Mektepli Gazete

CHP Sözcüsü Sarı: "İBB Meclis Üyesi Ülkü İnanlı, Grup Sözcüsü Melendiz Dalyan İzgi ile Tarsus Belediye Başkanı Ali Boltaç'ı tedbirli biçimde disipline sevk etmiş bulunuyoruz"

CHP Sözcüsü Müslim Sarı, "2 Büyükşehir Meclis üyemizi tedbirli şekilde kesin çıkarmayla Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk etmiş bulunuyoruz. Bu arkadaşlarımızdan birisi İBB Grup Başkan Vekili Büyükşehir Meclis Üyemiz Ülkü İnanlı, diğeri ise yine Grup Sözcümüz Melendiz Dalyan İzgi. Tarsus Belediye Başkanımız Ali Boltaç'ı da tedbirli biçimde disipline sevk etmiş bulunuyoruz" dedi.

Paylaş
Yazı boyutu
100%

(ANKARA) - CHP Sözcüsü Müslim Sarı, "2 Büyükşehir Meclis üyemizi tedbirli şekilde kesin çıkarmayla Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk etmiş bulunuyoruz. Bu arkadaşlarımızdan birisi İBB Grup Başkan Vekili Büyükşehir Meclis Üyemiz Ülkü İnanlı, diğeri ise yine Grup Sözcümüz Melendiz Dalyan İzgi. Tarsus Belediye Başkanımız Ali Boltaç'ı da tedbirli biçimde disipline sevk etmiş bulunuyoruz" dedi.

Sarı, partisinin genel merkezindeki Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısı sonrası açıklama yaptı. Toplantıda ülkenin gündemi, ekonomi ve dış politikaya ilişkin değerlendirmeler yapıldığını söyleyen Sarı, Merkez Bankası’nın yarın faiz kararını açıklayacağını belirtti.

Sarı, "Öyle anlaşılıyor ki enflasyon politikaları bakımından ve para politikası bakımından Merkez Bankası faizi 1 puan kadar düşürecek. Piyasadaki genel beklenti de bu. Ancak bu kararın ne kadar sağlıklı olduğuna ilişkin de ciddi tartışmalar var. Yurt içi talebin artacağını beklerken ve büyüme hedeflerine, bütçeyle ilgili değerlendirmelere de baktığımızda Türkiye'de yurt içi talebin artacağı bir dönem olacak" ifadelerini kullandı.

Jeopolitik risklerin petrol fiyatlarını önemli şekilde etkilediğini söyleyen Sarı, 2027 yılı enflasyon hedefinin yüzde 21 olarak belirlenmesinin gerçekçi olmadığını vurguladı. Faiz indirimi için erken olduğunu belirten Sarı, TBMM'ye sunulan 2027 yılı bütçe teklifinin Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinin yakında başlayacağını hatırlattı.

Sarı, şöyle konuştu:

"Bütçe büyüklükleri açıklandı. Şimdi bütçe büyüklükleri açıklandığında enteresan, önemli bir iki tane husus görüyoruz. Tabii çok ayrıntıya girmeden ama üzerinde düşünülmesi gereken ve önümüzdeki dönem nasıl bir bütçe politikası, nasıl bir maliye politikası ve bunun siyasi sonuçlarının neler olabileceğini öngöreceğimiz bir bütçe politikasının ipuçları var burada. Şimdi mesela şöyle düşünelim: Önümüzdeki yıl enflasyon yüzde 21 hedef. 2027 yılında bütün kamu bütçe büyüklükleri, bütün iktisadi büyüklükler, bütün ücret zamları hep beklenen enflasyona göre, hedef enflasyona göre yapılıyor. Dolayısıyla yüzde 21. Ama bu yüzde 21 enflasyona karşın 2027 yılı bütçe giderleri yüzde 38 artırılıyor. Yani neredeyse enflasyonun 2 katına yakın.

Alt kalemlerde daha ilginç şeyler var: Personel giderleri yüzde 24. Bu kabaca aslında memurların enflasyona yakın bir ücret alacaklarını bize gösteriyor bugünden baktığımız zaman. Ama cari transferler yüzde 45. Yani enflasyonun yüzde 21 olduğu yerde cari transferleri yüzde 45 artırıyorsunuz. Bu şu demek: Açık bir seçim bütçesi geliyor. Sosyal yardımlar, memur maaşları, emekli maaşları, dar gelirli kesimlere yapılacak yardımlarda, yani transfer harcamalarında çok ciddi bir kaynak söz konusu olduğunu bize gösteriyor.

