Sendikaların 3600 sınavı…

Bugün takvim yaprakları 5 Aralık gününü gösteriyor. 11 Gün oldu 24 Kasım Öğretmenler Günü geride kalalı. ‘Bu Öğretmenler Günü’nün geçmişte kutlanan günlerden ne farkı var veya ne değişti’ diye sorulsa bütün öğretmenlerin koskoca bir “hiç” diyeceklerinden emin olabilirsiniz. Açıklamalar,hikayeler, gerçeği ve sahadan gelen bilgileri ne kadar yansıttığı şüpheli anketler,hamasetler,şekilsel ve göstermelik törenler,neye göre seçildiği ve kimi temsil ettiği çokta bilinmeyen 81 ilden gelen “sözde temsilci!”  öğretmenler.Bugünden geriye kalan bakiyenin gerçeklerle yüzleşmek ve çözülmeyen sorunlarla baş başa kalmak olduğunu çok  rahat söyleyebilmek mümkün. Böylece 24 Kasımda gerçekleştirilen etkinlik ve ritüellerin ne kadar sahte,ne kadar sanal, mış gibi ve göstermelik olduğu yeniden yaşanarak kanıtlandı.
İşte bu nedenle 1 milyon 600 bin çalışan ve emekli öğretmenden sadece 31 bini(yüzde 2,07) size görüş bildiriyor Bakanlığa.Bu tutumun arkasında yatan büyük nedenin; yazacaklarının,öneri ve projelerinin önemsenip ciddiye alınmayacağı, “Yazsak da hiç bir şey değişmeyecek,verilen sözler de şimdiye kadar hiç tutulmadı o zaman ne diye yazayım’ tavrından kaynaklı olduğunu görmek gerekiyor.Verilen sözler tutulmuyorsa inandırıcılık ve güvenilir olma özelliğinizi kaybediyorsunuz demektir. Bu tavrı aynı zamanda  “Sizden ulufe,cülus ya da bağış istemiyoruz,hakkımız olanı istiyoruz,verdiğiniz sözleri ve vaatleri tutun yeter” mesajı olarak okumak gerekiyor.Bakanlık bu mesajı doğru analiz etmelidir.Eğer mesajdan doğru bir anlam çıkarılmaz, sorunlar çözülmezse öğretmenlerin yaşadığı mutsuzluk devam edecek,eğitimin nitelik kaybetmesi kaçınılmaz olacaktır.
Sayın Bakan,yaptığı bir açıklamada ek göstergenin 3600’e çıkarılmasına yönelik olarak “Öğretmenlere 24 Kasım’da bir haber vereceğiz” demişti.Bütün öğretmenler bu haberin detaylarını merak edip beklerken,haber yerine bilindik öğretmen hikayelerinin dinletilmesi ile yetinilmesi yukarıda yer alan yorumları haklı çıkarır mahiyetteydi. Sadece Bakanın haber vermesi değil,Cumhurbaşkanının konuya ilişkin 24 Mayıs’ta yaptığı açıklamanın üzerinden beş ay geçmesine rağmen hiçbir söz söylememesi oluşan hayal  kırıklığını besleyen bir diğer etken olarak görülmelidir.Aslında öğretmenler, ‘bir milyon öğretmen bir milyon fikir’ kampanyasına görüş bildirmeyip katılmayarak bir tür sessiz protesto ve sivil itaatsizlik eylemi gerçekleştirmişlerdir. Oysa hem kamuoyunun hem de öğretmenlerin büyük bir bölümü yeni atanan Bakanın yaklaşımlarını olumlu bulup büyük bir beklenti içine girmişlerdi. Doğal ve haklı olarak öğretmenler duydukları sevgi ve övgü dolu sözlere inanmak ya da inanmamak arasında bir ikilemle karşı karşıya kaldılar.
