Mektepli Gazete

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal'dan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı mesajı

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda, "Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere gösterdiği muasır medeniyet hedefi, tamamlanmış bir tarih sayfası değil; her dönemde yeniden sorumluluk yükleyen bir ilerleme idealidir. Bu ideali yaşatmanın yolu, geçmişin zaferleriyle övünürken bugünün meseleleri karşısında susmak değildir. Aksine, Cumhuriyetin kurucu iddiasını bugünün sorunlarına çözüm üretebilen bir siyasal ve toplumsal iradeye dönüştürmektir" ifadelerini kullandı.

Paylaş
Yazı boyutu
100%

(ANKARA) - Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda, "Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere gösterdiği muasır medeniyet hedefi, tamamlanmış bir tarih sayfası değil; her dönemde yeniden sorumluluk yükleyen bir ilerleme idealidir. Bu ideali yaşatmanın yolu, geçmişin zaferleriyle övünürken bugünün meseleleri karşısında susmak değildir. Aksine, Cumhuriyetin kurucu iddiasını bugünün sorunlarına çözüm üretebilen bir siyasal ve toplumsal iradeye dönüştürmektir" ifadelerini kullandı.

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, Cumhuriyetin 103. yılı ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla mesaj yayımladı. Uysal, mesajında şunları kaydetti:

"Cumhuriyet, tarihin gördüğü en büyük varoluş mücadelelerinden birini zaferle taçlandıran Aziz Türk Milleti'nin şeref madalyasıdır. Ancak Cumhuriyeti yalnızca kazanılmış bir savaşın ardından tercih edilmiş bir idare biçimi olarak görmek, onun tarihi manasını, fikri derinliğini ve milletimize yüklediği büyük sorumluluğu eksik kavramaktır. Zira Büyük Türk Milleti'nin verdiği destansı mücadele, yalnızca vatan topraklarını işgalden kurtarmanın, düşmanı Anadolu’dan söküp atmanın mücadelesi değildi. Aynı zamanda geri kalmışlığa karşı ilerlemenin, cehalete karşı bilimin, atalete karşı üretimin, imtiyaza karşı eşitliğin, keyfiliğe karşı hukukun ve şahıs iradesine karşı millet egemenliğinin mücadelesiydi.

Savaş meydanlarında kazanılan zafer, bu büyük mücadelenin nihayeti değil; bağımsız, müreffeh ve hür bir Türkiye inşa etme iradesinin başlangıcıydı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetle ortaya koyduğu büyük ideal, yalnızca devletin yönetim şeklini değiştirmek değildi. Asıl hedef, milletin kaderini değiştirmekti. Tebaa yerine vatandaşın, imtiyaz yerine eşitliğin, kulluk yerine hür iradenin, şahıs hakimiyeti yerine milli egemenliğin esas alındığı yeni bir toplumsal ve siyasal düzen kurmaktı. Cumhuriyet, bu topraklarda doğan her insanın kendi geleceğine dair hayal kurabilmesiydi. Cumhuriyet, yoksul bir Anadolu çocuğunun eğitimle, emekle ve liyakatle devletin en yüksek makamlarına ulaşabilmesiydi. Cumhuriyet, fabrikaydı; üretimdi, alın teriydi. Suyu tutan baraj, bereketle dolan tarla, tüten fabrika bacasıydı. Cumhuriyet, delik pabucunu yamayan çocuğun geleceğe umutla bakabilmesi, milletin refahtan hak ettiği payı alabilmesiydi. Cumhuriyet, adaletti. Cumhuriyet, hürriyetti. Cumhuriyet, milletin kendi kaderi üzerinde söz ve karar sahibi olmasıydı. Ve Cumhuriyet, demokrasiyle tamamlanması, hukukla korunması, refahla güçlendirilmesi gereken büyük bir medeniyet iddiasıydı. Bugün, Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümünde, üzerinde asıl düşünmemiz gereken mesele de budur.

"CUMHURİYETİN DEĞERLERİNDEN UZAKLAŞMANIN BEDELİNİ HER ALANDA TARTIŞMAK ZORUNDAYIZ"

