Gündem
Öğrenciler
Öğretmenler
Yazarlar
Üniversiteler
Sınavlar
Kamu Haberleri
Bir Zamanlar Eğitim
İletişim
Künye
  ELEŞTİREL EĞİTİM “ŞART”!

ELEŞTİREL EĞİTİM “ŞART”!

ELEŞTİREL EĞİTİM “ŞART”!

            Eğitimin bazen ciddiyetle, bazen de alaylı bir dil ve buna eşlik eden mimiklerle ne denli “önemli” olduğunun söylendiğini sıklıkla duyarız. “Eğitim şart” sözü bir vesile ile dudaklarımızdan dökülür çeşitli durumlarda. Eğitimin ne olduğu, nasıl bir çabanın ürünü olduğu, ne işe yaradığı ya da işlevi hakkında anlamlı bir düşünme çabasına girmeden, ön kabullerimizle bunu yaparız. Bu ön kabul, “çok az eğitim almış” ya da “eğitim sürecinden ve kurumlarından tümüyle dışlanmış” kişilerden, yaşamı “eğitim içinde” ve “eğitim için” geçen öğretmenlere kadar herkesi içerecek yaygınlıktadır. Eğitimden söz ederken ne tür bir eğitimden, kimin öğrenci, kimin öğretmen olduğu ve kimlerin hazırladığı/ya da hazırlattığı bir eğitim programından söz ettiğimiz belirsizdir çoğu zaman? Sanki, aslında gerçekliği kuşkulu ya da kurgu olmasının bir sakıncasının olmadığı bir süreci işaret ederiz. Oysa gerçektir ve içinde yaşarız. Yüzlerce yıldır, her kimsek o olmamıza aracılık eden büyük kurgulardan, plan ve projelerden biridir eğitim.

            Eğitim, kasıtlı bir öğrenme ve öğretme sürecidir. Her eğitim bireyler için özgürleştirici, onları daha çok insan kılan ya da kendileri olma yolunda onları destekleyen bir süreç sunmaz. Aksine, eğitim süreci “öğrenci”nin kendi yaşamıyla ilgili gerçeklikleri dışlayarak, dünyadaki fiziksel, sosyal ve tarihsel gerçekliği egemen grupların gözünden ve onları önceleyerek açıklayan ve yorumlayan bir öğrenme deneyimi de sunabilir. Ancak, egemen eğitim yaklaşımını benimseyen eğitimciler ve çoğu durumda öğrenci velileri için önemli olan, öğrencilerin kendilerine sunulan programı –hedeflenen kazanımları- en yüksek düzeyde ve mümkün ise diğer öğrencilerden daha yüksek derecede, çoğu kez ezberleme anlamına gelecek şekilde öğrenmeleridir. Bu öğrenmenin başarılma durumu da çoğu kez “başarı” adı altında notlar ya da puanlar ile belirlenir. Başarının notlara, merkezi sınav puanlarına ve öğrenciler arasındaki sıralama sonucuna indirgendiği bir eğitim sisteminde bu iddialar zaten açıkça görünmektedir. Ancak, bu not ve sınav merkezli, anlamı kendinden menkul “başarı”nın olumsuzluğuna ilişkin bir genel toplumsal kabul bulunmamakta ve  olumsuzlayanların da çoğunlukla durumun değiştirilebilir olduğuna ilişkin bir umudu ve beklentisi bulunmamaktadır. Özellikle son yıllarda, umutsuzluğun, “kendi çocuğunu” sınırlı sayıdaki seçenek ve kontenjan yardımıyla ve sahip olduğu mali güç ile “kurtarabilme” olanağına sahip olanlar ya da egemen değerleri taşıyan ve mevcut durumu egemenlerin gözünden görme nedeniyle bir itirazı olmayanlar dışında, toplumun büyük bir kesimini sardığı da görülmektedir. Eğitim sistemindeki amaç, süreçler, erişim ve her türlü yapıya ilişkin sorunların çözümü, öğretmen-öğrenci ve velilere kıyasla hemen hepsi geçici görevli sayılabilecek eğitim bakanları dahil üst yöneticilerin ve politikacıların bilgi ve becerileriyle, birikimleriyle ilgili olduğu sanılmakta ve bu nedenle her yeni bakan ya da üst yönetici değişikliğinde naif bir şekilde daha iyi bir eğitim düzeni umulmakta ve kısa süre sonra umutsuzluk duygusu yeniden topluma hakim olmaktadır. 

