Gündem
Öğrenciler
Öğretmenler
Yazarlar
Üniversiteler
Sınavlar
Kamu Haberleri
Bir Zamanlar Eğitim
İletişim
Künye
  MEB'in LGS raporu aslında ne diyor?

MEB'in LGS raporu aslında ne diyor?

LGS’ye ilişkin MEB’in kapsamlı analiz raporu yayımlandı. Rapor bilinenlerin tekrarı gibi görünse de,sistemde var olan eşitsizlikleri yeniden gündeme taşıması bakımından anlamlı bulguları içermektedir. Ortaya çıkan bulgular önceki sınavların sonuçlarına ilişkin verilerle büyük oranda örtüşmektedir. Sınavların eğitim sisteminde var olan eşitsizlikleri derinleştiren bir rol üstlendiklerine dair yapılan eleştirileri güçlendirmektedir. PİSA ve TMMS gibi uluslararası sınavların sonuçlarına bakıldığında benzer tabloları görmekteyiz. O nedenle her biri uyarı işlevi gören sınav analiz raporlarından yola çıkarak, öz eleştiriler yapmak ve dersler çıkararak açığa çıkan olumsuz tabloların düzeltilmesi yönünde adımlar atmak, raporların kendisi kadar önemlidir. Ehemmiyetsiz denilip geçilemeyecek boyutlarda sürmekte olan en alttakiler ile en üsttekiler arasında oluşan farkın/eşitsizliğin,  azaltılarak zaman içerinde kapatılmasının yolu ancak okul odaklı çözümlerin üretilmesinden geçmektedir. Eğer bu yapılmıyor, sadece analizlerden elde edilen bulgular raporlaştırılıyorsa durumun değişmesi mümkün olmayacak, raporlar bir anlam ifade etmeyecektir. Ya tozlu raflara kaldırılacak ya da raporları hazırlayan ilgili birimlerin arşivlerinde bilgi notu olarak kalacaktır.
Yapılan bütün açıklamalar sınavların çocuklar ve toplum üzerinde yarattığı sosyal, ekonomik ve psikolojik baskıyı düşürmeye, sınavla öğrenci alan lise sayısını azaltmaya  dönük mesajlar içermektedir. Ancak bu yıl ortaokullarda başlatılan yeni bir uygulama ile her ay bir deneme sınavı yapılmaktadır. Aylık olarak yapılan bu sınav yukarıda sıralanan baskıları azaltmak bir yana,sınav piyasa kazanının altında yanan ateşi alevlendirmekte, yarışı ve rekabeti pekiştirmektedir. Analiz raporunda yer alan oransal bulgular sayısal verilere dönüştürüldüğünde en altta kalanların sayısının azımsanmayacak ölçüde büyük olduğunu görmek gerekmektedir. Bakanlık ilgili biriminde yapılan bu analizlerde zorunlu okul tercihlerinden sonra yaşanan nakil dönemlerindeki geçiş sayılarının verilmemiş olması lise türlerinde halen okumakta olan öğrenci sayısını bilmemizi engelleyen bir durumdur.Örneğin imam hatip ortaokulu öğrencilerinden fen  ve sosyal bilimler liselerini tercih edenlerin; imam hatip fen ve sosyal bilimler liselerine mi, yoksa diğer  fen ve sosyal bilimler liselerine mi yerleştiği belirtilmemiştir. Eleştirilmesi gereken ve raporda bulunmayan bir başka bulgu ise lise türlerinin nakiller sonrasında oluşmuş olan taban ve tavan puanlarıdır.Bu bilinmeyenler nedeniyle sayısal değişimlere ilişkin gerçekleştirdiğimiz kıyaslama mevcut verilerle sınırlı kalacaktır. Buna rağmen ulaştığımız bulgular var olan adaletsizlikleri ve sınavın öğrenciler arasında yarattığı uçurumu gözler önüne sermektedir. Bu değerledirmeler ışığında bakıldığında;
  • Ortaokulları 1 milyon 192 bin 799 öğrenci bitirmiştir. Sınava 971 bin 657 öğrenci katılmıştır. 221 bin 142(yüzde 18,544) öğrenci sınava katılmamıştır.Sınava katılmayan öğrencilerin  38 bini başvuru yapanlardır.Kontenjan sayısı 127 bin 420 olup bu kontenjanlara 125 bin 900 öğrenci yerleşmiştir. Bin 520 kontenjan boş kalmıştır.