Cumhuriyeti kuran iradenin milletimize gösterdiği hedeflerle, bugün içinde bulunduğumuz siyasi, iktisadi ve toplumsal şartlar arasındaki mesafe ne kadardır? Millet egemenliğinin yalnızca sandıktan ibaret görüldüğü, hukukun tarafsızlığına duyulan güvenin tartışıldığı, kamu yönetiminde liyakat ve şeffaflık taleplerinin giderek önem kazandığı bir dönemde Cumhuriyetin kurucu ilkelerini yeniden hatırlamak, tarihi bir anma vazifesinden çok daha fazlasıdır. Çünkü Cumhuriyet, yalnızca geçmişte kazanılmış bir hak değil, her neslin korumak ve geliştirmekle mükellef olduğu bir emanettir. Devletin kurumları şahısların iradesine tabi hâle geldiğinde, hukuk herkes için aynı güvenceyi sunmadığında, kamu imkânlarının dağıtımında liyakat yerine yakınlık belirleyici olduğunda, bundan zarar gören yalnızca demokrasi değildir. Zarar gören, milletin devlete duyduğu güven, gençlerin geleceğe ilişkin ümidi, üreticinin emeği, girişimcinin cesareti ve nihayetinde toplumsal huzurun kendisidir. İşte bu nedenle Cumhuriyetin değerlerinden uzaklaşmanın bedelini yalnızca siyasal hayatımızda değil; ekonomide, eğitimde, adalette ve gündelik hayatın hemen her alanında tartışmak zorundayız.

"CUMHURİYETİ SAVUNMAK SADECE ADINI VE SEMBOLLERİNİ KORUMAK DEĞİLDİR"

Bir ülkede hukuk güvenliği ile yatırım iklimi, fırsat eşitliği ile toplumsal hareketlilik, kurumsal liyakat ile kamu hizmetlerinin niteliği birbirinden ayrı düşünülemez. Demokrasi yalnızca seçim kazanma usulü değildir. Demokrasi, iktidarın da hukukla bağlı olduğu, devletin millete karşı hesap verdiği, vatandaşın düşüncesini korkmadan ifade edebildiği ve iktidarın barışçıl yollarla değişebildiği bir yönetim anlayışıdır. Cumhuriyetin gerçek gücü de burada aranmalıdır. Cumhuriyetin gücü, devletin vatandaş karşısındaki sınırsız kudretinde değil; vatandaşın hukuk karşısındaki güvencesindedir. Devletin büyüklüğü, yönetenlerin sahip olduğu yetkilerin genişliğiyle değil, o yetkilerin hangi hukukî ve demokratik sınırlar içerisinde kullanıldığıyla ölçülmelidir. Cumhuriyet, milleti devlet için değil, devleti millet için var eden anlayışın adıdır. Bu bakımdan Cumhuriyeti savunmak, yalnızca onun adını ve sembollerini korumak değildir. Cumhuriyeti savunmak; adaleti, hürriyeti, eşit vatandaşlığı, millî egemenliği ve milletin refah içinde yaşama hakkını savunmaktır.

"CUMHURİYET VE DEMOKRASİ BİRBİRİNİ TAMAMLAYAN DEĞERLERDİR"

Türk demokrasi tarihinin çok partili hayata geçiş tecrübesi ve Demokrat Parti’nin bu süreçte üstlendiği tarihi rol de Cumhuriyet ile demokrasinin birbirini tamamlayan değerler olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Cumhuriyetin ilanıyla tesis edilen milli egemenlik ilkesinin, demokratik temsil, siyasi rekabet ve hür seçimlerle güçlendirilmesi, Türkiye’nin demokratikleşme serüveninin temel meselelerinden biri olmuştur. Bugün de ihtiyaç duyulan, Cumhuriyet ile demokrasiyi birbirinin alternatifi gibi gören anlayışlar değil; Cumhuriyetin kurumlarını demokratik hukuk devleti ilkeleriyle tahkim eden bir siyaset anlayışıdır. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında milletimizin önüne koymamız gereken hedef açıktır: Hukukun üstünlüğünün tartışma konusu olmaktan çıktığı, kamu görevlerinin liyakatle yürütüldüğü, gençlerin geleceklerini başka ülkelerde aramak zorunda hissetmediği, üretenin kazandığı, çalışanların emeğinin karşılığını aldığı, emeklilerin insanca yaşayabildiği ve her vatandaşın devlet karşısında eşit muamele gördüğü bir Türkiye. Çünkü bir milletin bağımsızlığı yalnızca sınırlarını koruyabilmesiyle değil, kendi geleceğini özgür iradesiyle tayin edebilmesiyle de anlam kazanır.

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere gösterdiği muasır medeniyet hedefi, tamamlanmış bir tarih sayfası değil; her dönemde yeniden sorumluluk yükleyen bir ilerleme idealidir. Bu ideali yaşatmanın yolu, geçmişin zaferleriyle övünürken bugünün meseleleri karşısında susmak değildir. Aksine, Cumhuriyetin kurucu iddiasını bugünün sorunlarına çözüm üretebilen bir siyasal ve toplumsal iradeye dönüştürmektir. Cumhuriyetin 103. yılında, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Milli Mücadele kahramanlarımız olmak üzere, istiklalimiz ve istikbalimiz uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi, demokrasi mücadelemizin unutulmaz isimlerinden Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ı rahmet ve minnetle anıyorum. Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun. Hür millet, büyük devlet, ilelebet Cumhuriyet"