Bir başka gösterge sermaye giderleri. Sermaye gideri ne? Kamunun yaptığı altyapı harcamaları; yol, baraj, köprü; ne derseniz. Sadece yüzde 4. Yani aslında kamu, devlet diyor ki, Cumhur İttifakı diyor ki, 'Biz 2027 yılında hiç altyapı yatırımı yapmayacağız, sadece yüzde 4 artırıyoruz bunu.' Enflasyon 21 ama sosyal yardım yapacağız diyor. Yani 'Altyapı harcaması yapmayacağız ama sosyal yardım yapacağız. Bunu da enflasyonun 2 katı yapacağız' diyor. Yani diyor ki, 'Ben bir seçim bütçesi getirdim.' 2027 yılı 1 Ocak'tan itibaren bir seçim bütçesiyle karşı karşıya kaldığımız yıl olacak.

Peki faiz gideri ne kadar? Yüzde 40. Yani siz personele yüzde 24 zam verirken, personel giderini yüzde 24 artırırken, yani memura, kamu işçisine yüzde 24 civarında zam yaparken, faize yüzde 40 kaynak ayırıyorsunuz bütçede. Yaklaşık 4 trilyon lira. Ayda 331 milyar lira faiz harcaması. Haftada 76 milyar, her hafta. Pazartesiden pazara kadar 76 milyar faiz harcaması. Günde 11 milyar lira. Her gün sabah kalkıyorsunuz, akşam gece yatana kadar 11 milyar lira bütçeden faiz harcaması var. Saatte 453 milyon lira. Biz bu basın toplantısını yaptığımız süre içerisinde demek ki 453 milyon lira faiz ödemesi yaptık. Dakikada 7,5 milyon, saniyede 126 bin lira. Ddolar cinsinden bile hesaplasanız tüm zamanların en yüksek faiz harcaması yapılacak 2027 yılı bütçesinde."

MYK'da fon krizinin de değerlendirildiğini söyleyen Sarı, iktidarın konunun özü ile ilgilenmediğini, fon krizinin kurumsal sorumluluk ve siyasi boyutta ele alınması gerektiğini belirtti.

"LİBYA İLE ANLAŞMA SON DERECE ÖNEMLİ"

Dış politikaya ilişkin de konuşan Sarı, Deniz Yetki Alanları Anlaşması'nın Libya Parlamentosu tarafından onaylanması hakkında şunları söyledi:

"Bizce son derece önemlidir. Bu 7 yıllık bir süreçtir, aslında 2019'dan beri başlamış bir süreçtir. Bu anlaşmanın akabinde bildiğiniz üzere Birleşmiş Milletler tarafından tescil edilmiş bir anlaşmaya dönüşmesi 2020 yılında olmuştur. Geçen 6 yıl sonra da bu anlaşma Libya Parlamentosu tarafından, Temsilciler Meclisi tarafından nihayetinde imzalanmıştır. Bizce önemlidir, Türkiye'nin menfaatlerini koruyan bir anlaşmadır. Bu anlaşmaya katkı sağlayan, emeği geçen askerlerimize, hariciye mensuplarımıza, siyasetçilerimize buradan teşekkür ederiz. Türkiye'nin Mavi Vatan konsepti için de önemli bir kazanımdır diye düşünüyo ve değerlendiriyoruz."

Sarı, anlaşmanın hem Libya hem de Türkiye'nin ulusal çıkarlarına ve hukuka uygun bir anlaşma olduğunu söyledi. Avrupa Birliği, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan'dan anlaşmaya karşı tepkiler geldiğini hatırlatan Sarı, anlaşmaya ilişkin "uçuşan" iddiaların hiçbirisinin doğru olmadığını ifade etti.

