Mekke Anlaşması Dışişleri Komisyonu'nda... Fuat Oktay: Ülkemizin taraf olduğu anlaşmalar bir saldırı ittifakı değildir
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay, "Ülkemizin imzaladığı ve taraf olduğu anlaşmalar, bir saldırı, yayılmacılık ya da üçüncü ülkelere karşı bir bloklaşma ittifakı değildir. Tam aksine, ülkemiz caydırıcılığı artıracak, coğrafyamızı tahkim edecek, barışı ve istikrarı hedefleyen savunma anlaşmalarının tarafıdır. Bu bağlamda, Mekke Anlaşması'nın dışlayıcı bir güvenlik mimarisi önermemesi ve bölgesel barış ve istikrar vizyonunu paylaşan diğer aktörlerin katılımına imkan tanıması bağlamında kıymetlidir" dedi.

Haber: Melis YILDIRIM
(TBMM) - TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay, "Ülkemizin imzaladığı ve taraf olduğu anlaşmalar, bir saldırı, yayılmacılık ya da üçüncü ülkelere karşı bir bloklaşma ittifakı değildir. Tam aksine, ülkemiz caydırıcılığı artıracak, coğrafyamızı tahkim edecek, barışı ve istikrarı hedefleyen savunma anlaşmalarının tarafıdır. Bu bağlamda, Mekke Anlaşması'nın dışlayıcı bir güvenlik mimarisi önermemesi ve bölgesel barış ve istikrar vizyonunu paylaşan diğer aktörlerin katılımına imkan tanıması bağlamında kıymetlidir" dedi.
Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı Arasında Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi görüşmeleri TBMM'de Dışişleri Komisyonu'nda başladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Levent Gümrükçü'nün katıldığı toplantı, Komisyon Başkanı ve AK Parti Ankara Milletvekili Fuat Oktay'ın konuşmasıyla başladı.
Dünyanın teknolojik ve jeopolitik dönüşümlerin hızlandırdığı, küresel dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemden geçtiğini belirten Oktay, İkinci Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen uluslararası nizamın yetersiz kaldığı, kurallara dayalı sistem yerine, rekabetin sertleştiği, çatışmaların derinleştiği, uluslararası hukuk ve ilkelerin hak, vicdan ve ahlak çerçevesinde değil, çifte standartlarla çıkar temelli işletildiği bir belirsizlik ikliminin içerisinde olunduğunun açıkça görüldüğünü belirtti. Bu sürecin uluslararası toplum açısından aynı zamanda ciddi bir insani ve vicdani sınamayı da beraberinde getirdiğine işaret eden Oktay, sözlerini şöyle sürdürdü:
"TÜRKİYE, İSTİKRARSIZLIK COĞRAFYASINDA GÜVEN VEREN BİR AKTÖR"
"Coğrafi konumumuz itibarıyla ülkemiz, maalesef en tehlikeli gerilimlerin ve çatışma alanlarının yer aldığı bölgede bulunmaktadır. Böylesine zorlu bir dönemde dış politikamız, çok taraflı iş birliğini koruyan, ancak her halükarda Türkiye eksenli, bağımsız ve milli menfaatlerimizi rehber edinen kararlı bir duruşla yürütülmektedir. Devletimiz, egemenlik haklarına saygıyı, toprak bütünlüğünü, diyaloğu ve bölgesel sahiplenme ilkelerini esas almaktadır. Türkiye, bu ilkeli ve dengeli yaklaşımı sayesinde, istikrarsızlık coğrafyasında güven veren bir aktör, küresel ve bölgesel barış çabalarında vazgeçilmez bir çekim merkezi, bir kutup başı olarak konumunu tahkim etmektedir.
Orta Doğu'da tırmanan istikrarsızlık ve bunun küresel etkileri hepinizin malumudur. İsrail'in gerçekleştirdiği soykırım sonucunda Filistin'de yaşanan derin insani dram, İsrail'in uluslararası hukuku hiçe sayan politikaları, bölge geneline yayılan saldırganlık dalgası ve Batı Şeria'da yerleşimci adıyla sürdürdüğü işgalci terörü ne yazık ki devam etmektedir. Dün, Batı Şeria'nın El Halil kentindeki Harem-i İbrahim Camii'nin ibadete kapatılarak buradaki insanların zorla dışarı çıkartılması İsrail'in kabul edilemez provokasyonlarına yeni bir örnek teşkil etmiştir.
