Mektepli Gazete

CHP’li Sarıbal, Cumhuriyet'in ilk yılları ile bugünü karşılaştırdı: "Bugünkü dışa bağımlı bir Cumhuriyet"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, Cumhuriyet'in ilk yılları ile bugünü tarımdaki gelişmeler üzerinden karşılaştırarak, "O günkü Cumhuriyet; çiftçisini koruyan, üreten, tarımda üreteni ödüllendiren, tarımı sanayinin ana eksenine koyan Cumhuriyet. Bugünkü Cumhuriyet; dışa bağımlı bir Cumhuriyet. Hayvancılıkta ve birçok stratejik üründe dışa bağımlı hale gelen bir ülke ve Cumhuriyet" dedi.

Paylaş
Yazı boyutu
100%

(ANKARA) - CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, Cumhuriyet'in ilk yılları ile bugünü tarımdaki gelişmeler üzerinden karşılaştırarak, "O günkü Cumhuriyet; çiftçisini koruyan, üreten, tarımda üreteni ödüllendiren, tarımı sanayinin ana eksenine koyan Cumhuriyet. Bugünkü Cumhuriyet; dışa bağımlı bir Cumhuriyet. Hayvancılıkta ve birçok stratejik üründe dışa bağımlı hale gelen bir ülke ve Cumhuriyet" dedi.

CHP Yurtiçi Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.

Cumhuriyetin 103’üncü yılını büyük bir onurla kutladıklarını söyleyen Sarıbal, "Türkiye Cumhuriyeti'nin özü laik, demokratik, sosyal hukuk devletidir. İşte büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'ün bize bıraktığı, emanet ettiği ve bu ayaklar üzerinde büyümesini istediği, şekillenmesini istediği Cumhuriyet'in özelliği bu. Yani Türkiye Cumhuriyeti'ni laiklikten, demokrasiden, sosyal devletten, hukuk devletinden ayrı düşünemeyiz. Dolayısıyla bu Cumhuriyet'in içini doğru anlatmak lazım. Türkiye Cumhuriyeti'nin adını doğru koymak lazım. Bu değerlerin oluşup, olgunlaşıp, uygulanabilir bir hale gelip gelmediğine bakmak lazım. O zaman sadece iktidar mensupları başta olmak üzere, sadece cumhuriyeti söylemek yetmez. İçini sahici bir şekilde doldurmak gerekir. İhtiyaç budur, gerçek budur. Bu yapılabilirse eğer biz gerçekten büyük bir önderin ve arkadaşlarının bize bıraktığı, emanet ettiği o cumhuriyeti sağlamış oluruz. O cumhuriyeti içtenlikle kutlamış oluruz. O yüzden bir kez daha Cumhuriyetimizin 103. yılını kutlarken laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin oluşturduğu o büyük Cumhuriyet'in sağlanması için çabamızı, mücadelemizi ortaya koyacağımızı bir kez daha paylaşmak isterim" ifadelerini kullandı.

"FAİZE 3 TRİLYON ÇİFTÇİYE 168 MİLYAR VERİYORUZ"

Mustafa Kemal Atatürk’ün "Türkiye'nin gerçek sahibi ve efendisi gerçek üreten köylüdür" sözlerini hatılatarak konuşmasına devam eden Sarıbal, tarımdaki gelişmeleri Cumhuriyet’in ilk dönemleri ile karşılaştırdı. İlk yıllardaki zorluğa rağmen aşar vergisinin kaldırıldığını söyleyen Sarıbal, şunları söyledi:

"Peki biz ne yapıyoruz bugün? Biz bir avuç tefeci faize 3 trilyon faiz veriyoruz 2026 bütçesinden; çiftçiye şaka gibi 168 milyar TL vererek çiftçinin üretmesini sağlıyoruz. O ne yapmış? Aşar vergisini kaldırarak üretim yapmasını sağlamaya çalışmış. Biz mazota veriyoruz ÖTV, KDV. Aradaki farkı bütünüyle buradan görmek lazım. Hemen arkasından üç beyazdan biri şeker fabrikalarını kurmuş. Bir taraftan ishal salgını, hastalıklar... Buna dönük hemen şeker fabrikalarını kurmuş. Şeker fabrikaları, 36 civarında şeker fabrikası kuruldu bu topraklarda. Peki şimdi ne yapıldı? Şeker fabrikaları özelleştirildi. Artık kamunun, devletin şeker üzerindeki hegomanyası, egemenliği bitti. Onun yerine özel sektöre verdiler. Özel sektör ne yapıyor? Kota koydu. Şeker pancarı ekimine de kota koydu. Sınırlamalar getirdi. Fiyatlarını kendisi belirliyor. İstediğini yapıyor. Posa paralı oldu. O dönemde şeker fabrikalarından çıkan posa çiftçiye bedava dağıtıldı. Bunları bedava veriyordu. Şimdi ihale ediliyor. Fark bu. O günün cumhuriyetiyle bugünün cumhuriyeti arasındaki fark bu."

1935 yılında Tarım Kredi Kooperatifi’nin kurulduğunu hatırlatan Sarıbal, sonraki yıllarda iktidarların tarım satış kooperatiflerinin devlet güvencesinden çıkardığını söyleyerek, "Serbest piyasa koşullarına bırakıldı. Dolayısıyla bugün hala varlar ama işlevlerini yapamıyorlar. Çiftçinin sorunlarını giderecek bir yapıya sahip değiller. Çiftçinin ürününü alabilecek bir yapıya sahip değiller. 1932 o Cumhuriyetin politikası; Ziraat Bankası'na buğday alma yetkisi verilmiş. 1938 çiftçinin kara gün dostu Toprak Mahsulleri Ofisi; çiftçinin ürününü alma, depolama, piyasanın ihtiyaçlarına göre talepleri karşılama... Bugün yine önemli bir kurum ama ithalat yapabilen bir kurum. İthalatçı bir kurum" dedi.

