Öğrenciler
Öğretmenler
Yazarlar
Üniversiteler
Sınavlar
Kamu Haberleri
Bilim ve Teknoloji
İletişim
Künye
  Eğitimde sorun çözmenin yolu: Sorun yok!

Eğitimde sorun çözmenin yolu: Sorun yok!

Eylül birçok başlangıcın ayı. Sonbaharın ilk adımı, mevsimin hazana döndüğü zaman.
Ayrıca 81 milyonluk ülkemizin öğrenci-öğretmen-akademisyen grubuyla yaklaşık 25 milyonun eğitim-öğretime başladığı ay eylül. 143 ülkenin nüfusundan fazla bir sayı bu. Hem büyük bir güç, hem büyük bir tehlike. İyi eğitilirse üretim, istihdam, kalkınma, zenginlik, barış, adalet, eşitlik, özgürlük kısaca mutluluk. İyi eğitilmezse işsizlik, fakirlik, gelir dengesizliği, geri kalmışlık, haksızlık, hukuksuzluk, magandalık, kadın cinayeti, tecavüz, hırsızlık, cinnet……
Bu eylül kişisel olarak çalışma yaşamımda çeyrek asrı tamamladığım bir ay aynı zamanda. 25 yıl öncesini hatırlamaya çalışıyorum, ilk göreve başladığım zamanlarda eğitimde neler konuşuluyordu, hangi sorunlar vardı diye. Şimdi neler konuşuluyor hangi sorunlar var diye düşünüyorum, karamsarlığa kapılıyorum.

Aklıma gelen kimi konular:

  • Okulöncesi eğitime erişim sorundu, halen 5 yaş grubunun %32,7’sini okula kavuşturamamışız.
  • Okula başlama yaşı o yıllarda sorun değildi. 72 ayı tamamlayan her yavrumuz okula başlardı. 2012 yılında birden sorun haline getirildi. 2012 yılında yapılan 4+4+4 düzenlemesinin acı sonuçları bu yıl itibariyle büyük bir sorun olarak karşımıza çıkacak. Hem 5, hem de 6 yaşında okula başlayan çocuklarımız bu yıl lise giriş sınavlarına katılacak. 2012-2013 eğitim öğretim yılında ilkokula başlayan 1 milyon 870 bin 705 öğrencinin bu yıl 8. sınıf olduğu göz önüne alındığında, geçen yıla göre yüzde 54'lük bir artış söz konusu olacak ama kontenjanlar aynı kalacak.
  • İlkokullarda birleştirilmiş sınıflı okullar sorundu. Taşımalı eğitim nedeniyle köylerde okul kalmadığı için bu sorun azalarak devam etmekte.
  • İkili eğitim sorundu, çok sayıda derslik yapılmasına rağmen yine sorun. Hatta ortaöğretim kurumları bile ikili eğitime başladı.
  • Liselere giriş 25 yıl öncesi daha küçük bir sorun iken şimdi yaygın olarak yaşanan bir sorun.
  • 25 yıl önce “bir okul türüne yönlendirme” amacıyla dayatma, baskı yapılmazken şimdi büyük bir sorun oldu.
  • 25 yıl önce ortaöğretimde ucube bir kredili sistem sorunu vardı, bugün o sorunun yerini liselerin son sınıflarının boşalması, açık liselere yönelme var.
  • Dershane sorundu, giderek büyüyen bir sorun oldu. Hatta temel lise gibi ucube bir uygulamayla okul gibi dershanecilik yapılmaya başlandı. Apartmanlarda lise eğitimi verilir oldu.
  • Üniversiteye giriş, erişim sorunu vardı. Şimdi üniversite sayımız 207’ye ulaştı. Ancak aynı ortaöğretimdeki nitelikli liseler tanımlamasında olduğu gibi nitelikli olmayan üniversiteler talep edilmez oldu. Her ile bir üniversite açma politikamız her ile bir yüksek lise açmaya evrildi.
  • Değişen sınav sistemi sorunu yoktu. Günümüzde neredeyse her yıl değişen sınavlarla yaşar olduk. Hatta taksi duraklarında sınav sisteminin değiştiğini öğrenen bakanlarımız oldu.
  • 25 yıl önce ataması yapılmayan öğretmen sorunumuz yoktu. Şimdi sayıları yarım milyonu bulan toplumsal bir yara haline gelen bir büyük sorunumuz var.
  • Üniversiteyi kazanan öğrenciler yurt bulamazdı, 25 yıl sonra üniversite öğrencilerinin sadece %14’üne yurt olanağı sağlayabiliyoruz.
  • Öğretmenler odası bölünmemişti, ortak payda eğitimdi. Şimdi sendika baskısı, dayatması öğretmenler arası olumlu iklimi bozdu.
  • Eğitim yöneticisi ataması sorundu, gittikçe artan liyakatsizlikle sorun olmaya devam ediyor.
  • Okullarda çeşitli vakıflar, dernekler bulunmazdı, günümüzde eğitimin önemli paydaşları haline getirildiler.
  • 25 yıl öncesi ders kitapları sorundu, şimdi bu sorun ücretsiz kitap dağıtılmasıyla ortadan kalktı. Yerine yardımcı kitap, internet ortamında ders programları satılmaya başlandı. Hatta MEB kendi uygulamasını 204 TL’ye öğrencilere satmakta.
  • Okullarda para toplama sorununda istikrarımız devam ediyor, her geçen yıl şiddetle artan bir şekilde para toplanmaya devam ediliyor.
  • İnternet teknolojisi yoktu, Fatih projesi ile büyük atılım yapılacağı söylendi. Oysa halen başkentin göbeğinde interneti olmayan okullar var.
Biraz karamsar bir değerlendirme olduğunun farkındayım. Umarım kısa zamanda sorunların çözüldüğü bir yazıyı da sizlerle paylaşabilirim. Ancak istikrarsızlık devam ettiği sürece, eğitimi siyasal amaçlarla değil geleceğimiz olarak görmediğimiz sürece bu sorunlar devam edecektir. Son 25 yılda 13 Milli Eğitim Bakanı görev yapmış, yani ortalama 21 ay. Kimi iz bırakmak istedi kimi sorun çözdü kimi sorunlar yarattı.
Unutmadan söyleyelim: Problemi görme bilimsel araştırma yönteminin ilk aşamasıdır. Problemi hissederseniz çözmek için diğer aşamaları uygularsanız. Yönetimde sorun çözmenin bir yolu da sorunu duymamazlıktan gelmedir. Galiba bu kadar sorun halen ortadayken ve çözülmüyorsa sorunlar duyulmak istenmiyor anlamı da çıkarılabilir.
Oğuz Atay’ın dediği gibi “Kendini çözemeyen kişi kendi dışında hiçbir sorunu çözemez”.
Sorunların en aza indiği, geleceğe umutla bakabileceğimiz bir eğitim-öğretim yılı dileğiyle.