Bir eğitim karşılaştırması: Finlandiya-Türkiye

Finlandiya’daki pek çok çocuk 1900’lerin başında ayaklarında ayakkabıları ve doğru düzgün giysileri olmadığı için okula gidemezmiş. Günümüzde ise eğitimde dünyanın en başarılı ülkeleri arasında yer alan Finlandiya’daki sistem hakkında uzun bir süredir epey bilgi sahibiyiz, kimisi -hiç ödev verilmiyormuş ya da öğretmenler akademik olarak en parlak kesimden seçiliyormuş gibi- şehir efsanesi olsa da!

Bu yazıda 10 maddede Finlandiya başarısının sırrını, ülkenin en yetkili iki ağzından Türk sistemiyle kıyaslayarak vermeye çalışacağız.

1)EĞİTİM PROGRAMI: 

TÜRKİYE- Müfredatı Milli Eğitim Bakanlığı hazırlıyor. Bu öğretim yılı başında yenilenen müfredat, Evrim Teorisi’nin çıkarılması, giderek daha muhafazakar bir
şekil alması, Atatürk’le ilgili konuların azaltılması, bilimsel ve laik eğitimden uzaklaşıldığı  gerekçeleriyle çok eleştirildi. Esnek değil, müfredat dışına çıkılması soruşturma, sürgün nedeni olabilir bir öğretmen için.
FİNLANDİYA-Finlandiyalı eğitim bilimci Pasi Sahlberg, Metropolis Yayıncılık’tan çıkan ”Eğitimde Finlandiya Modeli” kitabında müfredatlarını şöyle anlatıyor:

”2014 yılında uygulamaya konulan ‘Ulusal Eğitim Müfredatı’, belediye ve okullarda müfredat planlamasına kılavuzluk eden esnek bir ortak standart işlevi görür.
Böylece eğitimciler, etkili bir şekilde ders anlatıp tüm öğrencilerin öğrenmesini sağlamak için kendilerine has yollar denemekte özgür oluyorlar. Finlandiya’daki
311 yerel yönetim birimi, eğitimi sorumlu oldukları bölgelerin koşullarına göre düzenlemekte ciddi ölçüde özgürler.”

2) ÖĞRETMEN SEÇİMİ, NİTELİĞİ, İTİBARI: 

TÜRKİYE- Öğretmen olabilmek için ya Eğitim Fakültelerini bitirmek gerekiyor ya da öğretmenliğe uygun başka bir fakülteyi bitirip pedagojik formasyon almak.
Bu fakülteler her yıl ihtiyacın çok üstünde mezun veriyor. Öğretmenliği başka seçenek kalmadığı için seçen gençlerin sayısı çok.Atama bekleyen yarım milyon
öğretmen var. Öğretmenlik mesleğinin,  Cumhuriyet’in ilk yıllarından bugüne değer kaybettiği bir gerçek.  Türkiye’de az sayıda da olsa ”Koşullar ne olursa olsun bir öğretmen sınıfta mucizeler yaratabilir” sözünü haklı çıkaran öğretmenler olmakla birlikte nitelik sorunu yaşandığı da başka bir gerçek.
FİNLANDİYA-Finlandiya Eğitim ve Kültür Bakanlığı Geliştirme Dairesi Başkanı Jouni Kangasniemi, ”Başarımız, yetenekli ve kendini eğitime adamış öğretmenlerimiz sayesindedir. Finlandiya’daki öğretmenler, kendi öğretme araçlarını seçme özgürlüğüne sahipler. Eğer kaliteli malzeme bulamıyorlarsa eğitim araçlarını kendilerini de yapabilir” diyor.
Pasi Sahlberg de öğretmen seçim sürecini şöyle anlatıyor:

”Finlandiya’nın ülkedeki tüm öğretmenleri akademik yetenek havuzunun en iyi yüzde 10’luk diliminden seçme lüksüne sahip olduğuna dair dünya çapında yaygın bir
inanç var. Bu doğru değil. Öğretmen eğitim programlarına girecek öğrencileri belirlemek için yapılan nihai seçimde, akademik performansa değil, iletişim, takım
çalışması, karakter ve genel olarak öğretmenliğe uygunluk gibi başka özelliklere bakılıyor. Finlandiya örneği şunu gösteriyor: Öğretmen adaylarını en parlak
notlara sahip gençler arasından seçmektense bir ömür öğretmenlik yapmayı tutkuyla arzulayan gençlerin en iyi yanlarını ortaya çıkaracak bir öğretmen eğitimi
tasarlamak daha doğru.”