            Belirtilen nitelikte ve özellikle gençlerin gelecekleriyle ilgili umutsuzluk yaşadığı gözlenen bir toplumda, eleştirel eğitim ya da eleştirel pedagoji alanının daha çok tanınması ve mevcut durum ile toplumun büyük bir kesiminin arzuladığı durum arasındaki farkın eleştirel bir perspektif ve dil ile açığa çıkarılmasına gerek olduğu söylenebilir.  Bu çabaya eşlik edecek bilgi de kuşkusuz eleştirel eğitim alanında dile getirilen ve en azından öne çıkan yaklaşım ve kavramlardır. Bu çalışma, eleştirel eğitimin temel yönelimlerine, kavramlarına, sorun alanlarına ve gelişimine kaynaklık eden çalışma alanlarına dikkat çekmeyi amaçlamıştır. İlgi duyan okuyucuların buradan başlayarak sözü geçen alan, kavram, ve düşünürlerin izlerini sürecekleri umulmaktadır.

            Özellikle örgün eğitimin eleştirel bir yaklaşımla ve eleştirel bir kavram seti ile gözden geçirilmesi veya düzenlenmesi yüzyılın çok gerisine gitmez ve günümüzde de gelişimini sürdürmektedir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Frankfurt Okulu olarak bilinen  Frankfurt Üniversitesi Toplumsal Araştırmalar Merkezi yazarlarıyla anılan “Eleştirel Teori”nin kaynak olduğu ve Lorenzo Milani, Antonio Gramsci ve A. S. Neill başta olmak üzere bazı Avrupa kökenli figürlerin eğitim ve dünya görüşleri; Brezilyalı eğitimci Paulo Freire’nin öncülük ve kaynaklık ettiği Kuzey Amerika’da ve Latin Amerika’da yaygınlaşan eleştirel eğitim kavramlaştırması farklı yollardan eleştirel eğitim/eleştirel pedagoji düşüncesini beslemiştir. Bunlar dışında günümüzde de, Marksizm başta olmak üzere, feminizm, anarşizm, ekoloji ve çevre hareketleri, topraksızlar ve kent hareketleri, LGBTİ hareketleri, Queer Teori, eleştirel ırk teorisi ve dekolonyalizm  dahil olmak üzere bir çok farklı mücadele kaynağının ve disiplin olma yolunda gelişen araştırma ve çalışma alanının eleştirel eğitime kaynak sağladığı ya da eleştirel eğitim alanından yararlandığı söylenebilir.  

            Eğitim, çocuk, genç ve yetişkinlerin, başta devlet olmak üzere, kendisi dışındaki kişi ve kurumların kurguladığı ve sunduğu bir etkileşim alanını, öğrenme süreci ve sonuçlarını anlatmaktadır. Burada belirtilmesi gereken, eğitimin önemli bir boyutu da belgeleme sürecidir ve belge veren kurumun öğrenme düzeyini onaylama ya da dışlama, reddetme gücünü temsil eder.  Eğitimle ilgili büyük kurguyu ve bireyi toplumsal ilişkileri ve gerçek yaşamı içinde almayan tüm süreçleri eleştiren eğitimci, düşünür ve yazarlar bize eğitimin her türünün herkes için aynı derecede anlamlı ve önemli sayılamayacağını göstermişlerdir. Sistemli ve teorik bir çerçeve içindeki eğitim eleştirisi, Kuzey Amerika, Latin Amerika ve Avrupa ülkelerinin bir kısmında  daha belirgin olmak üzere, hemen her coğrafyada  kendine yer bulmuştur. Ancak, mevcut eğitim yapıları ve anlayışlarının eleştirileri kendiliğinden bir “iyi eğitim” ortaya koyamaz.  Bu bakımdan başta Avrupalı anarşist eğitimcilerden gelen eleştiriler bireylerin ve toplumun “eğitim” talebinin nasıl karşılanması gerektiğine ilişkin yeterli esin sunmazken, Neill, Milani ve Makarenko gibi bazı öncüler, kısmen birbirinden farklı ancak eleştirel özleri olan deneyimler ortaya koymuş ve özellikle ilerici eğitimcilerin dikkatini çekmiştir.

