Gündem
Öğrenciler
Öğretmenler
Yazarlar
Üniversiteler
Sınavlar
Kamu Haberleri
Bilim ve Teknoloji
İletişim
Künye
  Nereden Başlamalıyız?

Nereden Başlamalıyız?

Eğitimden söz etmek, eğitim üzerine konuşmak, sınırları kolayca çizilebilir bir toplumsal olgudan, kurumdan söz etmenin ötesinde özellikler taşır. Genel olarak bir toplumsal olgudan söz ederken onu beş temel noktadan ele alır, incelemeye, açıklamaya çalışırız. Her olgunun düşünsel, siyasi, ekonomik, toplumsal ve psikolojik yönleri bulunur. Eğitimden söz ediyorsak buna birde biyolojik boyutu eklemek durumundayız. Nihayetinde eğitim, bireyin/bireylerin öğrenmesi üzerinden toplumsal bir kuruma dönüşür. Eğitimi anlamak ve açıklamak bir yönüyle öğrenen varlığı, dolayısıyla tekil olanı, diğer yönüyle toplumu, yani tümeli iyi bilmeyi gerektirir. Bu noktada kısa bir yöntem tartışması yapmamız gerektiği düşüncesindeyim. Eğitim konuşurken nereden başlamalıyız sorusuna cevap vermemiz gerekiyor. Burada benim cevabım basit bir akıl yürütmesine dayanıyor. Mikroskobumuzda bir hücreye bakıyor olalım. Bilgimiz sadece bu hücrenin kendisiyle sınırlıysa, bu hücre üzerinden genellemelere ulaşmamız ve hücrenin gerçekliğini olduğu gibi ortaya koymamız, onun ne hücresi olduğuna dair bir yargıda bulunmamız mümkün olmayacaktır. Ama buna karşılık, daha önceden bu hücrenin bir memeliye ait olduğunu, özel olarak insana ait olduğunu biliyorsak onunla ilgili söyleyeceğimiz çok şey olacaktır. Tümeli bilmek, ona dair bilgi sahibi olmak, onun en özel durumu için bizi sağlıklı bir sonuca götürecektir. Sonrasında özelden tümele ulaşmak çok daha kolay ve sağlam kalıcı sonuçlara ulaşmamızı sağlayacaktır. Tek başına bir hücrenin bilgisine sahip olmak bizi sonuçlara ulaştırıcı bir bilgiye götürmez ama o hücrenin insan hücresi olduğunu bilmemiz çok şeyi değiştirir. Eğitim üzerine konuşmak, onun sorunlarını ele almak bizi önce topluma, o toplumun özelliklerini, dinamiklerini, işleyişini bilmeye götürür. Durkheim çok haklıdır. Eğitim, toplumun dışında ele alınamaz. Bunu söylediğimde G. Tarde’ın Durkheim için söylediklerinin hatırlatılacağının farkındayım. Birileri tarafından böyle bir hatırlatılma yapılmamış dahi olsa, Tarde ve Durkheim tartışması üzerine kendi okumalarım bana bunu kendiliğinden hatırlatmaktadır. Tarde’ın bireyi ortadan kaldırdığınızda toplum diye bir şey kalır mı sorusuna[1], “elbette kalmaz” biçiminde cevap vermeyen biri olabilir mi? Sonuçta insan aklı durmuyor, “toplum yoksa birey olabilir mi” sorusunu sormayan biri olabilir mi? Tarde ile Durkheim arasındaki tartışma bizim açımızdan şu anda önemli değil. Çünkü biz, toplumun mu bireyi, bireyin mi toplumu var ettiğini tartışmıyoruz. Nereden başlamalıyız sorusuna cevap arıyoruz. Cevabımızda tümel olandan dolayısıyla toplumdan başlamak gerektiğini söylüyoruz. Fotoğrafın tümünü görmeden, içindeki detaya yönelmemeyi öneriyoruz. Bunu eğitime uyarladığımızda öğretmene, öğrenciye, müfredata, öğretim tekniklerine yönelerek, hatalarımızı ve eksiklerimizi orada aramanın tümüyle yanlış olmasa bile eksik olduğunu, eksik olduğu içindir ki bu şekilde eğitimi anlamanın ve açıklamanın doğru olmayacağını söylüyoruz. Bir eğitim uzmanı, eğitimci, eğitim sorunlarına anlamaya, açıklamaya, çözümler üretmeye yönelen biri eğitimden önce bütünün kendisini görmelidir, bilmelidir. Sonrasında eğitim olgusunun altı yönünü ele almalı ve birbirleriyle olan ilişkisini belirlemeye çalışmalıdır. Eğitim toplumdaki egemen düşüncelerden, değerlerden bağımsız mıdır? Eğitim, toplumun siyasal kurumlarından, onun