"RUSYA'YA PORTAKALLA ÖDEME YAPILDI"

1930’lu yıllarda Nazilli tekstil fabrikasının Rusya ile yapılan kredi anlaşması ile kurulduğunu, ödemenin portakal ile yapıldığını anlatan Sarıbal, yanında getirdiği portakalı göstererek, "Evet, işte tarım. O küçümsedikleri, bugün kenara bıraktıkları, sadaka gibi desteklemeye çalıştıkları, tamamen ithalata yönlendirdikleri tarım; portakal. Bugün Mersin'de, Antalya'da, Adana'da dalında duran, para etmeyen o narenciye, Nazilli Basma Fabrikası'nın kurulması ve daha sonra o borcun ödenmesinin işte ana kaynağı narenciye. Yani büyük önder öyle şeyler yapmış ki tarımsal üretimle hem çiftçisinin karnını doyurup üretmesini sağlamış, halkının karnını doyurup çaba sarf karnını doyurmasını sağlamış, gıda güvencesini sağlamış ama aynı zamanda sanayinin de lokomotifi olmuş. Şeker için şeker pancarı, tekstil için pamuk... Bütün bunları tarımla yapmış, tarımla. İşte tarım bu kadar önemliymiş. Tarlada yerde, dalında sökülmeyen, hasat edilmeyen, çiftçinin yaptığı masrafla kalan ama 1934'te bir fabrikanın kredisinin karşılığının ödendiği portakal, ödediği portakal. İşte o Cumhuriyet ile bu Cumhuriyet arasındaki temel fark" ifadelerini kullandı.

Nazilli örneği gibi birçok örnek olduğunu söyleyen Sarıbal, "Örgütlenme destekleri... Türkiye Ziraat Odaları, Türkiye'de tohum ıslah merkezleri, ilaç fabrikaları, gübre fabrikaları... O yılda gübrenin hemen hemen hepsi kendi olanaklarıyla yaklaşık 1980'de yüzde 20 ithal, yüzde 80 olan gübre üretimi ve pazarlaması bugün ne yazık ki yerli ürün yüzde 30, ithalat yüzde 70. İşte o günkü Cumhuriyet ile bugünkü Cumhuriyet. Yem fabrikaları... Devletin hepsi hayvancılığa destek veren, çiftçiye "Hayvanını yetiştir, sütünü al, sağ, ben alırım. Etini üret, ben alırım." Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu, Et ve Balık Kurumu, Yem Sanayii... Hepsi özelleşti. Hepsi özelleşti. Sadece AKP iktidarı 24 yılda 75 milyar dolarlık özelleştirme yaptı. Ve bunun içinde tarım da elbette tarım fabrikaları da payını aldı. Et ve Balık Kurumları, Süt Endüstrisi Kurumu, yem fabrikaları... Hiçbiri kalmadı. Şimdi özel sektörün siyasi aracılıkla kendi zenginliğini yaratma alanına döndü maalesef. Ve ham maddenin yüzde 50'sinden fazlası ithal. Üretilen yemin 30 milyon tonunun 15 milyon tonundan fazlası ithalat. İşte o Cumhuriyet ile bu Cumhuriyet arasındaki temel fark bu" dedi.

"SADECE KUTLAMA YETERSİZ KALIR"

Cumhuriyetin ilk yıllarında tarıma verilen önemin yıllar içinde azaldığını söyleyen Sarıbal, 1945 Toprak Reformu'nun hayata geçirilememesinin, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ve AK Parti iktidarı ile Avrupa Birliği'ne entegrasyon, gümrük anlaşmaları ve serbest piyasaya hızlı geçişin tarıma yaklaşımdaki temel kırılmalar olduğunu vurguladı.

Bu kırılmalar görülmeden bugünkü durumun anlaşılamayacağını belirten Sarıbal, "O günkü Cumhuriyet; çiftçisini koruyan, üreten, tarımda üreteni ödüllendiren, büyüten, güçlendiren, tarımı sanayinin ana eksenine koyan, ham maddesi haline getiren, giyimden gıdaya, sanayiden teknolojiye her türlü yaşam biçimine kadar tarımı sanayinin ana eksenine koyan, ayağı gövdesine koyan Cumhuriyet... Bugünkü Cumhuriyet; dışa bağımlı bir Cumhuriyet. Tamamen dışa bağımlı. Daha ilk 8-9 ayda 500 milyar TL'nin üzerinde ithalat yapan, hayvancılıkta tamamen dışarıya bağımlı olan ve birçok stratejik üründe dışa bağımlı hale gelen bir ülke ve Cumhuriyet. Dolayısıyla bu ayrımı mutlaka ve mutlaka yapmak gerekir. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti derken laik, demokratik, sosyal hukuk devleti demek, devletçilik demek; mutlaka ve mutlaka bu net tanımlamayı içini doldurarak yapmak lazım. Yoksa sadece Cumhuriyet demek, sadece kutlamak yetersiz kalır, soyut kalır. İçini bu değerlerle sapasağlam doldurup onun için de mücadele etmek lazım" diye konuştu.