Eğitimde yakın zamanda bizi ne bekliyor?

Eğitim ve öğretmenlik mesleği ile ilgili yoğun tartışmaların yaşandığı bir dönemden geçmekteyiz. Kamuoyu yaratma araçları kullanılarak, eğitim alanında sorunların çözüleceğine dair algı yaratma çabaları uzunca bir süredir yoğun olarak devam ediyor. Eğitimde kapsamlı bir  değişim olacağına dair bir düşünce de genel olarak oluşmuş durumda. Kritik olan ise, nelerin değişeceği ve ne ile karşı karşıya kalacağımızı sadece MEB bürokrasinin yaptığı açıklamalardan öğrenmekte olmamız. Bu yöntemin kendisinin de, aslında algı yaratma sürecinin bir parçası olduğu tespitini yapmak gerekiyor. MEB yöneticileri yaptıkları açıklamalar ile kamuoyunu atacakları adımlara hazırlamaktalar. Bu yazının amacı  da yapılan bir açıklamadan yola çıkarak kimi tartışma başlıklarına dikkat çekmek, MEB’in yapmayı planladıklarına başka bir açıdan bakmaya çalışmak olacaktır.
Milli Eğitim Bakan Yardımcısının Hürriyet gazetesine(1) yapmış olduğu açıklamalar incelendiğinde çıkarılabilecek sonuçlar aşağıda sıralanmıştır:
1. Lise yerleştirmelerinde öğrencilerin Anadolu Liselerini öncelikli olarak talep ettikleri sayısal verilerde açık olarak görülmektedir. MEB  bu durumu teyit etmektedir.
2. Milli Eğitim Bakanlığı yöneticileri, göreve geldikleri günden bu yana, Meslek Liselerine dönük teşvik ve yönlendirme çalışmalarının sonuç vereceğini ve öğrencilerin bu okullara yöneleceklerini öngörmektedirler.
3. Öğretmenlik Meslek Kanunu taslağı hazırlanmış durumda.
4. Eğitimden sorumlu olan Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri Mayıs ayı içerisinde, kim tarafından yapılacağı tam da belli olmayan, öğretmenlik mesleğinin  geleceğinin tartışılacağı bir toplantıya katılacaklardır.
5. Öğretmenlerin yüksek lisans yapmasına dönük bir çalışma MEB tarafından sürdürülmektedir.

ORTAÖĞRETİME GEÇİŞ

Bakan yardımcısının yapmış olduğu açıklamalar, ortaöğretime geçiş ile ilgili Bakanlıkta bazı tartışmaların yaşandığını gösteriyor. Ancak yapılan tartışmalardan çıkarılan sonuçların bu alanda yaşanan  sorunları çözemeyeceğini ifade etmek gerekiyor. Bu durumun en önemli nedeni, MEB’in yaşananları ve sayısal verileri değerlendirme  ölçüleri ve bunun sonucunda okullaşma politikasını gözden geçirmemesidir. Öğrencilerin ilgi, istek ve gereksinimlerini dikkate alan bir okullaşma politikası oluşturmak ve tüm öğrencilerin istedikleri okul türlerinde ve okullarda eğitim almalarını sağlamak MEB’in öncelikli ve asli görevi olmalıdır. Ancak böylesi bir yaklaşım yerine, öğrencilerin MEB tarafından belirlenen okullara yönlendirilmeye çalışılması yaşanan sorunların temel nedenidir. Bu yaklaşım değişmediği sürece yaşanan sorunun çözüleceğini beklemek gerçekçi değildir.
Yapılan açıklamada dikkat çeken ikinci önemli nokta ise, MEB’in öğrencilerin meslek liselerini tercih edeceğine dair bir ön kabul ile planlamalarını yapıyor olmasıdır. MEB yöneticileri, göreve geldikleri günden bu yana, aralıksız olarak öğrencilerin meslek liselerine yönelmesine dönük çaba harcamaktalar. İmzalanan protokollerle bir taraftan meslek liseleri cazip gösterilmeye çalışılırken diğer taraftan da mezunlarının iş garantisi olacağına dair bir algı oluşturulmaya çalışılıyor . İstihdam garantili sınırlı sayıda protokol imzalanmış olmasına rağmen, MEB yönetiminin kullandığı dil sanki tüm meslek liseleri mezunlarının iş garantisi olacakmış gibi bir düşüncenin gelişmesine katkı sağlıyor. Veya en azından bu dili kullananların beklentileri böylesi bir düşüncenin oluşması yönünde.
Bakan yardımcısı yaptığı açıklamada  Anadolu Liseleri ve Meslek Liseleri olmak üzere iki okul türü ile ilgili çalışmalardan  söz etmiş. Söz etmediği okul türü Anadolu İmam Hatip Liseleri. Açıklamanın  geneli dikkate alındığında, MEB  aslında İmam Hatipler ve Meslek Liseleri üzerine inşa edilen okullaşama politikasının başarısızlığını da ayrıca teyit olmuş oluyor. Ancak, yaşanılan gerçekliğinde bu olmasına rağmen yapılan yatırım planlamalarında İmam Hatip Okulları ayrıcalıklı yerini korumayı sürdürüyor(2).

