Gündem
Öğrenciler
Öğretmenler
Yazarlar
Üniversiteler
Sınavlar
Kamu Haberleri
Bir Zamanlar Eğitim
İletişim
Künye
  Kayıp Çocuklar Sorunu Sistemin Yapısal Sorunudur

Kayıp Çocuklar Sorunu Sistemin Yapısal Sorunudur

Son günlerde istismara uğramış, kayıp, kaybolduktan sonra öldürülmüş ya da ölmüş vaziyette bulunan çocuk sayısı hızla artıyor. Doğal olarak ebeveynler büyük kaygı ve çaresizlik içinde gelişmeleri takip etmeye çalışıyor. Hemen her gün görsel ve yazılı basında birkaç çocuğun istismara uğramış, kaçırılmış, kaybolmuş ya da öldürülmüş olduğunun haberlerini okuyor ve duyuyoruz. Öyle ki, TÜİK kayıp çocuk sayısının 2017 yılında 381'i yabancı uyruklu 11 bin 563 olduğunu açıkladı. TÜİK İstatistiklerine göre, 2008 yılında 4 bin 517, 2009 yılında 5 bin 81, 2010 yılında ise 8 bin 81 çocuk kayboldu. 2011 yılında 10 bin 67, 2012 yılında 12 bin 474, 2013 yılında 16 bin 218, 2014 yılında 18 bin 696, 2015 yılında 17 bin 706 ve 2016 yılında ise 11 bin 691 çocuk için kayıp başvurusu yapılırken geçen yıl da 11 bin 563 çocuk kayboldu. TÜİK verilerine göre geçen yıl 273’ü erkek, 108’i ise kız olmak üzere 381 yabancı uyruklu çocuk kayboldu. 5 Bin Kız Çocuğu Kayıp TÜİK’in 2017 verilerine göre, kayıp 11 bin 563 çocuğun 5 bin 756’sını kız çocukları oluştururken 5 bin 807’sini ise erkek çocuklar oluşturdu. 11 yaş ve altı kayıp kız çocuğu sayısı 216, 15-17 yaş arası kız çocuğu sayısı ise 4 bin 121 oldu. TÜİK verilerine göre, 2017 yılında kız çocukları en fazla İstanbul’da kayboldu. 507 çocuk İstanbul’da kaybolurken bu kenti Bursa, Kayseri, Ankara, İzmir ve Adana izledi. 2017 yılında kaybolan çocuklar ile ilgili TÜİK verileri incelendiğinde ürkütücü bir tablo daha ortaya çıkıyor. Buna göre kaybolan 11 bin 563 çocuğun yüzde 30,6’sı yani 3 bin 543’ü uyuşturucu madde kullanıyor. Ne oluyor? Kim ya da kimler çocuklara ve ailelere bu acıları yaşatıyor? Neden çocuklar hedefte? Ne yapmalı ve nasıl önlenebilir bütün bu yaşananlar? Kayıp çocuklara ilişkin başvuru sayısında son beş yılda bir azalma olduğu görülse de sorunun ciddi boyutlarda devam etmekte olduğunu söylemeliyim. Kayıp çocukların yüzde 36’sının 15-17 yaş grubundaki kız çocuklarından oluşması akıllara bu çocukların çeşitli alanlarda örgütlenmiş olan mafya yapılarının eline düşmüş olabileceklerini getirmektedir. Erken Çocukluk ve Okulöncesi Eğitimi Zorunlu Olmalıdır Dünyanın pek çok ülkesi erken çocukluk eğitiminin yaş sınırını olabildiğince alt yaş gruplarına indirmiş durumda. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi programında okulöncesi eğitimin zorunlu olacağının ve yüzde yüz okullaşma sağlanacağının 100 günlük eylemler arasına alınmış olması hem aileler hem de çocuklar açısından sevindirici bir gelişmedir. Çocukların küçük yaştan itibaren bedenini tanıma ve kendisini bekleyen tehlikelere karşı koruma davranışları temel davranışları öğretmenin yanı sıra verilmektedir. Tek başına erken çocukluk ve okulöncesi eğitim. eğitimi yeterli olmayabilir. Bu eğitimlerin yanında güvenli çocuk