Gündem
Öğrenciler
Öğretmenler
Yazarlar
Üniversiteler
Sınavlar
Kamu Haberleri
Bir Zamanlar Eğitim
İletişim
Künye
  Çocuklar, umutlar, gerçekler ve suçlar

Çocuklar, umutlar, gerçekler ve suçlar

Çocuklar, umutlar, gerçekler ve suçlar genel başlığında kaleme aldığım bu yazımda son günlerde  gündem olan çocuk ve eğitim konularını özet ve olgusal yorumlar yaparak değerlendireceğim. Bu bağlamda olmak üzere;
  • TRT Çocuk Programında yaşanan skandalı,
  • Kamu  okullarında paralı sınıfları,
  • LGS sonrası liselerde yaşananları,
  • Çocuk istismarlarının artarak devam ediyor olmasını, pedagoji bilimi ile çocuk gelişim psikolojisi ilkeleri penceresinden bakarak ele alıp eleştiri ve önerilerimi sunacağım.
Özgür akıllı Utku, tutsak akıllı TRT’ye karşı!
TRT namı diğer Türkiye Radyo Televizyonu. Hemen har daim iktidarların etkisi altında kalmış ,ancak bu dönem ki kadar hiç kalmamış, hepimizin ödediği vergilerle faaliyet yürüten kamu kurumu. Özerk ve tarafsız olması gereken bu kurum son yıllarda bu vasfını tamamen yitirerek yaptığı tek yanlı yayınlarla halkın sesi olma ve toplumu doğru bilgilendirme görevini de yerine getirmez noktaya ulaşmıştır.Bir bakıma aklı tutsak alınmıştır. Öyle bir tutsaklık ki,9 yaşındaki çocuk aklının ekolojik duyarlılığını sansürleyecek kadar ileri gidebilmiştir. Geçtiğimiz günlerde TRT’nin çocuk programına bağlanan 9 yaşındaki Utku, Kaz dağlarında yapılan doğa katliamından söz etmek istediğinde hemen konuşması kesilerek yayından alınmış ve bir daha konuşturulmamıştır.
Oysa biz eğitimciler çocuklara; sorgulamanın,eleştirel düşünmenin, özgür bilimin ve aklın önemini öğretmeye çalışır,doğanın ve çevrenin korunması ve bu konuda bilinçli birer eylemci olunması gerektiğini anlatırız. Bu tür katliamlara karşı duyarlı olmayı öğrenen Utku, nereden bilsin bağlandığı hem de kendisi için yapıldığını düşündüğü bir çocuk programında duygularını ifade etmeye çalışırken konuşmasının  kesileceğini, çocuk yaşta sözlerinin ülkenin radyo ve televizyonu tarafından sansürleneceğini. Bu bir sansürdür.Hayatın her alanında görülmekte olan sansürün bir parçasıdır.Sunucunun özür dilemiş olması yetmez,kurumsal olarak TRT, çocukların sözleşmelerden doğan konuşma ve kendini ifade etme özgürlüğünü  yasaklayarak çocuklara karşı suç işlemiştir.Bu suç yaptırımsız kalmamalıdır.
Kamu okullarında paralı sınıflar 
Parası olana özel okula gitmeye  gerek kalmaksızın kamu okullarında özel sınıflar açma uygulaması yıllardır uygulanan eğitimin piyasalaştırılmasının geldiği aşamayı göstermektedir.Kamu okullarına kayıtlarda “bağış”, “katkı payı” adı altında para toplama ile başlayıp “kazı bağırtmadan yolun” ile devan eden süreç bugün daha üst aşamalara çıkartılarak aynı okul bünyesinde “paralı özel sınıflar” oluşturma noktasına taşınmıştır. Gerçekten artık tuz kokmaya başlamıştır.Dün kaynak ve para yok, “kazı bağırtmadan yolun” diyen zihniyetle bugün “parası olana özel sınıflar var” diyen zihniyet aynı yaklaşıma dayanmaktadır. kaynaktan beslenmektedir.Bu yaklaşım özü itibariyle,kamu  hizmetlerini devletin sırtında kambur  olarak gören ve bu nedenle piyasanın ve sermayenin kar alanı olması gerektiğine inanan/savunan neoliberal ideolojiden beslenmektedir. Bu nedenle kamu okullarında “özel paralı sınıflar”  uygulaması tesadüf  ya da münferit bir olay değil, bilinçli tutumların/tercihlerin sonucudur.Kamu okullarında çocukları parası olanlara ayrı sınıf olmayanlara ayrı sınıf diye ayrıştırmak anayasal/yasal  suçtur. Soruşturma açıyormuş gibi yapmadan gerçekten soruşturup bu suçu işleyenler hakkında görevden alma dahil her türlü yasal işlem yürütülmelidir. Eğitim bir kamu hizmetidir. Devletin görevi bütün yurttaşların bu hizmetten eşit bir şekilde yararlanmasını  sağlamaktır. Eğitime bu anlayışla yaklaşılmadığı sürece çocuklar ve onların eğitim gördüğü okullar arasında eşitsizlikleri gidermek mümkün olmayacaktır.