önceliklerinden bağımsız mıdır? Eğitim kurumları, dağın başında, hastanenin yoğun bakım ünitesi kadar toplumdan yalıtılmış dahi olsa, ailedeki, sokaktaki sosyalleşmenin kazandırdığı kültürün taşıyıcısı durumundaki öğrenci, özel bir meslek grubunun üyesi olarak öğretmen, toplumsal varlık olarak orada bulunmak durumunda. Oraya kitaplarla, diğer eğitim materyalleriyle taşınan bilgi zaten toplumsaldır. Çünkü o bilgi, birileri tarafından üretilmiş, gelecek nesillere aktarılması uygun bulunmuş bilgidir. Bilginin bilimsel olması onun toplumsallığını ortadan kaldırmaz. Bu durumda eğitim toplumdan bağımsız mıdır? Eğitim öğrenen ve öğreten ilişkisini merkeze aldığına göre her ikisinin algılama, öğrenme, karakter ve kişilikleri eğitimi etkilemez mi? Davranışlar organizmanın faaliyeti ise eğitim, organizmanın biyolojik özelliklerinden bağımsız olabilir mi? Bunlardan birinin kaldıraç etkisine sahip olduğunu söylemek öyle kolay değildir. Sorunu tümel düzeyde ele alıyor, nedenlerini toplumsal ilişkilerde arıyorsak, kimi durumlarda kaldıraç fikirler, siyasal, ekonomik ve toplumsal olabilir. Ele aldığımız sorunu tarihsel boyutuyla uzun bir zaman dilimine yayarak ele alıyorsak, ekonomik ilişkilere odaklanmak, eğitim olgusunun diğer yönlerine kaldıraç etkisi rolü görebilir. Burada eğitimi, anlama ve açıklama amacının yanında var olan sorunlarını çözme amacıyla ele alıyorsak, sorun ve neden ilişkisi üzerine odaklanacağımızdan, bir kök veya temel nedene yönelmek durumunda kalabiliriz. Bu kök nedeni bulmak ve eğitimin bu neden veya nedenler ile olan ilişkisini ortaya koymak, yukarıdaki kaldıraç etkisi arayışımızdan farklıdır. Eğer elimizde bir bardak bulanık su bulunuyorsa ve ihtiyacımızı bu bardaktaki suyla gidermek sorundaysak, sorunu çözmenin tek yolu suyu onu bulandıran etkenlerden arındırmaktır. Sorunu nedenler değil, nedeni bulan ve ona müdahale eden çözer. Bu ilkesel tutum eğitimi anlama, açıklama ve sorunlarını çözme noktasında her daim aklımızda olmalıdır. Nereden başlayacağımız kadar önemli olan bir başka nokta ise yaklaşımımızın yani bakış açımızın nasıl olacağıdır. Bir şeye yöneliyorsak bize rehberlik edecek bir anlayışa sahip olmamız gerekir. Konuştuğumuz konu, bütün bunlar yani eğitim, geçmiş, şimdi ve gelecek boyutuyla bir zamanın içinde gerçekleşmektedir. Bu durumda eğitimi anlamaya ve açıklamaya yönelen biri bütüne bakarken kaçınılmaz olarak zamanı dikkate almak durumunda kalır. Bu durum, toplumsala yönelirken tarihselci bir bakışa sahip olunmasının temel nedenlerinden biridir. Bir başka neden ise mevcut durumun daha önceki durumun üzerinden gelişiyor olmasıdır. Bu da bizi bugünü anlamak için öncesine yönlendirir. Eğitim sorunlarına farklı bakış açılarıyla yönelmek mümkündür. Eğitim, önceden belirlenmiş amaçlara yönelik davranışları barındırır. Bu eğitime kurum düzeyinde bakıldığında yapısalcı, amaçlara odaklanarak baktığınızda işlevselci bir yaklaşımla yönelmenize gerekçe olabilir. Bu işlevlerin yararlılık boyutuna odaklanabilirsiniz. Diyalektik bir çözümleme yapmayı seçmiş olabilirsiniz. Bunlar sonuçta gerçekliğin kendisi değil sizin gerçekliği anlama ve açıklama çabanızla, beklentilerinizle ilgilidir.
[1] “Birey kalkınca, ortada topluluk diye bir şey nasıl kalır, bunu bir türlü anlayamıyorum. Üniversiteden hocaları, öğrencileri kaldırınız, bilmem ortada kuru odadan başka bir şey kalır mı? Anlaşılan Durkheim bizi ortaçağ gerçekçiliğine sürüklemek istiyor.”(Kösemihal, Nurettin Ş. (1989) Sosyoloji Tarihi, s.180, İstanbul, Remzi Kitabevi Yayınları.