Buna ilaveten, İran ve Hürmüz Boğazı ve çevresinde yoğunlaşan gerilimler, yalnızca bölgesel güvenliği değil, küresel barış ve istikrarı da açıkça tehdit etmektedir. Çatışmaların genişlemesi ve enerji altyapılarını hedef alması, enerji başta olmak üzere küresel tedarik zincirlerini sarsmakta ve dünya genelinde üretim maliyetlerini doğrudan artırmaktadır. İsrail'de bugün gerçekleştirilmekte olan ve ABD'de 3 Kasım'da yapılacak seçimleri yakından takip ediyoruz."
"TÜRKİYE, YEMEN'İN EGEMENLİĞİNİ KARARLILIKLA SAVUNMAKTA"
Oktay, benzer bir istikrarsızlık sarmalının Yemen'de derinden hissedildiğini vurgulayarak, bu meseleyi sadece yerel bir kriz ya da sınırlı bir bölgesel ihtilaf olarak görmenin büyük bir yanılgı olacağını söyledi. Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki güvenlik risklerinin, küresel ticaret hatlarını felce uğrattığını, tüm Orta Doğu'yu istikrarsızlaştırdığını kaydeden Oktay, Afrika Boynuzu ülkelerinin de bu girdabın içine çekilmeye çalışıldığının görüldüğünü belirtti. Oktay, "Türkiye, ilkeli duruşunun bir gereği olarak, Yemen'in egemenliğini ve toprak bütünlüğünü kararlılıkla savunmakta, kalıcı çözüm için diyaloğu desteklemektedir. Her iki kriz merkezinde de seyrüsefer özgürlüğünün korunması hayatidir. Bu doğrultuda çözümlerin diplomasinin yeniden işlerlik kazanmasıyla gerçekleşmesi için Türkiye yoğun çaba sarf etmektedir" ifadelerini kullandı.
Karadeniz'in hemen karşı kıyısında devam eden Rusya-Ukrayna savaşının Kafkaslar, Balkanlar, Kuzey Afrika'daki hassasiyetlerin de bölgesel güvenliği doğrudan etkilediğini ifade eden Oktay, ülkenin, tüm bu bölgelerde, istikrarın tesisi ve korunması adına bölgesel girişimlere her zaman öncülük ettiğini ve etmeye devam edeceğini söyledi. Oktay, "Savaşın kazananı, adil bir barışın kaybedeni olmaz" inancıyla, krizlerin sonlandırılması için tüm diplomatik imkanları kullandıklarını belirtti.
Oktay, "Çevremizdeki tüm coğrafyalarda, bölgesel sahiplenme ilkesiyle güvenliği ve refahı artırmayı hedefliyor, meselelere ayrıştırıcı değil, birleştirici bir vizyonla yaklaşıyoruz. Zira sorunların dış müdahalelerle değil, bölge ülkelerinin kendi meselelerinde ortak sorumluluk üstlenmesiyle çözüleceğine inanıyoruz. İşte bugün Komisyonumuzda görüşeceğimiz Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı Arasında Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşması, bahsettiğim bu bölgesel sahiplenme irademizin ve coğrafyamızda caydırıcılığı artırarak barışı tahkim etme kararlılığımızın somut ve son derece önemli bir adımını oluşturmaktadır" diye konuştu. Oktay, şu ifadeleri kullandı:
"TAHRAN'DA YAPILAN GÖRÜŞMELER KIYMETLİDİR"
"Yıllardır Orta Doğu ve çevre coğrafyalar, dışarıdan dayatılan müdahalelerin, ithal güvenlik formüllerinin ve vekalet savaşlarının bedelini ağır bir şekilde ödemiştir. Bu gidişata dur denilmesi ve bölgenin sorunlarına bizzat bölge içerisinden çözümler üretilebilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda, Uygun Bulma Kanun Teklifinin Genel Gerekçesi'nde de vurgulandığı üzere Mekke Anlaşması ile 'stratejik diyaloğu, karşılıklı güveni ve birlikte çalışma kültürünü büyüterek, Orta Doğu'da kolektif bir caydırıcılık kalkanı inşa edilmesi' kayda değer bir gelişmedir. Dün Tahran'da yapılan görüşmeler bu anlamda kıymetlidir.