“Mahalle Mektebi” sevdası platonik aşka dönüştü
Ortaöğretimde tam gün eğitim uygulaması son yıllarda yapılan okul,derslik ve açıköğretime yönelim nedeniyle %90’nın üzerine çıkmıştı. Ancak iki yıldır uygulanmakta olan LGS sonrası yaşanan yerleştirmelerin yarattığı yığılmalar özellikle sınavla öğrenci almayan Anadolu Liselerinde  hızla ikili öğretime geçişi/dönüşü beraberinde getirdi. Olumlu giden göstergelerin olumsuza dönmesi Anadolu Liselerini tercih eden öğrencilerde ve ebeveynlerinde büyük umutsuzluk ve düş kırıklığı yaşanmasına neden oldu.. An itibarıyla özellikle Ankara’da 22 lise,İstanbul’da onlarca ,Adana’da 17 lise,Bursa’da 6, Mersin’de 10, G.Antep, Antalya gibi büyükşehirler başta olmak üzere pek çok ilde Anadolu Liselerinde tam gün eğitimden ikili eğitime dönüş başlamış ya da başlamak için hazırlıklar yapılmaktadır. Gelecek yıl ikili öğretime geçecek lise sayısı çok daha yüksek olacaktır. Bu saptamanın dayanağını ise, 2012-13 eğitim öğretim yılında başlayan 4+4+4 ‘lük  sistemin ilk yılında 1.sınıfa kaydı yapılan 1.8 milyon öğrencinin 2020-21 eğitim öğretim yılında lise 1.sınıfa başlayacak olması oluşturmaktadır..
Bir tarafta sınıflarında az öğrenci bulunan ve tam gün eğitim yapılan liselerde (AİHL ve MTL gibi) öğrenciler rahat koşullarda,ortamlarda ve tam gün ders yaparken diğer tarafta Anadolu Liselerinde ikili eğitime geçilmesi adalet ve hakkaniyeti sakatlayan bir sonuç doğurmaktadır. Eğitimde bu türden ayrımcı politikaları yürütenler ve bu politikada ısrarcı olanlar ile Bakanın genelgesine rağmen sınıfları boş liseleri ihtiyaç duyulan liselere dönüştürmeye  ayak direyenler suç işlemektedir.Bence bu suçu işleyenlerin yaptıklarının yanına kar kalmaması gerekmektedir.Sonuç olarak iki yıldır uygulanmakta olan LGS’nin geride kalan verilerine ve bulgularına bakarak  “mahalle mektebi” sevdasının, bu alanda yaşanan başka sevda örneklerinde olduğu gibi, gerçekte var olmayan ve hayalde kalan (platonik) bir aşka dönüşmüş olduğunu söyleyebiliriz.
Çocuklara güvenceli bir yaşam istiyoruz 
Çocuklara yönelik istismar olayları birilerinin ifade ettiği gibi münferit bir olay değildir. Bir  algı oluşturma niyeti ise hiç değildir. Münferit olmaktan çıkıp giderek yaygınlaşan bir hal almaktadır. Olaylar toplumsal bir yaraya dönüşmüş durumda. Öyle büyük bir yara ki,vicdanı olan herkesin içini yakmaktadır. Evde,okulda,sokakta,parkta kısacası özel ve toplu yaşam alanlarında çocukları koruyamıyoruz. İstismarcılar her yerde çocuklara musallat olmuş durumda. Her gün onlarca istismar vakası haberleri geliyor ülkenin dört bir yanından.  Eğitim sistemi de maalesef öğretmiyor çocuklara bedenini ve kendini istismarcıdan korumanın yollarını. Bırakalım bunu öğretmeyi cinsiyet eğitiminin “c” sine bile tahammül yok okullarda.Bu çürümüş,yozlaşmış ve kokuşmuş düzen istismarları besleyen en büyük bataklıktır. Sorunu polisiye ya da cezai tedbirlerle aşmak yeterli olmamaktadır. Başta eğitim sistemi olmak üzere yaşamın her alanında ve toplumda top yekun duyarlılık ve bilinçlenme çalışmaları/eylemleri örgütlemek, çocukları korumakla görevli kurumların sorumluluk alanlarını genişletmek,olanaklarını güçlendirmek gerekmektedir.
Bu eğitimin çocuklara verilmesinde ve duyarlılık oluşturulmasında özellikle biz eğitimcilere büyük görevler düşmektedir. Her bir çocuğu kendi çocuğumuz olarak görmek,sahiplenmek,bilinçlendirmek ve yetiştirmek zorundayız. Sadece çocukları değil ebeveynleri de içine alan bir eğitim sürecini gerçekleştirmeliyiz.Aslında bu alanda öğrenci meclisleri çok önemli işleve görebilirdi.Ancak öğrenci meclislerini de yok ettik. Başka iyi örnekleri yok ettiğimiz gibi.Sessiz kalmak,susmak,elimizdeki olanakları kullanmamak ve tepki göstermemek suça ortak olmakla eş değerdir.Evet, çocukları  korumak ve onlara güvenli bir yaşam,ortam ve gelecek sağlamak devletin görevi.Devletin görevi diyerek bir kenara çekilmek ya da seyirci kalmak yanlıştır. Gerektiğinde devleti de uyaracak,sivil oluşumları,platformları, inisiyatifleri ve birliktelikleri kurmalı harekete geçirmeliyiz.
Sonuç olarak, yakın zamanda okullar eğitim öğretime başlayacak.Eğitimin,okulların,öğrencilerin ebeveynlerin ve eğitimcilerin pek çok sorunu olduğu bir gerçek. Bu sorunları salt eğitim sisteminden kaynaklanan sorunlar olarak görmemek gerekiyor.Toplum olarak ekonomik,sosyal, kültürel ve diğer alanlarda da yığınla sorunla karşı karşıya bulunuyoruz. Bütün alanlarda yaşanan sorunlar birbirini etkiliyor. O nedenle istismar meselesini de diğer alanlarda yaşanan sorunların sonucu,devamı ve etkisi ile ortaya çıkan bir sorun olarak görüp,bütünlüklü analizler yapıp çözümleri de ona göre üretmeliyiz.