3-EŞİTLİK Mİ, HAKKANİYET Mİ? 

TÜRKİYE-Türkiye’deki eğitim sisteminde ne fırsat eşitliğinden ne de adaletten söz etmek mümkün.
Yoksul çocukların eğitimde kalma süreleri daha kısa, akademik başarıya ulaşmaları daha zor. Dezavantajlı çocuklara yatırım yapılmıyor, onların nitelikli
eğitime erişimi öncelikli olarak ele alınmıyor. Okullar arasında eğitimin niteliği, sunulan olanaklar vb açısından büyük bir uçurum var.
Akademik başarıda önemli rolü olan erken çocukluk eğitimi ücretsiz ve zorunlu değil.
FİNLANDİYA- ”Eşitlik yetmez hakkaniyeti hedefleyin” diyen Pasi Sahlberg, Finlandiya eğitim sisteminin gelişimine yön veren hakkaniyet ilkesini nasıl
uyguladıklarını şöyle anlatıyor:

”Hakkaniyetin gözetildiği ve öğrencilerin iyi öğrenim gördüğü bir eğitim sistemi, geniş çaplı toplumsal ve ekonomik eşitsizliklerin etkilerini bertaraf
edebilir. Bir eğitim sisteminde hakkaniyet tesis edilmediğinde, öğrencilerin bilişsel ve kişisel potansiyellerini bütünüyle değerlendiremezsiniz.
Finlandiya’da bir okul hakkaniyete ve zorluklar karşısında esneklik kültürüne ne ölçüde sahipse o derece iyi bir okul sayılıyor. Pek çok okul, başarılı
olmak için herkesten daha fazla desteğe ihtiyacı olan çocuklarla daha yoğun bir şekilde ilgileniyor. “

4- EV ÖDEVİ OLMALI MI, OLMAMALI MI? 

TÜRKİYE-Öğrencinin evde konu tekrarı yapması, bilgiyi pekiştirmesi için verilen ev ödevleri bazı okullar ve öğretmenler tarafından abartılıyor. Çocuklar
yoruluyor, sıkılıyor. İlkokul döneminde bile saatlerce ödev yapılıyor.  ‘Zor’ ödevleri ise genellikle anne-babalar yapıyor, notu öğrenciler alıyor!
FİNLANDİYA-Finlandiyalı çocuklara hiç ödev verilmediğine ilişkin bilgiler doğru değil. Ev ödevi veriliyor ama asli bir rol yüklenmiyor. Finlandiya’daki
çocukların bir sonraki gün için yaptıkları hazırlığın süresi 0 ile 30 dakika arasında değişiyor. Ortaokul öğrencilerinin ödeve ayırdıkları süre 30 dakika, lise öğrencilerinin ise birkaç saati bulabiliyor.

5-OYUN HAKKI 

TÜRKİYE- Türkiye’deki okullarda oyun çok öncelikli değil. Kimi özel okullarda açık havada etkinlikler yapılsa da çoğunlukla çocukların teneffüslerde
kaliteli zaman geçirdikleri söylenemez. Sınavlara hazırlık, fazladan İngilizce ya da matematik dersi almak, birtakım etkinliklere katılmak,
çocukların istedikleri gibi oyun oynamasına fırsat bırakmıyor.
FİNLANDİYA-Finlandiya’daki okullarda teneffüse zaman kaybı gözüyle değil temel öğrenme zamanı olarak bakılıyor. Gerçek öğrenme çoğu zaman açık havada,
fiziksel etkinlikler sırasında, başkalarıyla sohbet ederken yaşanıyor. Açık havadaki serbest oyun zamanı ruh ve beden sağlığını güçlendirip öğrenme süreçlerini pekiştiriyor.

6-ÖZEL ÖĞRETİM:

TÜRKİYE- Özel okullara devam eden öğrenci Sayısı 1 milyon 300 bin . Özel okulların eğitimdeki payı yüzde 8. Makul fiyatı olanlar da var çok abartılı ücretler de.
Eğitim kalitelerine gelecek olursak ;
iyi eğitim veren, yabancı dil öğreten okullar var ama genel olarak özel okulların çoğu için ”paranın karşılığının alınamadığı” inancı var. Özellikle dersaneden bozma temel liseler için görüşler çok olumsuz.
FİNLANDİYA-Bildiğimiz anlamda özel okul yok çünkü zorunlu eğitim çağında ücret alınması yasal değil.  Ülkedeki okulların arasında  eğitim kalitesi açısından
fark yok.