Ülkemizin imzaladığı ve taraf olduğu anlaşmalar, bir saldırı, yayılmacılık ya da üçüncü ülkelere karşı bir bloklaşma ittifakı değildir. Tam aksine, ülkemiz caydırıcılığı artıracak, coğrafyamızı tahkim edecek, barışı ve istikrarı hedefleyen savunma anlaşmalarının tarafıdır. Bu bağlamda, Mekke Anlaşması'nın dışlayıcı bir güvenlik mimarisi önermemesi ve bölgesel barış ve istikrar vizyonunu paylaşan diğer aktörlerin katılımına imkan tanıması bağlamında kıymetlidir. Öte yandan, Anlaşma'nın genişleme sürecinin, kontrolsüz bir mekanizmaya izin vermemesi de önemlidir. İttifakın büyümesi ve yeni üyelerin kabulü, 'çekirdek tarafların' ve dolayısıyla ülkemizin onayına, rızasına ve stratejik filtresine tabi olması doğal olarak büyük ehemmiyet taşımaktadır. Keza Genel Gerekçe'de belirtildiği üzere, Mekke Anlaşması, tarafların birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak adına Birleşmiş Milletler Şartı'ndan doğan meşru müdafaa haklarını kullanırken tam bir dayanışma içinde olmalarını, uluslararası yükümlülüklerine halel getirmeden, bu doğrultuda askeri imkan ve yeteneklerini paylaşmalarını öngörmektedir.
Burada son derece kritik bir stratejik denge gözetilmesi önemlidir. Bir yandan caydırıcılık en üst düzeyde tesis edilirken, diğer yandan anlaşmaya taraf ülkelerin egemenlik haklarına, uluslararası yükümlülüklerine ve anayasal süreçlerine mutlak bir saygı gösterildiği dikkat çekmektedir. Kolektif savunma hükümlerinin kendiliğinden ve mekanik bir şekilde işlemesinden ziyade, atılacak her adımın, tarafların kendi anayasal yükümlülükleri, milli mevzuatları ve yetkili makamlarının tasarrufları çerçevesinde yürürlüğe girmesi esasının benimsendiği görülmektedir. Bu doğrultuda, en üst düzeyde istişare mekanizmalarının işletilmesi ve ortak mutabakatın aranması önemli bir husustur.
"BEDİR ANLAŞMASI DOST ÜLKELERLE SAVUNMA SANAYİİ ALANINDAKİ ORTAKLIĞIMIZI PERÇİNLEYEN TARİHİ BİR ADIM OLDU"
Bu ittifak mimarisinin üç ana sacayağı üzerinde yükseldiği ifade edilebilir. Müşterek savunma, terörizmle kararlı mücadele ve savunma sanayiinde yerli imkanların geliştirilmesi. Bu başlıkların her biri hem ülkemiz hem de coğrafyamızın geleceği için hayati ehemmiyete haizdir. Esasen Mekke Anlaşması'na, izole tek bir metin olarak da bakmamak gerekir. Geçtiğimiz haftalarda imzalanan Bedir Anlaşması da dost ve kardeş ülkelerle savunma sanayii alanındaki stratejik ortaklığımızı perçinleyen tarihi bir adım olmuştur. Libya Temsilciler Meclisi'nin Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına ilişkin keza geçen hafta aldığı onay kararı da bölgesel sahiplenme, barış ve ortak refah vizyonumuzun bir diğer somut tezahürü olmuştur. Bu onay, ülkemizin denizlerdeki hak ve menfaatlerinin, yani Mavi Vatan'ın korunmasında önemli bir merhaleyi teşkil etmiştir."
Güçlenen Türkiye ile bu anlamdaki ittifak ve bölgesel sahiplenme örneklerinin giderek arttığını söyleyen Oktay, birkaç gün önce, Kanada Başbakanı Mark Carney'in Türkiye'ye gerçekleştirdiği tarihi resmi ziyarette, kamuoyu önünde sarf ettiği "Kanada, güvenilir ortaklarla derin ortaklıklar kurma peşinde. Türkiye bizim için bu anlamda istisnai bir ortaktır" sözlerinin de bu çerçevede anlamlı olduğuna değindi. Oktay, "İşte Batı'dan Doğu'ya geniş bir kabul gören bu vizyon, bugün önümüzde duran Mekke Anlaşması'nın da ana omurgasını teşkil etmektedir. Burada amaç, coğrafyamızda kolektif dayanıklılığı ve caydırıcılığı kalıcı kılmaktır. Bölgemizde kalıcı bir güvenlik ortamı tesis edildiğinde, bunun orta ve uzun vadede ticaretten enerjiye kadar tüm bölge ülkeleri üzerinde son derece olumlu sosyo-ekonomik etkileri olacağı aşikardır. Böyle bir güvenlik ortamı sadece Orta Doğu için değil, küresel anlamda da değerli olacaktır" dedi.