  • Genel ortaokulu bitirerek sınava katılanların yüzde 11,24’ü,imama hatip ortaokulunu bitirenlerin yüzde 16,15’i,özel ortaokulu bitirenlerin yüzde 25,45’i, YİBO’yu bitirenlerin yüzde 10,15’i “nitelikli” diye tarif edilen liselere yerleşmiştir. ”Nitelikli” mesleki teknik liselere yerleşenlerin büyük bir bölümü genel ortaokulu bitirenlerden oluşurken, bu liselere yerleşenlerin içinde imam hatip ortaokulunu bitirenlerin oranı yüzde 8,44’tür.
  • Fen ve sosyal bilimler liselerine yerleşenlerin yüzde 74,35’i genel ortaokullardan,yüzde 18,47’si özel ortaokullardan,yüzde 7,18’I İHO ve YİBO’lardan gelmektedir. AİHL’ye yerleşenlerin yüzde 44,31’I İHO’dan yüzde 55,69’u diğer ortaokul türlerinden gelmektedir.
  • Matematikten 20 soruyu boş bırakan öğrenci oranı yüzde 28.99 sayısal karşılığı 281 bin 683.Yabancı Dil yüzde 4,42 sayısal karşılığı 42 bin 947,Türkşe yüzde 1,01 sayısal karşılığı 9  bin 814,fen bilgisi yüzde 6,25 sayısal karşılığı 60 bin 729,din kültürü ve ahlak bilgisi yüzde 0,25 sayısal karşılığı 2 bin 429,İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük yüzde 0,58 sayısal karşılığı 5 bin 636’dır.
  • LGS’ye katılan öğrencilerin aldıkları puan ortalamalarının anne babanın eğitim düzeyine göre kıyaslanmasında; ilkokul mezunu anne ile yüksek lisans mezunu anne arasında ki fark 61 puan,ilkokul mezunu baba ile yüksek lisans mezunu baba arasındaki fark 56,34 puan,özel ile devlet okulu arasında yapılan kıyaslamada fark 41 puan ile özel okulların lehine olan bir sonuç ortaya çıkarmaktadır.
  • Soruların tamamını doğru yanıtlayanların sayısı Türkçe de 22 bin matematikte 80 (Önceki Bakan İsmet Yılmaz açıklamıştı) fen bilgisi bin 800,İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 82 bin,din kültürü ve ahlak bilgisi 107 bin,yabancı dil 52 bindir.
  • Puan aralığı 100-200 öğrenci sayısı 17 bin 295,puan aralığı 201-300 öğrenci sayısı 160 bin 614, puan aralığı 301-400 öğrenci sayısı 647 bin 803,puan aralığı 401-500 öğrenci sayısı 145 bin 982 olarak belirtilmiştir.
  • Özel ortaokulu bitirip sınava katılanların büyük bir bölümü fen ve Anadolu liselerine,yüzde 12,19’u sosyal bilimler,yüzde 6,52’si AİHL’ye yerleşmiştir.Özel ortaokullar derslerin ham puan ortalamalarında  diğer ortaokul türlerinin tamamına göre daha güçlü sonuçlar elde etmişlerdir.Devlet okulları içinde YİBO’da okuyan öğrenciler en zayıf halkayı oluşturmuşlardır.
  • Matematikte doğru soru ortalaması en düşük beş il Ağrı,Ardahan,Artvin,Hakkari  ve Şırnak,puanı en yüksek beş il ise Uşak,Trabzon,Malatya,Karabük ve Denizli illeridir.

