Çocukların okula başlama yaşı ne olmalı?

Çocukların okula başlama yaşı ne olmalı?

Kim, nasıl karar verecek?

Yıllardır eğitim sistemi yapboz anlayışı içinde sistem değişikliği ile kamuoyunu meşgul etmeye devam etmektedir. Değişiklikler, öncelikle anne-babaları ve öğretmenleri çok ciddi bir kaygıya sokmaktadır. Esas sorun sistem değişirken hem net bilgilerin her kesimin anlayacağı şekilde açıklanamaması hem de değişikliklerin sadece yaş ve eğitim süresi gibi biçim üzerinde yapılmasıdır. Aslında bu ikinci durum bize neden açıklamaların ikna edici ya da anlaşılır olmadığını ortaya koymaktadır. Sayılarla, istatistik sonuçları ile ikna etmek bir dereceye kadar geçerli olsa da, eğitimde bize dokunan, gündelik hayatın içinde karşılaşılan sorunlar bir çığ misali çoğalmakta ve her an altında kalma tehlikesi bulunmaktadır. Ya da, tehlike içindeyiz demek daha doğru olacaktır.

Son günlerde ilkokula başlama yaşı tekrar değişti ve sadece muhalefet kesimden ses çıktı. Gerçek anlamda çıkan sesler tamamen muhalif söylem miydi yoksa gerçekten anlamını bilerek mi konuşuldu?  Eğitimci olan Sayın Bakan Ziya Selçuk bile, bu konuda ihtiyaç duyulan açıklamayı yap(a)madı. 4+4+4 sistemi, 2012-2013 eğitim-öğretim yılında başladı ve 60-66 aylık çocuklar ilkokula kayıt yaptırdı. Çocuk psikiyatristleri, çocuk gelişimciler, eğitimciler bu uygulamanın çocukları ruhsal ve gelişimsel olarak yıpratacağı konusunda isyan ettiler, bilimsel gerekçeleri sıraladılar. Ancak politik amaçları olan ve çocuğun gelişimini göz ardı eden bu uygulama yürürlüğe girdi. Sonuç olarak özellikle 60-66 aylık çocuklarda hızla davranış ve ruhsal problemlerde artış gözlenince; ailelere çocukları için okula başlamaya hazır olmadıklarına yani gelişimlerinin yavaş olduğuna dair tıbbi rapor aldıkları taktirde, çocuklarını kayıt yaptırmayacakları açıklandı. Bu uygulama ise, başka tartışmaları getirince okula başlama yaş zorunluluğu 66 aya çıkarıldı. Ve şimdi kanunla 2019-2020 eğitim-öğretim yılı için 69 ay okula başlama yaşı kabul edildi. 60-66-69-72 aylardan hangisi geçerli okula başlamak için, takip etmekte bile zorlanıyoruz. Tüm bu değiştirilen yaşların çocuklar açısından ne anlam taşıdığının tartışılmasına yönelik gerekliliğin üstü örtülmeye çalışılıyor. Eğer bu değişimlerin geçerli bir nedeni olsaydı, çocuk gelişimi bilimine aykırı ve imkansız olan “Türkiye’de çocukların gelişim hızı çok değişken” gibi bir cevap vermemiz gerekirdi.

Gelişim hızının ne olduğuna bakmak gerekirse, çocuklarda büyüme ve gelişim belirli ilkeler doğrultusunda gerçekleşir. Evrensel olarak yeryüzünün neresinde olursa olsun tüm çocuklar belirli bir beceri kazanımında aynı basamaklardan sırası ile yani hiyerarşik bir düzen içinde geçerler. Örneğin kalem tutma becerisine, 3-4 aylık bebeklerde çıngırak tutma ile başlanır, daha sonra 2-3 yaşlarında gelişi güzel kâğıt yırtma becerisi ile devam edilir, sonra da kalem, avuç içi ile kavranır, daha sonra kalın kalemler ve sırası ile de, daha ince kalem düzgün bir şekilde parmaklar kullanılarak bu beceri gelişir. Yürümeyen bir çocuğun koşması beklenemez, el-göz koordinasyonu kazanamayan bir çocukta el becerileri gelişmez. Bu becerilerin beklendiği ortalama yaşlar vardır. Bu beklentiler ya da gelişimsel ödevler çocukların biyolojik olgunluğu ile ilişkilidir. Ancak, çocuklar farklı çevresel faktörler ve yaşadıkları deneyimler sonucunda gelişimlerinin hızında farklılıklar gösterirler. Bazıları akranlarının biraz önünde, bazısı da gerisinde gelişimlerini sürdürürler. Dezavantajlı çevrede büyüyen, gelişen ve okulöncesi eğitim almayan çocukların gelişimi akranlarına  yani o yaş grubunun gelişiminden beklenenlere göre yavaştır.

