları, hastalıklar vb. nedenlerle) yaşanmıştır. Artık bireysel mağduriyetlerin ötesinde, toplumsal bir travmadan söz ediyoruz.
KHK mağdurları yıllardır yalnızca işlerinden değil, itibarlarından, geleceklerinden ve temel insan haklarından da mahrum bırakılmaktadır. Mahkemelerce iade kararı verilenler bile aylarca güvenlik soruşturmasıyla bekletilmekte; çoğu görevine dönememekte, özlük haklarını alamamaktadır. Lehte kararlar uygulanmazken, hukuksuzluk derinleşmeye devam etmektedir.
Anayasa Mahkemesi’nin verdiği son tazminat kararları da bu sürecin hem hukuki hem mali sorumluluğunu gözler önüne sermektedir. Çünkü yaşananlar yalnızca görev kaybı değil; bir bütün olarak insan onuruna yönelmiş bir saldırıdır. Göreve dönmek, yaşanan kayıpların telafisi anlamına gelmemektedir.
KHK’lılar olarak sürece dair iki temel talebimiz vardır:
1. KHK’lar iptal edilmeli; hakkında beraat, takipsizlik kararı bulunan ya da hiç soruşturması olmayan, yani yasal engeli bulunmayan herkes işine geri dönebilmelidir.
2. Hakkında hüküm verilmiş olanlara yeniden adil yargılanma hakkı tanınmalı; AYM ve AİHM kararları doğrultusunda yeniden yargılanma süreci ivedilikle başlatılmalıdır.
Bu talepler yalnızca bir grubun değil, hukukun, adaletin ve demokrasinin talepleridir.
TBMM’deki komisyon, raporlama ve değerlendirme aşamasına yaklaşırken KHK meselesini sürece dahil etmezse, yapacağı tüm tespit ve çözüm önerileri eksik kalacaktır. Kalıcı barış ve toplumsal uzlaşı, ancak geçmişle yüzleşme ve adaletin sağlanmasıyla mümkündür.
Barış ve demokrasi söylemleri içi boş bırakılmamalı; hak ihlallerine karşı yürütülen mücadeleler, ayrım gözetmeksizin dikkate alınmalıdır. Komisyonun KHK’lıları muhatap alarak sürece dahil etmesi, yalnızca onların değil, tüm toplumun kazanımı olacaktır.
Umarız komisyon ve siyasi partiler bu çığlığımızı duyar ve KHK zulmüne son verirler.

"Ben Münir Korkmaz. Yaşamım boyunca demokrasi ve özgürlük mücadelesinin içinde yer aldım.
1983 yılında Edirne Eğitim Yüksekokulu’ndan mezun oldum. O dönemde tüm arkadaşlarımın ataması yapılırken, benim ve bir arkadaşımın ataması güvenlik soruşturması gerekçesiyle yapılmadı. 1987 yılında Danıştay kararıyla göreve başladım.
Mesleğimin başından itibaren öğretmen örgütlülüğü içinde yer aldım. Abc dergisinin dağıtımında, Eğit-Der’in kuruluşunda ve Eğitim-İş’in kuruluşunda aktif rol aldım. Daha sonra Eğitim Sen’in kuruluşundan itibaren üyesi oldum ve sendikamın çeşitli kademelerinde görev üstlendim. Sendikanın aldığı tüm eylem ve etkinliklere katıldım. Özellikle barış ve demokrasi taleplerinde daima en önde olmaya çalıştım.
Severek yaptığım ve aynı zamanda aile mesleğim olan öğretmenliği 29 yıl sürdürdüm. Ancak 29 Ekim günü, 675 sayılı KHK ile mesleğimden ihraç edildim. İhracımın gerekçesinin barış ve demokrasi talepli eylemlerim olduğunu biliyorum.
İhraç edildikten sonra da sürekli sokaklarda hak arayışımı sürdürdüm. 2018 yılında Adana İHD’ye başvurarak, tüm KHK’lileri kapsayan KHK Platformları’nın kuruluşunda yer aldım."
Mektepli Gazete | Münir Korkmaz: "KHK mağdurları yıllardır yalnızca işlerinden değil, itibarlarından, geleceklerinden ve temel insan haklarından da mahrum bırakılmaktadır."