Gündem
Öğrenciler
Öğretmenler
Yazarlar
Üniversiteler
Sınavlar
Kamu Haberleri
Bilim ve Teknoloji
İletişim
Künye
  Bilal Erdoğan ile Yusuf Tekin ne konuştu?

Bilal Erdoğan ile Yusuf Tekin ne konuştu?

AK Parti'nin 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde yaşadığı hezimetten sonra kabinede değişiklik yapılmasına kesin gözü ile bakılıyor. Özellikle Damat Ferit ve Süleyman Soylu’nun kabine dışı kalacağı kesin gibi. Tüm bunlar yaşanırken eğitim camiası da hareketli.
Camiada Yusuf Tekin’in Milli Eğitim Bakanlığı'na atanacağı hususu konuşulmaya başladı bile. Ben buna çok ihtimal vermesem de bazı kaynakların -özellikle bu söylentiler üzerinden- Tekin’i tekrar potaya sokmaya çalıştıkları görülüyor.
Malum, Yusuf Tekin, MEB’in son müsteşarı. Müsteşarlığı döneminde de çok tartışılan bir isim olmuştu. Çalıştığı bakanların neredeyse tamamı ile küs ayrılmıştı.  Eğitimin sorunları ile ilgilenmek yerine kendisine ekip kurma peşinde koşmuş, bu bencil gayretlerden başını kaldırıp da eğitimle ilgili önemli hiçbir olaya imza atmaya vakit bulamamıştı. Duruşu hep ayrıştırıcı olmuş, kendinin çalıştığı bakanlar bile aynı dönemde daha birleştirici mesajlar vermişti. Yani herkesin malumudur ki Tekin, bir bürokrattan ziyade siyasetçi gibi hareket etmiş, devletin değil Ak Parti’nin bürokratı olmuştu.

Yusuf Tekin'i biraz hatırlayalım

Peki sonra ne olmuştu? Biraz da onu hatırlayalım:
Herkesin bildiği ancak kimsenin dillendirmediği tarafgirliği başına dert oldu. İnsanları ayrıştırdı. Kendi ideolojisinden olmayana Bakanlıkta barınma şansı tanımadı. Bazı Bakanların Yusuf Tekin görevde iken imza yetkisini bile aldıkları söylendi.
Ve nihayetinde yeni kabine oluşurken Bakan olmak için, Tekin çok çaba harcadı. Ancak Ziya Hoca bakan oldu ve Tekin'in kariyerindeki karizma zırhı boydan boya çizildi. Sonrasında, rektör olmak için gereken 3 yıllık profesörlük şartı, Yusuf Tekin için çıkarılan bir kanunla kaldırıldı. Hemen ardından son müsteşar Tekin, rektörlüğe atandı. Atamanın sonrasında söz konusu kanun jet hızıyla yeniden değiştirilerek eski haline döndürüldü. Kanunun eski haline dönmesi ile başkalarının hülle yapması engellenmiş oldu. Yani bürokrasi teammülleri ve hukukun herkes için eşit davranma ilkesi, Tekin için bir kereye mahsus bir imtiyaz tanındı.
Böylece, Harika Çocuk Yasası olarak bilinen İdil Biret ve Suna Kan’ın Yabancı Memleketlere Müzik Tahsiline Gönderilmesine Dair Kanun'dan sonra Cumhuriyet tarihinde kişiye özel yeni bir Kanun daha 'harika müsteşar' Yusuf Tekin için çıkarılmış oldu.
İdil Biret ve Suna Kan kendileri için çıkarılan yasa ile yurt dışına gidip müzik eğitimi aldı. Ülkemizi tüm dünyaya tanıttı. Harika müsteşar ne yaptı? Hülle ile rektör oldu!

Başkent'teki o kritik kahvaltı

Tam da Tekin'den hiç haber gelmez olmuşken, kulislerde aniden adı yine fısıldanır oldu. Ankara kulisleri birkaç gündür harika müsteşar ile harika okçu Bilal Erdoğan’ın görüştüklerini konuşuyor.

Bildiğiniz üzere harika müsteşarımız şuan Gazi Üniversitesinden devşirilen Hacı Bayram Veli Üniversitesinin Rektörü. Peki bu pozisyondayken adı tekrar nasıl anılır oldu? Mektepli sizin için kulak kabarttı. İşte kulisleri hızlandıran gelişme:

Geçtiğimiz hafta içinde Okçuluk Vakfı'nın başındaki iyi atması (ok) ve milli eğitim politikaları ile ilgili harika öneriler sunması ile tanınan sayın Bilal Erdoğan, son müsteşar Yusuf Tekin’i ziyaret etti. Bu ilginç ikili birlikte kahvaltı yaptı. Ziyaretin içeriği hakkında bilgimiz olmasa da ziyarete gelen ekipten birileri, çevresine Yusuf Tekin’in bakan olacağını fısıldadı.

Kötü müsteşardı, hülleli rektördü ve şimdi...

Şimdi soru şu; Rektörlüğü bile hülle yoluyla edinen son müsteşarın, Milli Eğitim Bakanı olması ne kadar doğru?
Ziya hoca her şeye rağmen kamuoyunda kredisini tüketmemişken, son müsteşarın bakanlığa düşünülmesi hakkaniyetli mi?
İktidarın ağzından düşürmediği "Yeni Türkiye"nin bürokrasisinin acizliği olsa gerek: 5-6 yıl bakanlığın iki numarası olacaksın ve tarihe not bırakamayacaksın, sonra da Milli Eğitim Bakanlığı'na adın geçecek…
Yusuf Tekin’in bakanlığı düşük bir ihtimal de olsa, bu gelişmeler ışığında söyleyebiliriz ki eğitimin sorunları artarak devam edeceğe benziyor….
Bu yazıda Yusuf Tekin ve Bilal Erdoğan ile birlikte anmak zorunda kaldığım üstatlara bir özür borçluyum. Yazının sonunda bu durumu düzelteyim: Türkiye’nin kalbi, başkent Ankara’da dünyaya gelen, dört yaşında Bach'ın prelüdlerini çalmaya başlamasıyla dünyayı kendisine hayran bırakan İdil Biret’i ve Çukurova’nın sarı sıcağında dünyaya gelen, ilk resitalini henüz 10 yaşındayken Ankara Devlet Konservatuvarı’nın konser salonunda Mozart'ın 5. senfonisini çalarak veren Suna Kan’ı saygıyla selamlıyorum…