Aslında çözüm “Erken Çocukluk Dönemi” destek çalışmalarına verilecek önemden geçmektedir.

Bir üst paragrafta çok kısa hatları çizilen, kuramsal yaklaşım, bize çocuğun hangi yaşta okula başlaması gerekir sorusuna cevap vermek için en doğru yaklaşımı bulmamıza yardımcı olacaktır. “Okul Olgunluğu”, çocukların formel eğitime, ilkokula başlamaları için ne kadar hazır olduklarını ortaya koymak için yapılan çalışmalarla ortaya konan bir kavramdır. Okul olgunluğu, çocukların zihinsel, fiziksel, duygusal, sosyal ve özbakım becerileri açısından ilkokula başlamaya hazır olmaları demektir. Çünkü ilkokula başlayacak çocukların, temel becerileri söz konusu bu gelişim alanlarında kazanmış olmaları gerekir ki, bu becerilere göre hazırlanan ilkokul 1. sınıf kazanımlarını gerçekleştirsinler. “Çocuklar İlkokul 1. sınıf müfredatına uygun becerileri kazanmak ve geliştirmek için hazırlar mı?” Temel sorumuz bu olmalıdır. Çünkü elimizde MEB tarafından hazırlanmış bir müfredat var ve kazanımları 72 aylık çocuklar için belirlenmiş. Okula başlama yaşı tartışılırken müfredatın ve okulların fiziksel donanımlarının belirlenen yaşların gelişimsel ihtiyaçlarına ne kadar cevap verdiği hiç ama hiç tartışılmadı. 60 aylık okula başlayan çocuklarda artan davranış problemleri veli, öğretmen ve uzman yakarışları ile 60 ay, 66 aya ötelendi, şimdi de 66 aydan, 69 aya çıkan bir okula başlama yaşı ile karşı karşıyayız. Okula başlama yaşı seneye ise şu andaki müfredata uygun ol(may)arak 72-84 ay’a ya da başka bir yaşa çekilebilir. Sözün özü müfredat değiştirilmiyor ama yaşlar değişiyor. Bu noktada okula başlama yaşı hangisi olursa olsun bizim okullarda yaşlara uygun yapmamız gereken değişiklikler tartışılmalıydı. Birden oyun ve oyuncakları ellerinden alınan, tuvalete sadece teneffüste gidebilen, 40 dakika kıpırdamadan tahta sıralarda sessizce oturması beklenen, kısa sürede seri okuma ve yazmaya, anlamlı değil, ezberle geçen, öz-bakım becerilerinde tam bağımsız olamadan yaşça büyük çocuklarla aynı tuvaleti paylaşan, 5-6 yaşın gelişimsel özelliklerini bilmeyen öğretmenlerle müfredat doğrultusunda becerilerinin üzerindeki beklentiler yüzünden stres yaşayan bu çocuklar, ilk kez karşılaştıkları formal okul ve öğretmen deneyimlerinde okula ve öğrenmeye karşı negatif tutum ve davranış geliştireceklerdir. Diğer taraftan çocuklar ilkokula başladıklarında adil bir başlangıç maalesef yapamamaktadırlar. Farklı uyaranlar ve sosyal çevreden gelen çocuklar okula hazır bulunuşluk düzeylerinde farklılık göstermektedirler. Yapılan araştırmaların sonuçlarına göre, nitelikli okulöncesi eğitim alan çocuklar, eğitim almayan çocuklara göre, eğitimlerinin sonraki kademelerinde daha başarılı olmaktadır.  Ülkemizde okulöncesi eğitimdeki okullaşma oranı % 66.8 dir. Ancak nitelik açısından elimizde bilimsel veriler bulunmamaktadır. Yaklaşık ülkemizdeki 5-6 yaş grubu çocukların % 40’ı okulöncesi eğitimden yararlanamamaktadır. Diğer taraftan ise 0-4 yaş gelişimsel destek ve eğitim çalışmaları hep planlamalar içinde yer almakta ve harekete geçilememektedir.

