Gündem
Öğrenciler
Öğretmenler
Yazarlar
Üniversiteler
Sınavlar
Kamu Haberleri
Bir Zamanlar Eğitim
İletişim
Künye
  Eğitimde sorun gün sayısı değil, içerik ve nitelik!

Eğitimde sorun gün sayısı değil, içerik ve nitelik!

Nitelik sorunu  eğitimin çözülemeyen sorunların başında gelmektedir.Nitelik,en iyiyi en mükemmeli bulma anlamında kullanılmaktadır. Okula ve eğitime yüklenen misyon ve beklentiler yeterli karşılık bulmadıkça nitelik sorgulanmakta,niteliği artırmak için yapılan tartışma ve çalışmalar ya çok yüzeysel ya da üst boyuttan yürütülmektedir.Okullar arasında kapanma yerine artarak devam eden ve Bakanın yüzde 60 olduğunu söylediği farklılaşma büyük bir ayrışma yaratmaktadır. Ayrışma, toplumda oluşan geniş çaplı toplumsal ve ekonomik eşitsizlikler ile sınıfsal ve kültürel faktörlerden beslenmekte,bütün bu belirleyenler niteliğe doğrudan etki eden olumsuz sonuçlar yaratmaktadır. Ayrıca her kesimin,çevrenin anlayış ve yaklaşımın kendine göre niteliğe yüklediği bir anlam bulunmaktadır. Günümüz Türkiye okullarında geçer akçe olarak kabul edilen nitelik ölçütü daha çok okulun öğrencilerinin standartlaştırılmış ölçme ve değerlendirme sınavlarında yakaladığı kazanım oranlarının yüksekliğine dayandırılmaktadır.
Nitelik sorunun yarattığı bir başka tartışma konusu, eğitim öğretim sürecinin bir yıllık gün sayısına bağlı olarak yürütülmektedir.Yıllardır ülkede uygulanmakta olan 180 iş günlük eğitim öğretim süresi bu günlerde yeniden tartışmaya açılmış,bazı gelişmiş ülke iş günü sayılarından yola çıkılarak bir yenilenme yapılmak istenmektedir.Ülkemizde her ne kadar iş günü sayısı 180 gün olsa da bu günler erken çocukluk eğitiminde eylül ayında başlatılan 10 günlük oryantasyon uygulaması ile 190 güne,5 ve 9’uncu sınıflarda uygulamaya konulan 5 günlük uyum günleri ile 185 güne çıkmaktadır.Burada esas odaklanılması gereken noktanın okulların açık olduğu süre boyunca çocuklara verilen müfredat içeriğinin niteliği  olmalıdır. O nedenle gün sayısını artırma tartışması;
  • Müfredat içeriğinin yerel özelliklerin,okul ve öğretmen özerliğini de dikkate alacak şekilde esnek, olgulara ve problem çözmeye dayalı olarak yeniden ele alınması,
  • Okullar arasında ki farklılaşmanın hakkaniyet ve eş değerlilik ilkeleri çerçevesinde azaltılması,
  • Bütün okullarda tam gün eğitime geçilmesi,
  • 5  yaş erken çocukluk eğitiminin ötelenmeden ve ertelemeden bu yaş grubunda ki bütün çocukların MEB’e bağlı kurumlarda eğitim alacak şekilde (DİB’e bağlı kuran kurslarına giden 150 bin çocuk dahil) kapsama dahil edilmesi,
  • Ölçme ve değerlendirme yöntemlerinde merkezi olarak standartlaştırılmış sınavlar yerine,bireysel yeterlilikleri ölçen ve değerlendiren yöntemlerin yaşama geçirilmesi,
  • Okullara adil ve hakkaniyetli bir bütçe verilmesi, bölgeler arasında ki iklim koşullarının, nüfus ve göç hareketlerinin değerlendirilmesi,
  • Öğretmenlerin yetiştirilmesi,istihdamı, sosyal,ekonomik ve özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik reformların  gerçekleştirilmesi,
  • Büyük veriler yerine çocuk,okul ve sınıf odaklı küçük verilere odaklanmak ve gelişmenin hareket noktasının buralardan başlatılması ile birlikte yürütülmesi anlamlı olacaktır.

Bol taktir ve teşekkür vererek niteliği yükseltemeyiz

Okullarda öğrencilere uygulanan ölçme ve değerlendirme yöntemlerinin güvenilir olmasına  duyulan güvensizliğin en önemli noktasını, yapılan sınavlarda alınan sonuçların nesnel bir değerlendirmeye tabi tutulup tutulmadığına yöneliktir. Değerlendirme sonuçlarının inanılır ve güvenilir olduğuna dair soru işaretlerini beraberinde taşıyor olması sağlıklı analizler yapmaya engel bir tabloyu karşımıza çıkarmaktadır. Zaman zaman gündeme gelen “şişirme not” vermenin denetlenebilirliğine dair çok  ciddi eleştiriler yapılmaktadır.
2017 MEB Faaliyet Raporunda hedeflerin üzerine çıkan teşekkür ve taktir belgesi dağıtılması da bu kaygıları güçlendiren nedenler arasında yer almaktadır.Örneğin,ortaokul ve liselerde yüzde 72.52 olan başarı hedefi tutturuluken, ortaokullarda dağıtılan onur ve iftihar belgesinin yüzde 5,66 olduğu, takdir ve teşekkür belgesinin oranının ise yüzde 65,85’e ulaştığı görülmektedir.Raporda,üç lise türünün ortalamasında onur ve iftihar belgesi   oranı yüzde 13,21 ulaşırken, öğrencilerin aldığı takdir ve teşekkür belgesi oranının yüzde 43,33 olduğu bilgisi yer almaktadır. Lise türlerinin tamamında öğrencilerin yüzde 26,27’si sınıf tekrarı yapmaktadır. Ortaokullarda okul başarısı YEP’te ortalamaya etki ederken,liselerde AOÖBP ortalamaya etki etmektedir.Hem YEP’te hem de AOÖBP’nında alınan not ve başarı belgelerinin ortalamaya etkisi olmaktadır. Liselerde  verilen takdir ve teşekkür ile onur ve iftihar belgelerinin oransal toplamı  yüzde 56,54’e çıkmaktadır.Öğrencilere verilen başarı belge oranlarının bu kadar yüksek, standartlaştırılmış merkezi sınav sonuçlarının oldukça düşük olması, niteliği bu ölçüler üzerinden değerlendirenlerin üzerinde önemle durması ve sorgulaması gereken bir veri olduğunu düşünüyorum.
Sonuç olarak, Çocuklardan gereğinden fazla şeyi çok hızlı bir biçimde yapmalarını istiyoruz.Çocuklar çocukluklarının farkına varamadan büyüyorlar.Okullar çocuklara çocukluklarını unutturmaktadır.İdeoloji,teknoloji ve sınav arasına sıkıştırılan bir kuşak yetiştirilmek isteniyor.Çocuklar korunaksız,şiddet ve istismar mağduru.Özcesi çocuklar okulda mutsuz.O nedenle okullardaki gündelik hayatın akışı çok önemli.Teneffüs,oyun ve fiziksel aktivite zamanlarını çoğaltmak çocuklara iyi gelecek.Oyun ve fiziksel aktiviteleri tüm koşulları zorlayarak açık havada yaptırmak gerekir.Bütün bu etkinlikleri ve fiziksel aktiviteleri çoğaltmak çocukların ruh ve beden sağlığına iyi gelecek,mutluluk,aidiyet duygusu ve kişiliğin ve kimliğin oluşmasına katkı sağlayacaktır. Katılım,birlikte öğrenme,iş ve güç birliği,barış ve kardeşlik duygusu,paylaşma ve dayanışma oyun ve fiziksel aktivitelerle pekişecektir.
Gün tartışmaları yapılırken beraberinde yukarıda yazılanları da gerçekleştirmek ve çözümlere bütüncül bakmak, okulu ve okulda   geçen zamanı değerli kılacaktır.Yoksa içi boş saatlerle dolu okul günlerini 200 ya da 300 güne çıkarmak hiç bir işe yaramayacaktır.Çocukların duygu evrenini ve sorunlarını pedagoji biliminin ilke ve yöntemlerini rehber alarak çözmeyi önceleyen her çözüm önerisini ve pratiğini çok değerli buluyorum. Bunun dışında geliştirilen endoktrine dayalı yaklaşımları fırsatçılık olarak görüyorum.