Eğitimde, cinsiyet eşitliği eğitimi gereklidir

Türkiye’de yaşanılan kadın cinayetlerinden sonra tartışılan ve bir sonraki cinayete kadar rafa kaldırılan ya da sıklıkla medya da, gazetelerin 3. sayfa haberlerinde gördüğümüz kadın cinayetleri bitmek tükenmek bilmiyor. Bitmesi bir yana son yaşanılan olaylarla ilgili olarak medyaya yansıyan sayısal verilere ilişkin en son gördüğüm bir paylaşımda daha 2019 yılı bitmemişken yılbaşından bu yana kadın cinayetlerinin sayısının korkunç bir şekilde artıyor olmasıydı. Hatta sayıların yanında öldürülen kadınların fotoğrafları paylaşıldığında ya da şiddete maruz kalan kadınların öykülerini kendi ağızlarından okuduğumda bir kadın olarak dehşete düşmemek pek mümkün olamadı.  Bu aralar sosyal medyada tartışılan konu Türkiye’de ki  ”kadın sorunu”. Bu söz çok düşündürücü, çünkü buna kadın sorunu demek çok mu indirgemeci bir yaklaşım acaba? Bu sorun toplumun bütün bireylerinin sorunu değil mi? yine aynı şekilde bu sorunun çözümünde hepimiz pay sahibi değil miyiz?

***

Devletin ve toplumun bütün kurumları; aile ve eğitim sistemi bu sorunun ve çözümün tam da odağında gibi duruyor. Hukuk ve yazılı tüm kurallarda, ulusal ve uluslararası tüm sözleşmelerde cinsiyete dair bir ayrımcılık yapılmazken, eşitlik ve adil olma adına alınan önlemlerin yanında hala devam eden ve en temel insan haklarından olan yaşam hakkının kadınlar adına sağlanamamasının sebepleri gerçekten düşündürücü.

Bunun temelinde; toplumda kadına yönelik bakış açısının, kadına atfedilen değerlerin, gelenek ve göreneklerin, kısacası topluma şekil veren ve yazılı olmayan kuralların yattığını görüyoruz.  Bu toplumda kız çocuğu olmak, kız ve oğlanların ailede, okulda farklı rollerle yetiştirilmesi temel sorun olarak görülebilir. Toplumda ve ailede kadın ve erkeklerin yetiştirilme tarz, anne baba ve diğer aile bireylerinin tutumları, okulda ve eğitim sisteminde verilen değerler, resmi ideolojinin etkisi altında olan bazı öğretmenlerin farklı davranış ve tutumları kadınların şiddete maruz kalmalarında ve hatta hayatını kaybetmelerinde son derece etken olabilmektedir. Yaşanılan şiddet olaylarının ardından erkek söylemlerinde; erkeğin kadını sahiplenilecek bir nesne, kadının güçsüz, kendisi ve yaşamı hakkında söz sahibi olmayan, muhtaç ve aciz olarak gösteren bir bakış açısı görülmektedir. Bu bakış açısı ve yaklaşım biçimi sıradan olmaktan çıkıp egemen ideolojik hal aldıkça ve de politikleşip resmileştikçe uygulanan şiddet meşrulaşmaktadır. Önce ailede okula gidip gitmemesine,  kaç yaşında ve kiminle evleneceğine karar verilen; sonra da toplumda kendi yaşamına dair söz sahibi olmayan ve hep adına düşünülen karar verilen kadının, kendi hayatında özne olmak yerine nesneleştirilen bir hal alması son derece olağan ve kabul görülen bir yaklaşımdır. Bu söylemlerden daha da kötüsü bütün bunların kadını korumak adına ya da onun yararına yapılıyor olmasının vurgulanmasıdır.

***

Kadının toplumdaki yeri kendilerini ilgilendiren kararlarda bile pasif kılınması/bırakılması toplumdaki yerini de sarsıyor. Şiddete uğrayan ve hayatta kalan kadınların söylemlerinde tek bir ortaklık var: Sadece kendi hayatlarını kurup, kendi isteklerini gerçekleştirme isteği. Bu öyle insani ve öylesine temel bir ihtiyaç ki, toplumsal kurallarla, eğitim sistemi içerisinde kazandırılması istenilen en büyük hedeflerden biri. Bu nedenle de bireylerin ve özellikle de kadınların varlıklarının farkına varmaları ve elde edebileceklerinin önündeki engellerin yıkılmasının sağlanması ancak ve ancak her iki cinsiyetinde eğitimle dönüşmesiyle mümkün olacaktır. Dildeki söylemlerin değişmesi ve dolayısıyla düşünce yapısının değişmesi ancak ve ancak eğitimdeki dönüşümle sağlanacaktır.

Kültürden ve toplumdan edinilen ve zaman zaman medya tarafından da pekiştirilen cinsiyete bağlı roller, kadın ve erkeğe bakış açıları okulların da etkisiyle bireylerde yer etmektedir.  Eğitimde toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin yapılan birçok araştırma sınıflarda verilen eğitimin ve öğrencilere sarf edilen sözlerin ve gösterilen davranış kalıplarının ne kadar derin ve kalıcı izler bıraktığını ortaya koymaktadır.  Cinsiyeti bu kadar temel alan bir eğitim sisteminin ve dolayısıyla toplumun dönüşümü sağlanır mı? Elbette sağlanabilir. Cinsiyetten bağımsız olarak birey ya da insan temelli yani cinsiyetsiz eğitimi toplumun her kesimine yayabilmek yollardan biri olabilir.

***

Okulları ve dolayısıyla toplumu dönüştürmek için, renklerin seçiminde tercihlerin ve zevklerin temel alındığı; mesleklerin seçiminde isteklerin, ilgi alanlarının ve hayallerin öne çıktığı; ev içi rollerin ise uygun şartlara göre dağıldığı bir aile yapısı kurmak mümkün olduğunda kadına ve erkeğe bakış açısı değişecektir. Kadına uygulanan şiddetin ve kadın cinayetlerinin sonlanmasında tek başına eğitim sisteminin dönüşmesi yeterli olmayacaktır. Eğitim sisteminin etkisiyle birlikte ailenin dolayısıyla toplumun dönüşmesi de yaşanan bu sorunun çözümüne önemli katkı sağlayacaktır.

Zaman içerisinde unutulmayan, ya da yaşandığında hatırlanan ve gündemde kalan bir konu olmaktan çıkan ve gerçekten çözüm odaklı olarak, toplumun her kesimini içine alan bir sürecin başlaması dileğiyle.