Gündem
Öğrenciler
Öğretmenler
Yazarlar
Üniversiteler
Sınavlar
Kamu Haberleri
Bir Zamanlar Eğitim
İletişim
Künye
  Okullarda 'para tahsilatına' son verilmeli!

Okullarda 'para tahsilatına' son verilmeli!

Eğitimin paralı olması 1980’li yıllarda uygulamaya koyulan serbest piyasa ekonomisinin ardından geliştirilen “Her hizmetin bir bedeli var.Bu hizmetten yararlanmak isteyenler ancak bu bedeli ödeyerek yararlanabilir” anlayışının sahada pratik karşılığı kamu okullarında aidat ve bağış toplama, katkı ve katılım payı alma uygulaması olacak şekilde çıktı. Küresel kapitalizmin yeni liberal politikaları ile özdeşleşen kamusal hizmetlerin piyasalaştırılması/ticarileştirilmesi politikası hız kesmeden bugünde sürmektedir.Bir kamusal hizmet olan eğitim alanı da bu politikalardan kendi payına düşeni fazlasıyla almaktadır.Adları zaman zaman değişse de esası velilerden okula para toplamak olan uygulamalar genelde okullar açıldığı tarihlerde yoğunlaşmaktadır.Para toplanmasına karşı çıkıp,eğitimin Anayasa ve yasalarda teminat altına alındığı gibi ücretsiz olması gerektiğini söyleyenler idarelerin yaptırımlarına muhatap oldular.Okullarda para toplanmaması yönünde net tutum alanlar soruşturmaya,ceza ve sürgüne tabi tutuldular.O gün bu gündür gelmiş geçmiş bütün Bakanlar kayıt parasına ve bağışa karşı çıkan açıklamalarda bulundular. Bunca açıklamaya rağmen ne kayıt parası ne de katkı payı toplanması bitti.Hele hele aidat toplama işi hiç bitmedi.Bağış ya da kayıt parası alınmasın demek, okullarda günlük hayatın akışını ve faaliyetlerin düzenlenmesinin toplanan bu paralarla yürütüldüğü gerçeğini değiştirmeye yetmiyor. O nedenle salt açıklama yapmak sorunları çözmeye yetmiyor.Açıklamanın  yanında sorunu çözmeye  dönük  somut adımlarda atmak gerekiyor.
Okullar arasındaki eşitsizlik ve farklılıkların parasal kaynakların yetersizliğine dayandığını hem Bakan hem de Hükümet bilmektedir. Buna rağmen okul bütçesi oluşturma noktasında somut bir adım atılmamaktadır. Okulların açıldığı tarihlerde yapılması gerekirken birinci dönemin yarısına gelindiği bir zaman diliminde “kayıt ve bağış parası alınmayacak” diye açıklamanın Bakan tarafından yapılması sonuca etki etmeyen  zayıf bir söylemden öteye gitmeyecek gibi görünmektedir.Aslında açıklamanın “ne ad altında olursa olsun yıl boyunca velilerden para alınmamalıdır” şeklinde olması daha doğru bir yaklaşım olurdu. Çünkü sadece bağış ve kayıt parası değil yıl boyunca velilerden çeşitli adlar altında para toplanmaktadır. Para  toplanmasının önüne geçebilmek ancak MEB tarafından Bakanlık bütçesinden okullara ödenek/bütçe ayrılmasıyla mümkün olacaktır. Okula ödenek/bütçe aktarmak okullar arasındaki farkın kapanmasına  etki edecek, okul idarelerinin ve eğitim emekçilerinin asli  görevlerini tam olarak yerine getirmesiyle birlikte öğretimin niteliksel gelişmesine katkı sağlayacaktır. Okul bütçesi,2023 Vizyon hedefleri arasında yer alan “okul gelişim modeli” ile “tasarım ve beceri atölyelerinin” kurulup güçlendirilmesi içinde önemli bir işlev görecektir.