Yorum ve sonuç

Yukarıda yer alan sonuçlar dönemin milli eğitim bakanı tarafından “nitelikli”diye tanımlanan ve sınav puan sıralama esasına bakılarak öğrenci alan liselere yerleşmede özellikle özel ve imam hatip ortaokulunu bitirenlere diğer ortaokul türlerini bitirenlerden daha avantajlı bir pozisyon yakaladığını söylemek mümkün.Raporda yer alan sonuçlar, Bakanlığın teşvik ve destekte öncelikli okul politikasıyla uyumlu bir tablo ortaya çıkarmıştır.Böylece LGS’ye geçilirken sıkça dile getirilen adrese yakın okul yerine politik önceliğe yakın okul tercihinin kazançlı çıkması sağlanmıştır.300-400 puan aralığında bir yığılma olmuş gibi görünse de, sınavla öğrenci alan liselere  yerleşenlerin büyük bir bölümünün 400-500 puan aralığında yer alan yüzde 15’lik dilimin içine girenlerden oldukları anlaşılmaktadır. LGS’de de “elek altı ve elek üstü” diye tabir edilen puan üstünlüğü temelli sıralama oluşmuş adrese yakın okul söylemi lafta kalmıştır.Bakanlık her ne kadar “öğrenciler yüzde 95 oranında tercihlerine yerleşmiştir” saptamasında bulunmuş olsa da kaç öğrencinin adresine yakın okula,ne kadarının adresinden uzak okula yerleştiği şu ana kadar açıklanmamıştır. Raporda da bu yönde bir bilgi bulunmamaktadır.
Seviye farklılaşmasını sosyal ekonomik düzey boyutunda ele alırken sadece ebeveynlerin eğitim düzeyinin  bir gösterge olarak değerlendirilmiş olması yeterli değildir.Farklılaşmayı bu gösterge üzerinden sorgulamanın öğrencilere dağıtılan soru kitaplarında bu yönde yer alan sorulara çocukların verdiği yanıtların değerlendirilmesi sonucunda elde edildiği anlaşılmaktadır. Başvuru sırasında alınacak başka bilgilerle farklılaşmayı yaratan diğer olguların da değerlendirmelerde kullanılması yararlı olurdu.
Raporun öneriler bölümünde yazılan iki öneri dikkat çekmektedir. Bunlardan birincisi matematik ve fen bilimlerinde bir soruya ayrılan dakika süresinin,diğeri de 6,7,8.sınıftaki ortaokul başarısının sınavda alınan merkezi ham puana olan etkisinin arttırılmasıdır.
Matematik ve fen bilimlerinde görülen başarısız tablonun soruya ayrılan çözüm dakikasının arttırılması ile çözülemeyecek kadar büyük bir sorun olduğu ve arkasında pek çok nedenin bulunduğu geçmişte yaşanmış deneyimlerden bilinmektedir. Her ikisi de makul gibi görünen bu önerilerin gelecek yıllarda yapılması öngörülen sınavlara katılım sayısını ve talebi azaltmayacağını söylemek mümkün. LGS’de ortaya çıkan sonuçlar toplumda var olan gelir adaletsizliğini,okullar arasındaki eşitsizlikler ile kamu özel ayrımının sonuçlara etki eden ana faktörler olma gerçeğini yeniden görmemizi sağladı. Önümüzdeki dönemde bu ayrımın ortadan kalkması ve sınava yönelik talebin azaltılması ancak, toplumda ve okullar arasında var olduğu hepimizin malumu olan çok boyutlu eşitsizlikleri ortadan kaldıracak ekonomik ve sosyal tedbirleri almaktan geçmektedir.Bu yapılmadığı sürece sınava yönelik yurttaş talebi azalmayacak, çok rasyonel bir tez olan sınavsız geçiş düşüncesi uzun yıllar uygulama olanağı bulamayacak bir fikir olarak kalacaktır.