7- OKUL ÖNCESİ EĞİTİM:

TÜRKİYE-0kul öncesi eğitim zorunlu da değil ücretsiz de. Okul öncesinde okullaşmada oldukça Yol kat edildiyse de nitelikle ilgili sorunlar devam ediyor.
Nitelikli bir okul öncesi eğitimin  maliyeti çok yüksek. Yani yoksul çocukların iyi bir okul öncesi eğitim alması neredeyse imkansız.
FİNLANDİYA- Kaliteli okul öncesi eğitim zorunlu ve ücretsiz.

8-ÖĞLE YEMEĞİ:

TÜRKİYE-Ücretsiz öğle yemeği yok. Hem özel hem devlet okullarında öğle yemeği ancak velilerin ücretini ödemesiyle mümkün.
FİNLANDİYA-Tüm okullarda çocuklara ücretsiz öğle Yemeği veriliyor

9-ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME:

TÜRKİYE-Tüm eğitim sistemi sınavlara odaklı. Okullar arasında büyük bir nitelik farkı olduğu için tüm öğrencilerin okuma hayali kurduğu okulların sayısı
2 elin parmaklarını geçmez. Bu yüzden de sınav kaçınılmaz hale geliyor.
FİNLANDİYAFinlandiya eğitim sisteminde tüm öğrencileri temel konularda düzenli olarak değerlendirmeye tabi tutan standartlaştırılmış ortak sınavlar Yok.
Tek bir ortak sınav var o da liseyi bitirirken verilen Mezuniyet sınavı. Öğrencilerin başarı düzeylerine dair ulusal ölçekte veriler olmadığı İçin düzenli
olarak kullanılan alternatif değerlendirme ve veri biçimleri şöyle:

-Çeşitli ders konularında örneklem tabanlı ölçme ve değerlendirme
-Yerel düzeyde ölçme ve değerlendirme
-Sınıf düzeyinde değerlendirme
-Öğrencilerin öğrenme süreçleriyle ilgili ufak tefek ipuçları

 

10-FİNLANDİYA’YI ÖRNEK ALMAK MÜMKÜN MÜ? 

İki ülke arasındaki eğitim sistemleri kıyaslanırken bizdeki öğrenci sayısının çokluğu ön plana çıkarılıyor ve birçok nedenle Finlandiya eğitim sisteminden
feyz almanın çok mümkün olamayacağına vurgu yapılıyor. Sahlberg’in tüm dünyadaki ülkelere Öneri mahiyetinde sunduğu aşağıdaki dört fikri uygulamak imkansız mı?
Yoksa öncelik mi olamıyor? Yanıtını okurlara bırakalım.

-Sağlam bir öğrenme için düzenli teneffüs ve fiziksel etkinlik kritik önemdedir.
-Eğitim alanında yapılacak kapsamlı değişiklikler için küçük veri, büyük veriye kıyasla genelde çok daha etkili bir araçtır.
-eğitim kazanımlarını daha etkili kılmanın yolu hakkaniyeti sağlamaktan geçer.
-Finlandiya eğitim sistemine dair uydurma bilgiler ve şehir efsaneleri daha iyi bir eğitim sistemi kurma yolunda verilen çabaları sonuçsuz bırakabilir.

 

Finlandiya’da Öğretmen Olmak

Hazırlayan: Hüseyin Özkan

Finlandiya’da okullar toplumun her kesimi tarafından destekleniyor ve önemli kurumlar olarak değer veriliyor. Okul eğitimi sadece okulun bir görevi olmasının ötesinde, okulun içinde bulunduğu çevrenin de bir görevi haline gelmiştir. Bu yönüyle okullar toplumla gerçek anlamıyla iç içe ve karşılıklı birbirini destekleyen kurumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplum tüm kurum ve kuruluşları ve siyasi üst yapısıyla okul kurumunun arkasında, bir güç olarak durduğunu görmekteyiz. Hal böyle olunca, yani okul kurumu bir toplumda bu kadar değerli iken, öğretmenliğin de o toplumun en değerli meslek gruplarının arasında yer alması kaçınılmazdır. Nitekim öyledir. Finlandiya da öğretmenlik mesleği en değer verilen meslekler arasında yer almaktadır. Öğretmen olabilmek de bir o kadar değerlidir ve aynı zamanda zordur. Eğitim fakülteleri öğrencilerini bir sınav sonucunda yüksek puan alanları seçmiyor. Öğretmen olacak kişilerde aranacak şartlar arasında; iyi ilişkiler kurabilme, empati yapabilme, çocukların düzeyine inebilme, araştırmacı bir kişiliğe sahip olma gibi kriterler yer alıyor. Öğretmen olmak için üniversiteye başvuranların sadece onda biri bu hakkı elde edebiliyor. Öğretmenlik eğitimi tıp eğitimi gibi 6 yıl sürüyor ve her öğretmen en az iki alana sahip olarak üniversite eğitimini tamamlıyor. Yani her öğretmenin iki alanla birlikte, yüksek lisans dercesine sahip olması sağlanıyor.

