Eğitim ve iktidarın niteliği

Eğitim, sosyal, kültürel, bilişsel, ekonomik, siyasi ve coğrafi boyutları olan karmaşık bir olgu ve toplumsal kurumdur. Eğitim, kendine özgü özelliklere sahip olsa da çoğu zaman bu alanların etkisine göre biçimlenir. Eğitim konuşmak, bir yönüyle ekonomiyi, öğrenenin bilişsel ve ruhsal durumunu, yaşadığı toplumu konuşmaktır. Eğitim kurumu, toplumun bütün üyelerine dokunur. Onun dışında kalmak, insanın kendini sosyal varlık olarak üretememesi anlamına gelir. Bunun mümkün olmayacağını varsaydığımızda eğitim bütün herkesi ilgilendirir. Herkesi ilgilendiren bir olgunun karar süreçlerinde de bir şekilde herkes olmak durumundadır.
Bu durum çağdaş demokrasilerde temsil yoluyla çözülmektedir. Ne var ki temsilin oluşma süreçlerinde içerikler iyice belirlenmez. Bu nedenle temsil yetkisini elinde bulunduranlar, alacakları kararlarda yanlış yaptıklarında sadece kendilerinden temsil yetkisi aldıkları kişilere karşı değil, herkese karşı yanlış yapmış olurlar. Burada demokrasinin temsil yetkisinin doğurduğu temel bir sorunla karşı karşıya kalmış olsak da demokraside bu sorun, başka kurumsal ilişkilerin devreye girmesiyle bir ölçüde giderilebilmektedir. Kamuoyu oluşturmak bu yolla karar alıcıları etkilemek gibi. Ne var ki bunun içinde önce devlet yapısının demokratik bir niteliğe sahip olması gerekir.
Türkiye, eğitim sorunlarını çözmeden önce bu sorunu çözmek zorundadır. İktidarın mutlak iktidara dönüştüğü, güçler ayrımının olmadığı bir ülkede güncel eğitim sorunlarını konuşmak, çözüm arayışında bulunmak için ilk önce eğitimin iktidarla olan ilişkilerini deşifre etmek gerekir. Bunun artan oranda yapıldığını söyleyebiliriz. Burada eksik olan,  ele alınan sorunların tarihsel ve yapısal bağlamlarının ihmal edilmesidir.

***

Eğitim ve devlet arasındaki ilişki konusunda Aristo’nun VII Kitabın daha ilk cümlelerinde dikkat çektiği konuyu ihmal etmekteyiz. Özellikle son yıllardaki tartışmalar bunu kanıtlamaktadır. Aristo, “En iyi Devlet’i gerçekten yeterli bir biçimde tartışmak istiyorsak, önce en çok istenilir yaşamın ne olduğuna karar vermemiz gerekir, çünkü eğer bunu bilmezsek, aradığımız en iyi anayasayı da bir türlü bulamayız.”
Aristo VIII kitapta eğitim ve devlet ilişkisi bağlamında daha önemli bir saptamada bulunur. “Eğitim,  her bir örnekte yurttaşların kapsamı içinde yaşadıkları anayasayla ilişkilendirilmelidir.” Daha o günlerden dikkat çektiği bu nokta yani Anayasanın karakteri, bizim de yukarıda dikkat çektiğimiz iktidarın niteliği sorunudur. Yine Aristo’nun, aynı yerde söylediği sözü tekrar edelim. “Demokrasiyi, anayasanın demokratik, oligarşiyi, olgarşik karakteri korur” . Eğitim sistemi hizmet etmek üzere tasarlandığı devletin yapısına göre biçimlenir. Eğer biz Finlandiya’da nitelikli eğitim var, bizde de olsun dileğinde bulunuyorsak, önce o devletin yapısını dikkate almalıyız.

***

Devletin amaçlarıyla insanların eğitime dair amaçlarının aynı ya da birbirine yakın olması gerekir. Türkiye’de bu türden bir amaç birliği tam olarak oluşturulmamıştır. Bugünkü durum, bu açıdan geçmiştekinden de daha kötüdür.
Türkiye’de ister eğitim alanında olsun isterse diğer alanlarda olsun tartışmalarımızın önemli bir bölümü “en iyi yaşam” nedir sorusuna farklı cevaplar verişimizden kaynaklanmaktadır. En iyi yaşamın ne olduğu konusunda bir düşünce birliğinin oluşturulamamış olması, eğitimde kuşatıcı, kapsayıcı kavramların ve politikaların uygulamada etkili hale gelmesini önlemektedir.
Fikirlerin, iktidarla, toplumsal sınıflarla, dinle, ideolojiyle ilişkileri, çoğunluk tarafından savunuluyor olması, fikrin kendi başına doğruluğunu ortaya koymaz. Fikrin kendi başına doğruluğu ortaya konmadıkça da bunların bir önemi yoktur. Ancak bu durum fikirlerin, güçle birleşmesine engel değildir. Türkiye’de eğitime dair fikirler, genelde fikirlerin kendi doğruluğu üzerinden değil, gücün kendisini taşımasıyla etkili olmaktadır. Eğer biz burada fikirleri muhatap alır da gücün kendisi ile ilgilenmezsek, bu fikirleri taşıyanların arayıp da bulamadıklarını yapmış oluruz.
Türkiye’de eğitim sorunları, yapısal nitelikler göstermektedir. Yapısal sorunlarla yüzleşebilmek ve bu sorunları çözmek bugünden yarına hemen olabilecek bir durum değildir. İyi bilinmelidir ki ideal bir eğitim sistemini kurmayı bir nesil başaramaz. Böyle bir sistem için nesillerin aynı amaçla ısrarlı biçimde çalışması gerekir. Ama bir yerden başlamak gerekiyorsa bu kesinlikle önce siyasal iktidarın yapısının demokratikleştirilmesi olmalıdır. Çünkü Türkiye’nin eğitim sorunları, sanıldığının aksine Milli Eğitim Bakanlığı ve onun kararlarıyla çözülecek nitelikte sorunlar değildir. Milli Eğitim Bakanlığı ancak sorunların kendisine sonuçlarına çözü üretebilir duruma gelmiştir. Bugünkü yapısında bunu da başarması zor hale gelmiştir. Öğretmen atama, ders sayısıyla oynamak, müfredatlarla uğraşmak, eğitim sorunlarına çözüm bulmak değildir. Çünkü bunlar, yarın da sorun olmaya devam edecektir.