oyun parkları, spor ve sanat merkezleri yaygınlaştırılmalıdır. Anne ve Babalara Çocuk Eğitimi Verilmelidir Anne babaların eğitim düzeyinin düşük olması, çocukların yetiştirilmesi için gerekli donanıma sahip olmamaları ailelerinde mutlaka eğitilerek bilinçlendirilmesi, bu konuda duyarlılık ve farkındalık oluşturulması gerektiğini ortaya koymaktadır. Çocukların yaşadığı istismar vakalarının arkasında yakın ve uzak akraba hikayelerinin çıkması anne baba eğitimlerini zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle ilgili kurumların yeterli sayıda anne-baba eğitim merkezleri kurmalarının sorunun çözümünde etkili bir yöntem olabileceğini düşünmek gerekmektedir. Bu eğitimler bir plan çerçevesinde örgün ve yaygın eğitim kurumlarında verilebilmelidir. Yerel Yönetimler Erken Çocukluk Eğitim Kurumları Açmalıdır Yerel yönetimler erken çocukluk eğitimi için mahalli ihtiyaçlar doğrultusunda yuva ve kreş açmalı, açılacak bu kurumlarda verilecek eğitim hizmeti ücretsiz olmalıdır. Bütçe zorluğu yaşayan yerel yönetimler merkezi bütçeden ayrılacak kaynaklarla desteklenmelidir. Erken çocukluk eğitimi yapılacak bu kurumlarda görevlendirilecek personelin alanla ilgili eğitim donanımına ve yeterliliğine sahip olması çocukların gelecekteki eğitim yaşamlarının sağlıklı geçmesine katkısı olacaktır. Çocukların aile bireyleri ile birlikte zamanlarını geçirebilecekleri spor ve sanat mekanları ile oyun alanlarının mahallelerde kurulması için yerel yönetimler daha aktif tutum almalıdır. Göç Alan Bölgeleri Esas Alan Projeler Üretilmelidir Göç, son 40 yılda ülkenin en temel sorunları arasında yerini almış durumda. Özellikle kırsal bölgelerden küçük ilçe ve illere oradan büyük illere doğru yoğun insan göçü sürüyor. Gelenler beraberlerinde kendi kültürel alışkanlıklarını, yaşam tarzlarını geleneklerini ve göreneklerini de getirmektedirler. Hemşerilik, akrabalık, dostluk düşmanlık, yabancılaşma, uyum, entegrasyon kısaca insana dair ne varsa hepsi birlikte yaşanıyor. İçinde bulunulan olumsuz sosyo kültürel ve ekonomik olguların yarattığı ruhsal çöküntüler, bunalımlar ve buhranlar insanları içinden çıkamayacakları girdaplara ve şiddete sürüklüyor. Tüm bu olumsuzlukların önüne geçebilmek, önleyebilmek, dönüştürmek ve durdurabilmek için yaşamın sürdüğü çevreyle uyumlu özgün projeler üretilmelidir. Sonuç olarak, sistemden kaynaklanan toplumsal ve yapısal bir sorunla karşı karşıya bulunuyoruz. Bugüne kadar uygulanan politikaların sorunu çözmeye yetmediği görülmektedir. Çözümün özellikle de güvenlik ve ceza (idam dahil) boyutunu öne çıkararak sorunu çözmeye çalışmak yeterli olmayacaktır. Sosyal, hukuksal, kültürel, ekonomik ve psikolojik temelleri olan bu soruna çözüm üretilebilmesi konuyu bütüncül bir yaklaşım ve perspektifle ele almaktan geçmektedir. Devlet kendi üzerine düşen görev ve sorumlulukları sivil ve demokratik kurumlara tamamıyla havale etmek ya da bu kurumları dışlamak gibi bir tutum içine girmeden onlarla eşgüdüm ve iş birliği içinde hareket etmelidir.