Bunun yanında öğretmenlerin sürekli kendini yenileyen ve gelişmeleri takip eden bir yanları söz konusudur. Alanında kendilerini sürekli yetiştirmek için çaba içinde oldukları görülüyor.

Öğretmenler sürekli bir denetime tabi tutulmuyorlar. Okulda yaptıkları ders ile ilgili planlar, programlar sorgulanmıyor, incelenmiyor ve onaylanmıyor. Öğretmene tam bir güven söz konusu. Başta da bahsettiğim gibi okul ile toplum arasındaki konsensüs, öğretmen, veli, öğrenci ve idare arasında da söz konusu olduğu görülüyor. Eğitimin temelinde olması gereken asıl duygunun, güven duygusunun tam anlamıyla tesis edildiği görülüyor. Bu güven duygusunu; sınıfınızda uygulayacağınız eğitim planlarını okul yönetimine onaylatmıyor musunuz? Sorusuna, “Neden onaylatalım ki benim öğretmenliğime güvenmiyorlar mı?” cevabında görmek mümkün. Öğretmenler son derece özgürler ve güveniliyorlar. Kendi kararlarını kendileri verebilen öğretmenler, kendilerine duyulan bu güvenle inanılmaz bir otokontrol mekanizmasına da sahip oluyorlar.

Finlandiya da yaptığımız okul gözleminde öğretmenlerin yeterlilik ve genel özelliklerini aşağıdaki başlıklarda toplamak mümkün.

Zaman Yönetimi

Öğretmenlerin; derse girişi, derse başlaması, süreç yönetimi, dersi bitirişi, etkinlik geçişleri açısından gözlemlediğimizde;

Her şeyden önce öğretmenlerin derse giriş çıkışlarının dakik oldukları, zamana kesinlikle uydukları, bunu ayrıca bir eğitim yöntemi olarak gördükleri ve bu yanıyla öğrenciler de örnek model olduklarını görmekteyiz. Derse materyal yönünden önceden hazırlıklı gelen öğretmen, derse zamanında başlanıyor ve zamanında bitiriliyor. Zamanı etkili kullanmaya özen gösteriyor. Öğretmen sınıfa girdiğinde öğrenciler ayağa kalkmıyor ancak her halleriyle öğretmenden bir şeyler öğrenmek için hazır oldukları gözlemleniyor. Daha önce de belirtildiği gibi öğretmenlerin tamamı yüksek lisans akademik derecesine sahip kişiler olmaları ve iyi eğitim den geçmeleri, hem bilim alanlarına, hem de pedagojik alana hakim olmalarını sağlıyor. Burada öğretmenlerin geleneksel yöntem olan, bilgiyi aktaran konumunu bir kenara bıraktıkları ve bilgiye ulaşma ve öğrenmenin oluşması için rehber olma yolunu seçtikleri görülmektedir. Dolayısıyla öğretmenler, öğretim sürecinde öğrencinin aktif olduğu etkinlik ve grup çalışması yönteminden çoklukla yararlanmaktadırlar.

Öğretmenin kısaca yönergeyi vermesiyle başlayan ders, araç gereç de kullanılarak, öğrencilerin grup etkinliği ile devam etmektedir. Sonra birbirini takip eden diğer etkinliklerle pratiğe dönük faaliyetlerle ders işlenmektedir. Derslerin işlenmesinde etkinlik yöntemi çokça kullanıldığından, derslerin zamandan önce bittiği yada zamanın yetmemesi gibi bir durum söz konusu değildir. Ders süresinin bitiminde etkinliklerinde bitmiş olduğu gözlenmekte, belli belirsiz çalan bir müzik sesi ile başlayan ders, belli belirsiz çalan bir müzik sesi ile sona ermektedir.