Anlaşmanın hakkaniyet ilkesine göre yapıldığını söyleyen Sarı, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Adaların sınırlı deniz yetki alanları tartışmaları bakımından da meşru bir anlaşmadır. Türkiye'nin tezleri burada doğrudur, uluslararası hukuk tarafından da doğrulanmıştır. Karşılıklı kıyılar ve coğrafi gerçekliğe uygun bir anlaşmadır. Birleşmiş Milletler'de tescil edildiği için de uluslararası hukuka uygun, meşruiyeti olan bir anlaşmadır. İlgili ülkenin parlamentosu tarafından da onaylanmış meşru bir anlaşmadır. Bu anlaşma Türkiye'nin Antalya Körfezi'ne sıkıştırılması projesini ortadan kaldırmış bir anlaşmadır, Sevilla haritalarını kenara itmiş bir anlaşmadır. Türkiye Antalya Körfezi'ne sığdırılamaz, sıkıştırılamaz. Bu bakımdan son derece önemlidir. Bu anlaşma Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Yunanistan arasında bir Türk kalkanı oluşturmuştur, bu açıdan da son derece önemlidir. Dolayısıyla Türkiye'nin içinde olmadığı hiçbir enerji denklemi artık Doğu Akdeniz Havzası'nda hayat bulamayacaktır. Dolayısıyla bütün bu yönleriyle değerlendirdiğimizde Türkiye'nin ulusal çıkarları açısından son derece yaşamsal bir anlaşmadır. Bu anlaşmadan sonra birtakım siyasi baskılar olabilir, bunlarla karşılaşabiliriz. Bunların geçersiz olduğu, anlamsız olduğu, taraflı olduğu biçiminde... Bunların hiçbirisini kabul etmiyoruz. Ve bu şekilde Türkiye Cumhuriyeti devletine yöneltilecek bütün eleştirileri ve baskıları da tarihsel sorumluluğumuz içinde muhalefet partisi olarak taşımaya hazırız. Bu süreci sonuna kadar destekliyoruz, buradan da bir kere daha ilan etmek istiyoruz.

MEKKE ANLAŞMASI

Yine bildiğiniz üzere Mekke Anlaşması önemli bir anlaşmaydı. Türkiye'nin savunma ittifakı bakımından bu anlaşmanın Türkiye'ye yeni bir jeopolitik alan açması açısından önemli olduğunu, Türkiye açısından yaşamsal olduğunu defalarca ifade ettik. Ama hep söylediğimiz şey, bunun hukuka uygun biçimde onaylanmasıydı; fiili durumların ortaya çıkmamasıydı. De facto oluşumlara izin vermeden Anayasa'nın ilgili hükümleri çerçevesinde yurt içi onaylarının alınmasıydı. Parlamentoya sevk edildiğini memnuniyetle görüyoruz. Bu anlaşmayı destekliyor olmakla beraber önemli birtakım risklerimizin olduğunu da burada defalarca söylemiştik. Bu riskleri de minimize etmek gerektiğini sorumlu bir muhalefet anlayışı içinde iktidara tavsiye ettik, ediyoruz.

Şimdi 16 maddelik bu anlaşmanın maddelerine baktığımızda bir defa 4-5 tane önemli unsuru burada bir kere daha kayıt altına almak istiyoruz: Bir defa bu anlaşmanın en büyük riski Türkiye'yi sıcak bir çatışmanın içine çekebilme riskidir. Hele ki bugünlerde Suudi Arabistan'la Husiler arasındaki çatışma bunun en yaşamsal alanıdır. Dolayısıyla burada bir riskimizin olduğunu, sıcak bir çatışma riskimizin olduğunu bir kere daha kayıt altına almamız gerekir. Bu konuda çok dikkatli olmak gerekiyor. Bu anlaşmada farklı tehdit algıları var. Yani tehdit algılaması konusunda bir uyumsuzluk ve öncelik sorunu olduğunu tespit etmemiz lazım. Ne demek istiyoruz? Şunu demek istiyoruz: NATO anlaşmasında tehdidin nereden geldiği bellidir; açıktır, belirgindir. Ancak burada 3 ülkenin ortak savunma anlaşmasında 3 ülke için tehdidin nereden geldiğine ilişkin belirlilik yoktur. İslamabad açısından meseleye başka bakarsınız, Suudi Arabistan başka bakar, Türkiye başka bakar. Dolayısıyla burada bir uyumsuzluk söz konusudur. Bu uyumsuzluk bu anlaşmanın niteliğini ciddi şekilde zedelemektedir. Bir saldırı olduğunda bu saldırıya karşı savunma otomatik mi olacaktır yoksa bazı onay mekanizmaları devrede olacak mıdır, bu konu belirsiz bırakılmıştır. Burası belirsizdir ve burada bir risk vardır kanımızca. Özellikle parlamento tartışmaları zamanında, parlamentoda tartışırken bu konular netleşmelidir, gündeme getirilmelidir.