Hala okulöncesi eğitimin zorunlu olmaması kaygı verici olup tartışmalar rakamlarla yapılmaktadır. Yani biz baştan çocukları kaybedip daha sonra da tekrar kazanmak için, hem devlet hem de veli olarak eğitimin maliyetini, faizi ile birlikte bir hayli pahalı olan yolda artıracağız. Kuşaklar ise kaybolmaya devam edecektir.

Bu noktada, yaşları tartışmaya açmak yine bir başka oyalama ve eğitimde kaybetme stratejisidir yorumu yanlış olmayacaktır.

Aslında çözüm “Erken Çocukluk Dönemi” destek çalışmalarına verilecek önemden geçmektedir.

Okul Öncesi Eğitimi de kapsayan bu dönemin en çok yatırım yapılması gereken dönem olduğu bilinmelidir.

Hala tüm okulöncesi eğitim kurumları kreş adı altında anılmakta ve siyasilerin de vaatlerinde çalışan annelerin çocuklarına bakılacak yer olarak tanımlanmaktadır. Oysaki kreşlere 0-2 yaş bebekler gider ve burada bakımları kadar gelişimleri de desteklenir, Yuvalarda 3-4 yaş grubu çocuklar bulunur, Anaokulu ya da anasınıfında 5-6 yaş grubu çocuklar özellikle de ilkokul için gelişimsel destek görürler. Bu arada da anneler huzurla iş yaşamlarını sürdürürler.

 

Gelişim bir bütündür.

Çocuklar ne yedi? ne içti? terledi mi?, uyudu mu? güvende mi? ilgi ve sevgi görüyor mu? soruları kadar anne-babaların, öğretmenlerin, politikacıların ve toplumsal sorumluluk taşıyan herkesin, Çocuklar doya doya oyun oynuyor mu? çocuklar ne öğrendi ? nasıl bir deneyim yaşadı? kişiliği sağlıklı gelişiyor mu? en önemlisi de okulda ne kadar mutlular? çocuklar okulda ne yapmak isterler? gibi soruları da aynı titizlikle sormalılar. Gelişim bir bütündür. İyi bir bakım, beraberinde çocuğun gelişimini destekleyecek çevresel koşullar ve çocuğa yeni deneyimler kazandıracak ortamlarda gerçekleşir. Kurumsal olarak verilen bakım ve eğitim, bu alanda dört yıllık üniversite eğitimi almış ve uzmanlaşmış profesyoneller tarafından planlanmalı ve uygulanmalıdır.

 

Okul öncesi eğitim erişilebilir olmalıdır.

Okul öncesi eğitim için acil toplumsal bir harekete ihtiyaç duyulmaktadır. Tüm çocuklar hayata adil ve eşit bir başlangıç yapabilmek için okul öncesi eğitimden yararlanmalıdır. Okul öncesi eğitim erişilebilir olmalıdır. MEB okul öncesi eğitimi 2023 den önce zorunlu yapmalıdır. Yerel yönetimler oy almak için verdikleri sözü tutarken, mahallelerde açılacak olan okulöncesi eğitim kurumlarını sadece bakım merkezleri olarak değil, eğitimin bütününe ve toplumsal kalkınmaya çok önemli katkı veren merkezler olarak görmelidirler. Bu kurumlardan sadece çocuklar değil, aynı zamanda ebeveynler de açılacak kurslarla eğitim ve danışmanlık alarak yararlanmalıdır.

Ülkemizde, eğitim sisteminin düzelmesi ve sorunlarla baş etmek için okulöncesi eğitim kademesinden yani tabandan başlanmalıdır. Ara kademelerde yapılan köklü değişiklikler bir sorunu çözerken yanında on sorunu getirmeye devam edecektir. Okulöncesi eğitimde yapılacak olan reformlar eş zamanlı olarak, diğer kademelerdeki reformların da kapısını açacaktır.

Prof.Dr. Mesude ATAY  Yazdı