Görünüm

Öğretmenin duruşu, model olma davranışları, içtenliği, giyim tarzı, ses tonu vb. açısından gözlemlediğimizde;

 

Finlandiya’da öğretmenlerin son derece özgür olmaları, genel görünüm ve kılık kıyafetlerine de yansımıştır. Öğrenciler gibi öğretmenler de okula istedikleri kılık kıyafet tarz ve şekilde gelebilmektedirler. Bu özgürlük onlara çevrelerine rahatsızlık verecek bir görünümü seçmelerine neden olmamaktadır. Öğrenciler de öğretmenler de saçlarına çeşitli şekiller vererek, çeşitli takılar takarak, okula gelebilmektedirler. Okullarda sakallı, top sakallı, küpeli, saçı tokalı, çeşitli şekillerde kolyeler takmış öğretmen, ya da kış günü okulda sandaletle dolaşan yönetici görmek mümkündür. Daha önce bahsettiğim gibi toplumla uzlaşmış Finlandiya okullarının öğretmenleri de doğal yaşamlarında nasıl giyiniyor, nasıl davranıyor ve ne şekilde bir yaşam biçimi seçmişlerse okulda da aynı şekilde görünümlerine yansıtabiliyorlar. Yapmacık tavırlara girmekten kaçınıyorlar. Daha doğrusu onları yapmacık davranışlara zorlayan bir sistem bulunmuyor. Bunun yanında öğretmenin öğrenciye rol model olma davranışı da beklenmiyor. Öğrenci de öğretmen de doğal olarak davranıyorlar ve doğal bir iletişim yöntemi benimsiyorlar. Okulun agresif bir şekilde, öğrenciyi değiştirip dönüştürme, öğretmene de bu yönde misyon biçme gibi bir özelliği bulunmuyor. Öğrenciler ve öğretmenler okul ortamında geleceğe hazırlanmanın ötesinde, yaşayarak geleceğe ilerliyorlar. Bu çabaları temellendiren en önemli unsurun ise gelişmiş bir sorumluluk duygusu ve güven ortamı olduğu görülüyor.

Öğretmenler ve öğrenciler yüksek bir sorumluluklarının bilinciyle görevlerini yerine getiriyorlar. Öğrenci, öğretmenin kendisine içtenlikle rehberlik ettiğini ve öğrenmesine gerçekten yardımcı olmak istediğinin farkında. Öğretmen de öğrencinin öğrenmeye ne kadar hazır olduğunun ve öğrenmeye istekli olduğunun farkında. Bu farkındalıklar sınıf içi rolleri belirlemede önemli bir etken oluyor. Öğretmen sınıf içinde, içten ama gerektiğinde uyaran, saygın yerini koruyor. Güven ortamında sorumluluk ve görev bilinciyle etkin bir iletişimle dersler işleniyor. Ders ortamda rahatsız edici gürültü olmuyor. Öğretmen bağırarak konuşmuyor, normal ses tonuyla hatta sessiz konuşuyor. Ama herkes öğretmeni duyuyor. Dersin sonuna kadar öğrencilerin dersten kopmamaları, yüksek bir sorumluluk duygusuyla derse adapte olmaları, öğretmenin kısık ses tonuyla da olsa sesini tüm sınıfa duyurabilmesine neden oluyor.

Öğrenme ve Sınıf Yönetimi

Öğretmenin bireysel çalışmalarda öğrenci ile ilgilenmesi, öğrencilerin derse katılımını desteklemesi, süreç içinde öğrenmeyi desteklemesi, yönergelerin anlaşılırlığı, sınıf içi, hareketi ve farklılaştırma uygulaması açısından ele aldığımızda;

 

 