Yine mesela dördüncüsü, bildiğiniz üzere asker gönderme, asker konuşlandırma yurt içine ve yurt dışına TBMM'nin onayında ve münhasır yetkisinde bir durumdur Anayasa'nın 92. maddesine göre. Ancak bu anlaşmada böyle bir durumun ortaya çıkması durumunda TBMM'ye münhasıran sağlanmış bu yetkinin tam olarak ihlal edilip edilmediği ya da bu yetkinin üzerine çıkılıp çıkılmadığı konusu da muğlaktır. Dolayısıyla burada da bir hukuki durum söz konusudur. Tehdit ve saldırı konusu net değildir. Bir devletten mi gelecektir bu saldırı yoksa paramiliter gruplardan mı? Vekalet savaşı yürütülüyor biliyorsunuz coğrafyamızda. Vekil güçlerden yapılacak saldırıları da kapsayacak mı? Bu konuda da bir muğlaklık vardır. Ve en önemli riskimiz bence üzerinde durulması, tartışılması gereken anlaşmadaki ayrılma hakkı. Anlaşma diyor ki, 'Bu 3 devletin yaptığı anlaşmaya yeni devletler katılabilir ancak bu anlaşmayı imzalamış bir devletin bu anlaşmadan çıkması için en az 10 yıl kalması zorunluluğu var.' İşte bu, egemenlik hakkına aykırıdır. Yani 10 yıl içinde siyasette çok büyük bir şeyler olur. Ülkelerin rejimlerinde büyük değişiklikler olur, siyasetleri değişir, jeopolitik değişir, etrafınızdaki ülkeler değişir, tehdit algıları değişir. Bütün bunlar değişirken 'Yok arkadaş, sen bu anlaşmada 10 yıl boyunca kalacaksın' demek bence milli egemenliğin ruhuna aykırıdır. Dolayısıyla bunu da doğru bulmadığımızı belirtmek istiyoruz. Dediğimiz gibi bunlar parlamento zemininde tartışılacaktır ve her türlü konu gündeme gelecektir.

Yine dış politikadan bahsederken Amerika Dışişleri Bakanının, Amerikan Büyükelçisinin zaman zaman bir Türkiye-İsrail çatışmasından söz ettiğini duyuyoruz. Bildiğiniz üzere ağustos ayında İsrail jetlerinin Türkiye sınırına 35 kilometre kadar yaklaşarak bir üssü bombaladığına şahit olduğumuzda Sayın Tom Barrack çıkıp Türkiye'yle İsrail arasında bir çatışma riskinin olabileceğini ima etti. Hatta üstünkörü, kendince üstü kapalı bir biçimde şöyle imalarda da bulundu; 'İsrail Türkiye'ye savaş açmayacak kadar akıllıdır, Türkiye de İsrail'le savaşmayacak kadar akıllıdır' gibi... Şimdi mesela yeni bir imanın da yine bu hafta olduğunu duyduk. Benzer bir açıklama yaptı katıldığı bir programda. Bu bizce son derece ilginç, üzerinde durulması ve değerlendirilmesi gereken bir konudur. Sayın Büyükelçi niçin durup dururken böyle bir açıklama yapmıştır? Türkiye'yle İsrail arasında bir çatışma riski mi var bizim bilmediğimiz, kamuoyunun bilmesi gereken? Kamuoyunun bilmesi gereken böyle bir çatışma riski var ise yetkili makamların kamuoyunu bilgilendirmesi gerekir. Buradan talep ediyoruz, yetkili makamların kamuoyunu bilgilendirmesi gerekir. Eğer böyle bir risk varsa bu konuyla ilgili önlemler alınıyor mu? Bu konuyla ilgili neler yapılıyor, ne tür riskler var? Amerikan Büyükelçisi buna ilişkin durup dururken değerlendirmeler yapıyorsa bunun arkasında ne var? Bütün kamuoyunun bunu bilmeye hakkı var diye düşünüyoruz."

3 KİŞİ DİSİPLİNE SEVK EDİLDİ

Toplantıda partiye dair alınan kararlar olduğunu söyleyen Sarı, CHP'nin kurumsal kimliğine zarar verilmesine izin vermeyeceklerini belirterek, şunları kaydetti:

"Bildiğiniz üzere İstanbul'da hassas bir durum var bizim açımızdan. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde, Meclis grubunda CHP'li gibi görünen, fiiliyatta CHP üyesi olan ancak partiyle siyasal aidiyeti tam olarak örtüşmeyen, başka siyasal partilere daha çok kendilerini ait hisseden belediye meclis üyelerimiz vardı. Biz İstanbul'daki bu hassas denge sebebiyle bu konuyla ilgili tartışmaları görmezden gelip, ağırdan alıp, ayrışmanın tarafı olmamak üzere partinin kurumsal kimliğini zedelemiş olsa bile bunlara belli bir miktar müsamaha göstermiştik. Ancak varmış olduğumuz noktada bazı durumlar, bazı açıklamalar taşınamaz hale gelmiştir. Dolayısıyla burada da parti disiplininin uygulanması bizim açımızdan bir zorunluluk olmuştur.

