Hukuksuz eğitim

    Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu 29 Ekim 1923 tarihinden günümüze kadar kendine temel dayanak olarak “hukuk devleti” kimliğini seçmiştir. Başlangıçtan bugüne kullandığı tüm anayasalarda hukuk devletine dayalı yapısını beyan ederek cumhuriyetin niteliklerini tanımlamıştır. Bu kavram anayasanın değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükmü ile korunmaktadır. Doğal olarak bir hukuk devletinde çıkarılan yasaların temel yasa olan anayasaya aykırılık taşımamasıdır. Keza aykırılık taşıması durumunda anayasayı ve hukuk devletini korumak için de Anayasa Mahkemesi kurulmuş ve yasaların anayasaya uygunluğunu-aykırılığını kararlaştıran bir üst mahkeme olarak hukuk sistemimizde yer almıştır.
     Konumuz hukuk ve anayasa değil. Konumuz eğitim. Eğitim politikalarının, kararların ve yasaların ya da başka bir ifadeyle eğitim hukukunun yasal dayanakları.
Ülkemizde eğitim sistemi başta Anayasa olmak üzere, Milli Eğitim Temel Yasası, İlköğretim ve Eğitim Yasası ve Milli Eğitim Bakanlığı Teşkilat Yasası gibi temel yasalar ile yönetilmektedir. Temel olarak bu yasalar sistemi yönetmede baskındır. Sistemin bütünlüğü ve şekline bu temel yasalar yön vermektedir. Bu nedenle bu dört temel yasanın birbiriyle çelişmemesi, kusursuz olması, dili ve tekniği ile mükemmel olmasını beklemek gerçekçi bir yaklaşımdır.
    Ancak mevcut durum, Milli Eğitimi ilgilendiren yasaların ve onlara bağlı alt hukuk normlarının birbiriyle çeliştiğini göstermektedir. En önemli hukuki sorun ise anayasada yazmayan bir ifadenin yasada olmasıdır. Bunu 2 örnek yasal düzenlemeyi inceleyerek açıklayalım:
  • Anayasamızın 42. Maddesi eğitim sistemimizi düzenlemektedir ve bu maddenin 5. Fıkrasında “ilköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır” hükmü yer almaktadır. Bu amir ve en büyük yasa hükmüne göre ülkemizde zorunlu eğitim 8 yıldır ve sadece ilköğretim ( ilkokul + ortaokul) zorunludur. Oysa bir diğer yasa, Anayasada yazmadığı şekliyle zorunlu eğitimi 12 yıl olarak tanımlamaktadır. Kamuoyunda 4+4+4 olarak bilinen 6287 sayılı yasayla zorunlu eğitim 11 Nisan 2012 tarihinde 12 yıla çıkarılmıştır. Yani yasa Anayasaya aykırıdır. Hem de adı eğitim olan bir bakanlıkta.
  • Bir başka örnek ise yine 6287 sayılı yasa ile ilgili. Bu yasada okula başlama yaşı olarak 60 ay belirlenmiştir. “6287 sayılı yasa “MADDE 22 – Mecburi ilköğretim çağı 6-13 yaş grubundaki çocukları kapsar. Bu çağ çocuğun 5 yaşını bitirdiği yılın eylül ayı sonunda başlar, 13 yaşını bitirip 14 yaşına girdiği yılın öğretim yılı sonunda biter”. Oysa yönetmelik ve bağlı genelgelerle yine yasaya aykırı bir biçimde 66 ay-69 ay ve 72 ay olarak bu yaş sınırı artırılmaktadır.
Hukuki düzenlemelerin birbiriyle çeliştiklerini net olarak görebiliriz. İlk düğme yanlış iliklenince diğer düğmelerin doğru olması mümkün değildir.
Başka bir tezat, hukuksuz değil ama bakanlığın temel ve asli görev alanına girilen bir durumda yaşanmıştır. Hatta bakanlığın yapmadığı ya da yapamadığı bir işlemi TBMM yapmıştır. MEB Talim ve Terbiye Kurulunun görevi olan “Eğitim sistemini, eğitim ve öğretim plan ve programlarını, ders kitaplarını hazırlatmak, hazırlananları incelemek veya inceletmek, araştırmak, geliştirmek” devre dışı bırakılarak 6287 sayılı yasa TBMM’de görüşülürken verilen bir önerge ile yasaya seçmeli derslerin konulduğunu yaşamış bir ülkeyiz.

***

Zaten sorunun yapısal olma nedeni eğitime ait düzenlemelere eğitimcilerin karar vermemesidir, siyasal bakış açısıyla yapılmasıdır. Uzun vadeli planlanmadan, düşünülmeden, eğitimin tüm paydaşlarıyla eşit ve bilimsel ortamlarda tartışıp olgunlaştırmadan köklü değişiklikleri yaşayan bir eğitim sistemimize sahibiz. Tıpkı 8 yıllık eğitim gibi, tıpkı 4+4+4 düzenlemesi gibi. Şimdi de ortaöğretimde planlanan yeni sistemi tartışıyoruz. Bakanlık karar verdi, şimdi kamuoyu oluşturulmaya çalışılıyor. Bir taraf evet çok doğru diye kesin hükümlüyken diğer taraf hayır çok kötü diye yorumlar yapıyor. Ama yine sorunu tüm boyutlarıyla değerlendirmeyen bir düzenleme yapılıyor. Örneğin bakanlık ortaöğretimin 7 yıldır zorunlu olmasına rağmen okullaşma oranının neden %100 olmadığını sorgulamıyor. 2012 yılında %67,3 olan okullaşma oranı 2019 yılı itibariyle %83’e yükselebilmiş, halen çağ nüfusunun %17’si okula gitmiyor. Bakanlık bunu neden araştırmaz? Bu bir görev kusuru değil midir? Ya da bazı okul türlerinin üniversiteye giriş sınavlarında oldukça başarısız olmasını neden değerlendirip bir politika geliştirmez? Sadece ders programlarının saati, zorunluluğu, seçmeliliği mi sistemin acil ve en önemli sorunudur? Mesleki ve Teknik Ortaöğretim baştan sona sorun alanı iken bu bölüm neden masaya yatırılmaz?
    Yasaya, niteliğe, liyakate uygun olmayan bir eğitim sisteminin işletilmesini beklemek galiba iyi niyetli bir yaklaşım. Bu eksikliklerle yukarıda değinilen kısmi sorunların çözümünü beklemek de çok anlamlı olmayacaktır.
 Bu anlayışla devam ettiğimiz sürece “ belediye otobüsünde şoförün yolculara ilerleyelim dediğinde otobüsün gerisine gittiğimiz “ gibi bir eğitim sistemi ile yaşamaya devam edeceğiz.