Önceki dönemin bakan yardımcısı, şimdinin AKP Konya Milletvekili Orhan Erdem’in “Verdiğimiz sözlerin arkasındayız,bir çalışma yapıyoruz” açıklaması maalesef bir iyi niyet ifadesinden öteye geçemiyor. Beş aydan bu yana somut bir çalışmanın taslak olarak bile ortalıklarda görülmemesi yapılan iyi niyetli açıklamaların havada asılı kalmasına yol açmaktadır.Burada birkaç söz de eğitim emekçilerinin örgütlendiği sendikalara söylemek gerekiyor.Böylesi can alıcı ve yakıcı sorunlar karşısında bile bir araya gelip iş ve güç birliği yapmayıp,hiç bir bilimsel dayanağı olmayan ve pek çoğu geçmişte yapılmış anketleri yeniden güncelleyip kopyala kes yapıştır yöntemiyle internet üzerinden yayımlayarak kamuoyunda gündem ve görünür olmak için yarışmak ne size ne de emekçilere çok bir şey kazandırmıyor.Oysa eğitim emekçilerinin üzerinde ortaklaşacakları somut talepleri için, 23 Kasım’da 1 saat derse girmeyip iş yerlerinde bildiri okumak bile yapılan bu “uyduruk”  anketlerden daha etkili olurdu.
Önümüzdeki günlerde Mecliste bütçe görüşmeleri başlayacak.Bütçeye  yönelik hala bir araya gelme ve ortak iş yapma olanağınız var.Biraz cesaret,basiret ve inisiyatif araya konulmuş duvarları kaldırmaya yetecektir.  Yoksa örgütlediğiniz 700 bine yakın iş gören öğretmen kendilerini sendikaları tarafından kandırılmış ve aldatmış olduğu kanaatine varacaktır.İçine girdiğiniz bu duyarsızlık halinde böyle gitmeye devam ederseniz size umut bağlayarak üye olmuş yüz binlerin üyelik aidiyetini sorgulamasına yol açacaktır. Eğitim emekçilerinin sınıfsal karakterini geriye yaslanıp bozuma uğratarak yeniden “memur” zihniyetinin kalıpları içine hapsetme anlayışının kendi bindiği dalı kesmek anlamına geldiğini sendikaların yönetim/yürütme organlarında görev almış bütün kadroların görmesi gerekmektedir. O nedenle zaman kaybetmeden sendikaların eğitim emekçilerinin yaşam koşullarının ve sorunlarının tahlilini yaparak ortaklaşılacak öncelikli talepler üzerinden birlikte iş ve güç birliği yapacakları bir yol haritası oluşturmaları tarihsel bir görev olarak önlerinde durmaktadır.Ekonomik krizin hanemize açtığı kayıpların 2019 yılında büyüme potansiyeli taşıdığı şimdiden görülmektedir.Ekonomik krizin eğitim emekçilerinin bütçesine açtığı hasar genişlemekte,yamalar dikiş tutmamaktadır.Oluşmuş olan bu zemin birlikte hareket etmenin manivelası olma işlevi görebilir.Sürecin beklemeye veya “Bekleyelim görelim ona göre hareket ederiz” gibi bir yaklaşıma tahammülünün olmadığı görülmeli, gerekli adımların atılması için girişimler başlatılmalıdır.
Sonuç olarak,yeniden başlığa dönersek söylenebilecek son söz, Sayın Ziya Selçuk’la geçen ilk 24 Kasım Öğretmenler Günü öncekilerden farklı olmayan bir gün,hatta yılın 365 gününden herhangi bir gün olmanın ötesine geçememiştir.Belleklerde iz bırakacak ve öğretmenlik tarihine kazınmayacak harflerle yazılma fırsatı maalesef kaçırılmış olmaktadır.Sayın Selçuk, eğitim tarihi sayfalarına öğretmenlerine vereceği sevindirici bir haberi vermekten bir biçimde vazgeçirilmiş,oluşmuş umutların yeniden umutsuzluğa dönüşmesine onay vermiş bir Bakan olarak geçmek istemeyecektir.Eğer durum böyleyse o zaman bütçe görüşmelerinde hala bir ‘haber’ vermek mümkün olabilir. Biz bir ‘haber’ verileceğine  ilişkin  umudumuzu korumaya devam ediyoruz.