ÖĞRETMENLİK MESLEK KANUNU

Öğretmenlik Meslek Kanununun 2023 Vizyon Belgesine girmesi ile beraber yeni bir tartışmada  kaçınılmaz olarak başlamış oldu. Hangi sahici ve geçerli gereksinimler ve gerekçeler  böylesi bir kanunun acilen çıkarılmasını zorunlu hale getiriyor? Bu kanuna ihtiyacımız olup olmadığına kim karar veriyor? Sorular artırılabilir ancak bizim açımızdan kesin olan, bu kanunun öğretmenlerin değil, siyasi iktidarın gereksinimleri ve hedefleri için çıkarılmaya çalışılıyor olmasıdır.
Siyasi iktidar ve doğal olarak  MEB, eğitim aracılığı ile hedeflediklerine ulaşabilmek için, ihtiyaçları olduğunu düşündükleri öğretmen profilini yaratmaya çalışıyor. Bu kanun ile, 2023 Vizyon Belgesi hedefleri ile uyumlu bir öğretmen kimliği yaratılmasının amaçlandığı Bakanlık yönetimi tarafından açık şekilde belirtilmektedir.
Bakan yardımcısının açıklamasından çok önce Milli Eğitim Bakanı, 6 Şubat tarihinde TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda yapmış olduğu konuşmada (3) da ÖMK taslağının hazırlandığını ifade etmişti. Bir meslek kanunu taslağının  hazırlandığı açık, ancak bu taslak bir türlü kamuoyu ve konunun tarafları ile daha da önemlisi tasarının öznesi olan öğretmenlerle paylaşılmıyor. Anlaşılan o ki, MEB yönetimine, yerel seçimler öncesinde tepki toplayacağı kesin olan bir tasarının açık edilmesinin  taktiksel olarak doğru olmayacağı anlatılmış.
Eğer gerçekten de Bakan yardımcısının açıkladığı şekli ile, ”Kanun öğretmene statü, saygınlık kazandırma adına var.” ise MEB’in  tasarıyı açıklaması gerekir. Ancak durumun bu şekilde olmadığını tüm öğretmenler olarak bizler bilmekteyiz. Bizlerin şu an acil olarak  ihtiyacı olan meslek kanunu değil, “kamu hizmeti, kamu emekçileri ve özel olarak da eğitimin” kendisi ile ilgili bir “paradigma” değişikliğidir. Bu genişlikte tartışılmadığı sürece eğitim ve öğretmenlik mesleği ile ilgili tartışmadan olumlu sonuç alınması mümkün değildir.

 ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNİN GELECEĞİ

Bakan yardımcısı, anlaşılması güç bir şekilde, “Eğitimin Geleceği” konulu bir toplantının Mayıs ayı içerisinde  yapılacağını ve MEB’in de bu toplantıya katılacağını ifade ediyor. Toplantının toplum örgütleri ve birtakım eğitim kuruluşları tarafından yapılacağını ifade eden Bakan yardımcısı, bu kuruluşların isimleri ve Bakanlıkla olan ilişkilerini açıklamıyor. Ancak yapılan açıklamanın geneline bakıldığında,  bu kuruluşların düşüncelerinin ve verecekleri kararların Bakanlık açısından belirleyici olacağı anlaşılıyor. Milli Eğitim Bakanlığının görev ve sorumluluklarını  devretmesine alıştırılmaya çalıştığımız bir dönemde yapılan bu açıklamanın bizler açısından kabul edilebilir bir tarafının olmadığını ifade etmek gerekiyor.
Anayasanın 42. Maddesi eğitim öğretim hizmetinin devletin gözetimi ve denetimi altında yapılacağını düzenlemiş durumda(4): ” Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve İnkilapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır.” Eğitimin bir kamu hizmeti olduğu tespitinden yola çıkarak, bu hizmetin kamu görevlileri eli ile yürütülmesinin esas olduğu ve bunun devredilemeyeceği Danıştay tarafından verilen kararlarla da(5) da kesinleşmiştir. Durum bu kadar açıkken, Bakan yardımcısının öğretmenlik mesleğinin  geleceği ile ilgili bir toplantıyı işaret ederek, MEB’in de orada olacağını ifade etmesi oldukça talihsiz bir açıklama olmuş  durumda. MEB’in öğretmenlik mesleğinin geleceği ile ilgili tartışma yürütmesi gereken kesimler sendikalar, akademi ve en önemlisi öğretmenlerdir.
Son dönemde, MEB  algı yaratma faaliyetlerine seçkin örnekler sundu, sunmaya da devam ediyor. Eğitim alanında sorunların çözüleceği ve büyük bir dönüşüm yaşandığına dair algı oluşturma çabasının adımlarına aralıksız tanıklık ediyoruz. Anlaşılan o ki, “öğretmenlik mesleğinin geleceği” başlığı altında da  yoğun bir algı yaratma çabasına önümüzdeki dönemde mazur kalacağız. Bakan yardımcısının işaret ettiği toplantıda muhtemelen böylesi bir çabanın görünür olduğu bir toplantı olacak. Yapılacak etkinliklerle öğretmenler ve kamuoyu öğretmenlik mesleğinin geleceği ve meslek kanunu hazırlıklarına ikna edilmeye çalışılacak.

SONUÇ

Eğitimin toplumsal yaşamımız ve geleceğimiz açısından önemi ve öğretmenlerin bu süreçteki rolü dikkate alındığında, siyasi iktidarın bu alanla ilgili planlarının  ve hedeflerinin olması anlaşılabilir bir durum. Ancak eğitimin kamu hizmeti ve öğretmenlerin de kamu görevlileri olduğu gerçeğinden yola çıkıldığında, bu hizmetin toplumsal fayda üretmesi gerektiği sonucuna varılacaktır. Bu nedenle de, bizlere düşen görev, bir taraftan mesleğimize sahip çıkarken, bunun aynı zamanda öğrencilerimizin eğitim hakkına ve bir adım ötesi geleceğimize sahip çıkmak olduğu gerçeği ile hareket etmektir.
KAYNAKÇA
1. http://www.hurriyet.com.tr/egitim/her-bolgeye-anadolu-ve-meslek-lisesi-41145913
2.http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1258173/Butce_dindar_nesil_insaatlarina.html
3. https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/komisyon_tutanaklari.goruntule?pTutanakId=2264
4. https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.2709.pdf