            Eleştirel eğitim alanının geliştirilmesine katkı sunan, “eğitim eleştirisi”ni varolan üzerinde düşünmeyi, anlamayı ve dile getirmeyi kolaylaştıracak kavram setleri ve araştırmalar, incelemeler ile siyasal olduğu kadar akademik ve bilimsel bir alan düzeyine de taşıyan yazarlar topluluğunun başında, Frankfurt Okulu ve bu ekol ile bağlantılı yazarlar ve Brezilyalı öncü  eğitimci Freire dışında, Illich, Neill, Milani, Apple, Kincheloe, Giroux, Anyon, hooks, Macedo, McLaren, Mayo ve Hill gibi isimleri sayabiliriz.  Eleştirel eğitim alanında yer alan  yazarlarca  zaman içinde oluşturulan eğitime ilişkin eleştirel kavramlar seti bir olumsuzlama anlamı taşıyan eğitim eleştirisinin   yeni bir kurguya, olumsuzluğun olumsuzlanması yoluyla, bir olumlama olarak eleştirel eğitimin gelişmesine ve dönüşmesine yol açmışlardır. Bu bağlamda, (eleştirel pedagoji adıyla da anabileceğimiz) eleştirel eğitim,  ayrımcı, ırkçı, otoriteryen, itaatkarlaştırıcı, kaderci, piyasacı ve öğrencileri insandışılaştıran vb. özellikler taşıyan mevcut eğitim sürecinin olumsuzlamasından hareket eden, ancak nihai olarak eğitimi olumlu anlama kavuşturan, daha iyi bir insan, daha iyi bir yaşam, daha iyi bir dünya umudunu üreterek taşıyan, eğitimin olasılıklar süreci olarak dönüştürücülüğünü gören bir  anlayışı ve pratiğini temsil etmektedir. 

             Tekçi bir anlayış ve tanımlamaya sığdırılamayacağından ve etki sınırlarının zamanla genişliyor olmasından dolayı, eleştirel eğitime ilişkin sürekli ve her durumda geçerli bir tanımlama iddiasında bulunmanın zor olacağını da burada dile getirmek isterim. Alana yabancı eğitimcilerin ve ilgili öznelerin belirsizlik duygularını gidermeye yardımcı olacağı düşüncesiyle, eleştirel eğitimin ya da eleştirel pedagojinin ne olduğuna ilişkin çeşitli tanımlama ve sınırlamalar burada dile getirilebilir. Freire, eleştirel pedagojiyi bir olasılık pedagojisi, umut pedagojisi, sevgi pedagojisi, bitmeyen bir eğitim süreci,  ezilenlerin pedagojisi  ve bir özgürleşme pratiği olarak belirtmektedir. Yine bazı eleştirel eğitimciler, eleştirel eğitimin devrimci ve anti-kapitalist  boyutlarını dile getirmektedir. Bununla birlikte, eleştirel eğitim fikri, Singapur gibi kapitalist ve uluslararası sınavlarda başarılı ülkelerin eğitim programlarına yaratıcılık geliştirme amacıyla yansıyabilmekte, ya da eleştirel düşünce/ eleştirel düşünme gibi adlarla anılan eleştirel eğitim/eleştirel pedagoji alanının temel kavramsal ve politik bağlamından çıkarılması, piyasalaştırılması yönünde eğilimler ile de karşılaşılabilmektedir.

            Eleştirel eğitim sadece öğrenci bireylerin ya da eğitimcilerin- öğretmenlerin ilgilenebileceği bir eğitim yaklaşımı değildir. Araştırmacılar ve bilim insanlarının, sosyal çalışma –sosyal hizmet ve kültürel çalışma –alanında çalışanların, sağlık ve beşeri bilimler alanında çalışanların ve bir çok durumda da teknik bilimlerde çalışanların hem kendi mesleki varoluşları hem de insan olarak kendilerini var etme konusundaki çabalarını, bilinçli ve özgür insanlar olarak sürdürebilmelerine yardımcı olacak düşünme araçları ve zemini sunmaktadır. Ancak bu zemin, kendiliğinden ortaya çıkabilen ve nihai noktası olan bir kaynaktan çok, öğrenme konusunda arayışı olanları ilerleme ve her aşamada yeni olanak ve olasılıklar yaratma konusunda esinleyici bir kaynak olarak kabul edilebilir.

            Tüm bu değerlendirmelere dayanarak söyleyebiliriz ki, eleştirel eğitim şart!


Prof.Dr. Hasan Hüseyin Aksoy / Yazdı

A.Ü. Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi



 


İlgili Haber: