En büyük çocuk hakkı ihlali: Evlilik

Çocuk yaşta evlilik, ya da diğer bir ifadeyle erken evlilik, en az biri on sekiz yaşını tamamlamayan iki kişinin, yasal ya da resmi olmayan bir şekilde, evlilik bağıyla birleşmesi anlamına gelir.  18 yaşını tamamlamayan kişiye oy kullanma-seçme hakkını vermiyoruz; yani ülkenin geleceği konusunda karar verebilecek, söz söyleyebilecek yetkinlikte olmadığını düşünüyoruz. Buna karşılık 17 yaşını tamamladığında ya da mahkeme kararıyla daha erken yaşta evlenmesine izin verdiğimiz çocukların tüm geleceklerini belirleyen böyle bir kararı verme konusunda yetkin olduğunu, ya da ebeveynlerin ve aile mahkemelerinde hakimlerin çocukların geleceği konusunda bu kararı verebileceklerini varsayıyoruz.

Çocuk oldukları için, çocuk eşler özgür ve tam rıza gösterme yetisine sahip olmayan bireyler olarak kabul edilirler; kısacası, çocuk yaştaki evlilikler insan haklarının ve çocuk haklarının bir ihlali olarak değerlendirilmelidir. Ancak sadece ülkemizde değil dünyada da geleneksel tutumlar, kültürel ortam ve ataerkil yapı erken yaşta evlilikleri olağanlaştırmakta, normal bir sosyal olgu haline getirerek yasal çerçeveye yerleştirebilmektedir. Cinsel istismar ve ensest vakalarında oluşan toplumsal duyarlılığın erken yaş evlilikleri konusunda aynı yoğunlukta olmadığını gözleriz. Kimi zaman ailenin onayı, ergenin isteği ya da geleneğin devamı olması bu olgunun önemli bir çocuk hakları ihlali olduğu gerçeğini örter.

Çeşitli uluslararası antlaşmalar, sözleşmeler ve eylem programlarında çocuk yaşta evlilik olgusu ele alınmıştır. Türkiye hem Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW- 1979)’ni hem de Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni (2005) onaylamıştır. 2005 yılında kabul edilen Çocuk Koruma Kanunu, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde yer alan ilkelerin çoğunu kapsamaktadır ve Sözleşme doğrultusunda çocukları “18 yaşını doldurmamış kişi” olarak belirlemektedir. Ancak kanunlarımızda on sekiz yaşını doldurmamış bireylerin çocuk olduğunu belirten ortak bir tanım bulunmamakta, çocuk tanımı kanun maddelerinde farklılık gösterebilmektedir.

Kız ve erkek çocuklarının eşit eğitim hakkı mevzuatta desteklenmektedir. Anayasa’nın 42’nci maddesi eğitim hakkını düzenlemekte ve şöyle demektedir: “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz” ve “ilköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.”  Mart 2012’de, Türkiye Büyük Millet Meclisi “222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu”nda değişiklik yaparak zorunlu eğitimi sekiz yıldan on iki yıla çıkaran mevzuatı kabul edilmiştir. Okul sistemi dörder yıllık üç kademeye ayrılmış, birinci ve ikinci dört yıllık kademe zorunlu örgün eğitimi içerirken, üçüncü dört yıllık kademe ise örgün veya yaygın eğitim şeklinde olabilecektir. ‘Yaygın eğitim’ kavramı uzaktan öğrenmeyi de içerdiğinden,  bazı ailelerin bu durumu kız çocuklarını okula göndermemek için bir gerekçe olarak algılayabilecek ve bu olgu kız çocukları için çocuk yaşta evlilik rakamlarında artışa neden olabilecektir. Oysa tüm dünyada kız çocuklarını eğitim ortamı içinde tutabilmek ve hayata hazırlamak, erken evlilikleri önleme konusunda temel stratejilerden birisidir.

Çocuk yaşta evlilikte, kız çocukların sayısı çok yüksektir ve bu boyutu ile erken evlilikler bir cinsel istismar alanıdır. Kız çocuğu eşler, eşitliğin bulunmadığı evlilik ilişkileri içinde aile içi şiddete ve cinsel istismara karşı da savunmasızdır; araştırmalar bulguları da bu gerçeği desteklemektedir. Kız çocukları hamile kalmaları halinde, bedenleri henüz çocuk doğurmaya hazır olmadığı için çoğu zaman gebelikte ve doğumda riskli durumlar ve sağlık sorunlar yaşarlar. Evlenir evlenmez, hem kız hem de oğlan çocuklar işgücüne katılmak ve/veya evdeki sorumlulukları üstlenmek üzere çoğu zaman eğitim hayatlarına son vermek zorunda kalırlar.

Ülkemiz genelinde yapılan her dört evlilikten birinin, bazı bölgelerimizde ise her üç evlilikten birinin çocuk evliliği olduğu bilinmektedir. Ancak sosyal ve coğrafi koşullara bağlı olarak değişen sebeplerin ve sonuçların ortaya sağlıklı bir şekilde konulabilmesi için gerekli olan veri tabanı mevcut değildir. Erken evlilikler ve adolesan gebelikler, oranları yıllar içinde azalmakla birlikte ciddi sosyal sorunlara ve sağlık risklerine neden olmaya devam etmektedir. (TUİK Çocuk Evlilikler İstatistiği  & Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması Adolesan Gebelik Verileri)

Erken yaşta evlilikler ekonomik yetersizlik, yanlış ve eksik bilgilerden kaynaklanan geleneksel ve dini inançlar, eğitimsizlik, aile içi şiddet, toplum baskısı, mülkiyet unsuru gibi sebeplerle ortaya çıkmaktadır. TBMM çatısı altında özel olarak ele alınan ve raporu hazırlanan erken yaşta evliliklerin ortadan kalkması için toplumun bilinçlendirilmesi, toplumda farkındalık yaratılması, normalleşen ve meşrulaşan bu evliliklerin sağlıksız yapısının kamuoyuyla paylaşılması temel hedefler olarak belirlenmiştir.

Haklar perspektifinden bakıldığında çocuk yaşta evlendirilme, kişisel özgürlüklerin, eğitim ve üreme sağlığına ilişkin haklar ile şiddete uğramama hakkının ihlâli anlamına gelmektedir. Erken yaşta ve zorla evlilikler, çocukların ve kadınların insan haklarının ihlâli olmasının yanında, ayrıca toplumsal gelişme ve kalkınmayı da engelleyici bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır.  Sadece yasal düzenlemelerle de çözümlenemeyecek bu sorunla mücadele etmek için, soruna zemin oluşturan sosyal- ekonomik süreçlere müdahale edebilmek, toplumsal cinsiyet eşitliğinden çocuk haklarına varan bir çizgide bakış açılarını ve zihniyetleri değiştirebilecek çalışmaları da aynı paralelde sürdürmek önemli ve gereklidir.

Kaynaklar:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Kadın ve Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu (2009) Erken Yaşta Evlilikler Hakkında Alt Komisyon Raporu, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ankara
Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması, 2013, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, Ankara
Yüksel-Kaptanoğlu İ, Ergöçmen B., (2011) “Çocuk Gelin Olmaya Giden Yol”, Sosyoloji Araştırmaları Dergisi, cilt 15,sayı 2 Güz, 2012, Sosyoloji Derneği
Erken Yaşta ve Zorla Evliklerle Mücadele Strateji Belgesi ve Eylem Planı   (2018-2023)
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı/ 08.11.2017 tarihli taslak metin