Okulu geliştirmek ve eğitimi nitelikli hale getirmek aynı zamanda okulu demokratikleştirmekle mümkündür.Okulu demokratikleştirmek, okulda hizmet verenlerin (eğitim emekçilerinin),bu hizmeti alanların (çocukların)  ve hizmeti değerlendirenler ile yarar sağlayanların (velilerin) okul ve eğitim sürecinin bütün karar aşamalarında eş değerlilik içinde özne olmalarından geçmektedir. Bu olgunluğa erişmek uzun zaman gerektiren bir olgu olmakla birlikte artık bir yerlerden başlamanın da  bir zaruret olduğunun görülmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, okul bütçesi/ödeneği demokratik okul modeline geçilmesinde etkin bir rol oynayabilir.Okul bütçesi, katılımcı bir anlayışla yukarıda sıralan aktörler tarafından hangi giderlere ne kadar harcama yapılacağının tahmini bütçe olarak  hazırlanması, bütçenin Bakanlık tarafından okula aktarılması,aktarılan bütçenin oluşturulacak bir komite/komisyon eliyle harcanması,yıl sonuna kadar yapılacak harcamaların katılımcılar tarafından denetlenmesi ve yıl sonun değerlendirme analizlerinin yapılarak Bakanlığa rapor sunulması gibi aşamaları içerecektir.
Kısaca okul meclisi denilen modelin dünya genelinde pek çok uygulama örneği bulunmaktadır. Okul meclisi olarak adlandırılan bu modelin yaşam bulması çocuklara verilen eğitim hizmetini her bakımdan çeşitlendirip zenginleştirecek, eğitimini bitiren her öğrencinin nitelikli demokratik birer yurttaş olmalarına büyük katkıları olacaktır.  Okul gelişim modelinin gerçekleşebilmesi, beceri ve tasarım atölyelerinin ürün odaklı çalışması, okul bileşenleri tarafından içselleştirilmesi,desteklenmesi, bu alanda bileşenler arası işbirliği ve dayanışmanın zenginleştirilmesi için bu model mutlaka denenmelidir Okul meclisi modeli seçilecek okullarda öncelikli olarak pilot uygulama şeklinde yapılabilir. Demokratik okul/okul meclisi modeli salt bütçeye endekslenmiş bir model değildir.Okula,yatırımlara,programlara ve uygulamalara dair süreçleri de içerecek bir proje olarak düşünülmelidir. 2023 Vizyon’unda önerilen ve okulların bünyesinde yer alması planlanacak olan beceri ve tasarım atölyelerinin kurulması, okulun öğrencilerine yetecek sayıda oyun alanı,araç-gereç, salon ve tarım uygulama bahçesinin oluşturulmasının sonrasında olabileceği hepimizin malumudur. Bu denli kapsamlı bir hedefin tam,eksiksiz ve kusursuz olarak gerçekleşmesi ancak yeterli bütçenin okullara aktarılması ile olanaklıdır.  Tasarım ve beceri atölyeleri denilen uygulama aslında çocukların ilgi,yetenek,kabiliyet ve potansiyellerini açığa çıkararak,yönelimlerine yol haritası oluşturmaya hizmet etmelidir. Keşfedilmiş yeni bir eğitim-öğretim yöntemi gibi görülmekten çok, bugüne kadar söylenip yapılmamış olanların bundan böyle söylenip yapılması anlamına gelmektedir.Okul gelişim modeli ile tasarım ve beceri atölyeleri olanakların fırsat eşitliği temelinde çocukların tamamının hizmetine sunulması esasına göre yapılandırılmalıdır.Araç gereçlerin ve oyun alanlarının öğrenciler tarafından korunması,sahiplenilmesi ve saklanması konusunda  öğrencilerin azami düzeyde hassasiyet göstermesini ve sorumluluk almasını gerektirecek yaptırım içermeyen mutabakat metinleri üzerinden bilinçlendirme çalışmalarının yapılması   yapılan çalışmaların karşılık bulması için bir seçenek olarak değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak,90’lı yıllarda okullarda başlatılan katkı payı uygulaması için “Kazı bağırtmadan yolun”,  “Devlet  para vermiyor ne yapalım. Okul işleri başka türlü yürütülmüyor” diye savunma yapan idareci ve valiler hala hatırlardadır. Bugün de okullarda değişik adlar altında benzer uygulamalarla sıkça karşılaşılmaktadır.Velilerden ve öğrencilerden para istenmesi veya toplanmasının önüne geçebilmek yukarıda ifade edildiği gibi ne ad altında olursa olsun velilerden para alınmamasından,oluşturulacak bütçelere göre okullara yetecek kadar  Bakanlık bütçesinden kaynak transferi yapmaktan geçmektedir.Bunun dışında yapılan bütün  önleyici ve yasaklayıcı açıklamalar  yapıldığı andan itibaren değerini yitirmeye başlayan arşiv belgesi olarak kalmaktan öteye geçmeyecektir.Dolayısıyla ne ad altında olursa olsun veliyi okuldan uzaklaştırıp soğutan bu tür para tahsilatına dayalı uygulamaların sona erdirilmesi sistemde var olan eşitsizliklerin azalmasına etkisi olacaktır.