Bu çerçevede 2 tane Büyükşehir Belediye Meclis üyemizi bugün tedbirli biçimde kesin çıkarmayla Yüksek Disiplin Kuruluna sevk etmiş bulunuyoruz. Bu arkadaşlarımızdan birisi İBB Grup Başkan Vekili, Büyükşehir Meclis Üyemiz Ülkü İnanlı, Tuzla üyemiz. Diğeri ise yine Grup Sözcümüz Melendris Dalyan İzgi, kendisi de Sarıyer üyemiz. Dolayısıyla bu arkadaşlarımızın partiyle ilişkisinin kesilmesi için Yüksek Disiplin Kuruluna tedbirli biçimde sevk etmiş bulunuyoruz. Yine bir belediye başkanımız parti faaliyetlerine katılmak yerine başka siyasal partinin faaliyetlerine katılarak kendilerini daha çok orada hissettiklerini bize gösterdiler. Biz de yine bugün böyle bir değerlendirme yaparak Tarsus Belediye Başkanımız Ali Boltaç'ı disipline sevk etmiş bulunuyoruz, yine tedbirli bir biçimde."

Sarı, açıklamasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'un 2028 seçimlerinin tarihine ilişkin yaptığı açıklama üzerine YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in, “Millet DEM'e mi sorsun 'Sen bu sarayla gizli bir anlaşma mı yaptın' diye yoksa butlan CHP'sine mi sorsun?” şeklindeki sözleriyle ilgili soruya şu yanıtı verdi:

“Öncelikle şunu söylemem gerekir; Sayın Uçum sarayda bir başdanışman, dolayısıyla aslında bir bürokrat. Yani siyasi kimliği olan biri değil. Elbette önemsiz biri değil, önemli biri ancak bir saray bürokratı. Dolayısıyla ana muhalefet partisi Genel Başkanı Özgür Özel'in saraydaki bir bürokratın gündeme getirdiği konuyu kesinleşmiş bir AKP kararı gibi sunup bunun üzerinden değerlendirmeler yapmasını ve kendisini muhatap almasını gerçekten anlamakta zorlanıyorum. Bence Sayın Özgür Özel önce şuna karar vermeli; kendisi bir Manisa milletvekili midir, grup başkanvekili midir, yoksa bir genel başkan mıdır? Dolayısıyla bir genel başkan olarak muhataplarını doğru seçmesini ve söylenen her sözün kendi muhatabının sözü gibi algılanmamasını tavsiye ederim, daha önce yapmış olduğum tavsiyelere ek olarak.

“2028 YILINDA GERÇEKLEŞECEK BİR SEÇİMİ ERKEN SEÇİM OLARAK KABUL ETMEYECEĞİZ”

İkinci olarak, biz bildiğiniz üzere 2028 yılında gerçekleşecek bir seçimi bir erken seçim olarak kabul etmediğimizi söylemiştik. Bizim açımızdan 2028'de yapılmış bir seçim erken seçim değildir, dolayısıyla bunu desteklemeyeceğimizi söylemiştik. Daha bunu kaç defa söyleyeceğiz, kaç defa dile getireceğiz bilemedim. Üçüncü olarak, yine Sayın Özgür Özel'in akıllarının fikirlerinin Cumhuriyet Halk Partisi'nde olduğunu da görüyorum. Yani Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrılıp gidip yolları başka bir siyasal partide buluşan insanların her seferinde Cumhuriyet Halk Partisi'ni tartışmanın bir parçası gibi görmeleri, onu tartışmanın içine çekmeleri, 'Bizde böyle bir şey yok ama onlarda böyle bir şey var' demelerini de anlamakta zorlanıyorum.

“MUHALEFETE MUHALEFET YAPMANIN YENİ PARTİ'Yİ GÜÇLENDİRECEK BİR YANI YOKTUR”

Muhalefete muhalefet yapmanın YENİ Parti'yi güçlendirecek bir yanı yoktur. Çabalarınızın sonucu, neticede muhalefetin içindeki oyların yeniden dağıtılması anlamına gelir. Dolayısıyla muhalefet çizgisinin içinde kalırsınız. Yani Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrıldınız, gittiniz, ayrı bir partiniz var; artık ayrı bir partinin genel başkanı gibi, ayrı bir partinin kurmayları gibi hareket ediniz lütfen. Cumhuriyet Halk Partisi'nin politika kararları konusunda da alınabilecek kararlar konusunda da fikir yürütmelerini doğru bulmadığımı belirtmek isterim.”

Sarı, gelen soru üzerine, YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Tüzün’ün, Üsküdar seçimlerine ve Türkiye Belediyeler Birliği seçimlerine ilişkin kendisine yönelik açıklamalarını şöyle değerlendirdi:

“Ben bu tartışmayı da gerçekten hayretle izliyorum. Bizler Cumhuriyet Halk Partisi olarak Cumhur İttifakı'nın karşısında, özellikle yerel yönetimler bağlamında karşılaşabileceğimiz birtakım sorunlarda birlikte hareket edebilmenin ne kadar erdemli, önemli ve doğru olduğunu her fırsatta dile getirdik. Sonuç aldığımız yerler oldu, sonuç alamadığımız yerler oldu. Bildiğiniz üzere geçen hafta Belediyeler Birliği seçimi oldu. Biz Belediyeler Birliği seçiminde mümkün olan maksimum özveriyi gösterdik. Yani onların bize önerdiği adayı kabul etmiş olmamıza rağmen oradan da vazgeçtiler. 'Yok, biz aday çıkaracağız' dediler. 'Tamam, sizin çıkardığınız adayı biz destekleyelim, sizin çıkardığınız aday olsun, hadi biz de tüm gücümüzle bu işi destekleyelim' dedik. Sonra dediler ki, 'Ya bunlar aslında böyle diyor ama seçime gelmezler, seçimde yer almazlar.'

Bizim arkadaşlarımız büyük özveriyle seçime gitti. Ayağı kırık olarak seçime giden değerlerimiz vardı bizim orada. Bakın, bugün genel kurulu vardı, ekim ayı toplantısı ve o toplantı gerçekleştirilemedi. Dolayısıyla bu iş birliği zemininin ne kadar önemli olduğunu ben her fırsatta söyledim, çeşitli basın toplantılarında da bunu dile getirdim. İşte belediyelere yapılan operasyonlar vardı; bu operasyonlardan sonra belediye başkan vekilliği seçimleri oldu. Bu seçimlerde 'Gelin birlikte hareket edelim' diye defalarca söyledik; güçlü olduğumuz yerlerde de zayıf olduğumuz yerlerde de... Ancak bunun tam olarak anlaşılamadığını görüyorum.

“BÖYLE BİR AÇIKLAMA YAPMIŞ OLMASINI BEN GERÇEKTEN HAYRETLE İZLİYORUM”

Sayın Yaşar Tüzün ki benim mevkidaşımdır, gerçekten birlikte bu süreçleri olgunlukla yönettik. Sürekli arkada telefon trafiğimiz oldu, birlikte hareket ettik, birçok konuda ortaklaştık. Ancak böyle bir açıklama yapmış olmasını ben gerçekten hayretle izliyorum. Yani kameraların önünde farklı konuşuyorlar, kameraların arkasında farklı konuşuyorlar, tıpkı Sayın Genel Başkanı gibi Yaşar Bey'in. Yaşar Bey aslında böyle olgunlukta bir insan. Bunu niye böyle değerlendirdi bilemiyorum. Fırça yemiş olabilir, bir gece mesajı almış olabilir genel başkanından, fırça da yemiş olabilir, dolayısıyla bilemiyorum, onu kendisine sorun. Ama kameraların önündeki yaklaşımıyla kameraların arkasında süreci yürütürkenki yaklaşımı birbirinden çok farklı. Bunu bir kere daha ifade etmek istiyorum.

İş birliğini ortadan kaldıran bu zehirli dilin hiçbir katkısı yoktur. Tam tersi, iş birliğine ihtiyacımız olduğu bir zeminde ve zamanda bunun hiçbir katkısı yoktur. Bu arada şunu da söyleyeyim, bizim de sabrımızın bir sınırı var. Biz sonsuz bir biçimde ne yaparsak yapalım, her el uzattığımızda bize yumruk uzatılırken sürekli el uzatacak değiliz. Bunun da bir sınırı var. Öyle bir yere geliriz ki artık 'Herkes kendi yoluna' deriz. Dolayısıyla kimse kimsenin kurumsal kimliğini zedeleyemez.”


Mektepli Gazete | Eğitim haberinin güvenilir adresi