Derslerin daha çok grup çalışması şeklinde işlendiği görülmektedir. Ancak bireysel ders işleme yöntemi de kullanılmaktadır. Bu derslerin özelliklerine göre değişebilmektedir. Bütün derslerin işlenişin de ortak bir yan vardır ki o da öğretmenin sınıf içindeki rolünün öğreten değil öğrenmeye rehberlik eden konumudur. Öğretmenler sınıflarda öğretmek için çaba sarf etmiyorlar. Çocukların öğrenmelerine rehberlik ediyorlar. Çocukların öğrenmelerine destek veriyorlar. Öğrenme asıl itibariyle öğrencinin sorumluluğunda olduğunun öğrenci bilincindedir. Öğretmen ise öğrencinin bu sorumluluğunu yerine getirmesini içtenlikle desteklemektedir, yol göstermektedir. Öğretmenler genellikle derse önceden hazırlıklı geliyorlar ve etkinlik yönergelerini kendi ana dillerine hazırlıyorlar. Öğretmenin öğrenmedeki görevi yönergeyi vermekle neredeyse bitiyor. Bundan sonraki süreç öğrenciye kalıyor. Etkinlik grupları öğrencilerin kendileri tarafından oluşturuluyor. Yönergeye uygun etkinlikler öğrenciler tarafından gerçekleştiriliyor. Öğretmen bu süreçte rehberlik etme görevini yerini getiriyor. etkinlik bitiminde yeni bir etkinliğin yönergesi öğretmen tarafından veriliyor ve aynı süreç yeniden işletiliyor. Bu arada önceki derslere katılmayan öğrencileri diğerlerine yetiştirmek için farklı uygulama yapıyor ve onu da sınıfın seviyesine ulaştırdığı görülüyor. Bu arada farklı ve özel yeteneğe sahip öğrencilere ek çalışma verilerek sınıf içinde farklılaştırarak onların gelişmeleri de destekleniyor. Öğretmen bu arada sınıf içinde dolaşarak tüm etkinlik gruplarını kontrol ediyor bireysel çalışmalara destek veriyor.

 

Materyal Kullanımı

Ders malzemelerinin çeşitliliği, öğrenciler arasında materyallerin dağılımı, kullanımı vb konular açısından ele aldığımızda;

 

Tüm öğrencilerin eşit bir şekilde tüm malzemelere ulaşabildiğini görüyoruz. ders kitapları gibi, etkinlik malzemeleri de devlet tarafından karşılanıyor. Ancak çocuklar nasılsa devlet veriyor diye malzemeleri çarçur etmediği her alanda olduğu gibi malzeme kullanımında da sorumluluk sahibi olduklarını gösteriyorlar. Hatta bir boya tüpünün yarısını kullanan öğrencinin, diğer yarısını boya kurumasın diye tüpün ağzını sararak diğer malzemelerin arasına yerleştirdiğini görüyoruz. Etkinlik temelli Fin eğitim sisteminde malzeme kullanımı önem arz ediyor. Bu anlamda öğrenciler arasında eşitliğin sağlandığı görülmektedir.

Öğretmenler derslere derste kullanacakları malzemeyi hazırlayarak geldiklerini görüyoruz. yani derse ön hazırlık yaparak geliyor öğretmenler. Öğrenci malzemeleri de sınıfta hazır olduğundan, malzemesizlikten etkinlik yapamamak gibi bir durum söz konusu olmuyor. Okulun her atölyesinde yeterince malzeme bulunuyor. Bu malzemeler gerek öğrenci, gerek öğretmenler tarafından kesinlikle israf edilmiyor. İmrenilecek bir sorumluluk duygusuyla malzemeler kullanılıyor. Okulun her bir malzemesi amacına uygun bir şekilde kullanılıyor.

 

Ayrıca eklemek gerekirse;

Finlandiya’da Fince ve İsveç Dili Resmi dildir. Ancak Her öğretmen ana dillerinin yanında İngilizceyi de konuşabiliyor.

Öğretmene toplumun her kesiminin koşulsuz güveni olduğundan, derslerin bir müfredatı da olsa öğretmen bu müfredatı esnetebilme hakkı ve yetkisine sahiptir.

Öğretmene saygının ve güvenin olduğu toplumda, öğretmen yeri geldiğinde öğrencileri uyarabiliyor. Öğrenci de bu uyarıya uygun davranış sergiliyor. Bunu yaparken öğretmenler öğrencilerin kişisel haklarına saygılılar. Tüm öğretmenler güler yüzlü ama mesleki bir otoriteye sahipler. Öğrencilere karşı sevgi dolu da olsalar mesafeyi korumak gerektiğini biliyorlar.

Öğretmenler ödev konusunda zorlayıcı değiller. Öğrenciyi zorlamayacak şekilde örneğin ortalama 15 dakikalık ödevler verebiliyorlar.

Her öğretmen en az yüksek lisans seviyesinde akademik eğitim almış olmalarından dolayı bilgi ve beceri konusunda yetenekliydiler. kaldı ki kendileri de bu tür bir eğitim sisteminden geçmiş olmaları onları etkinlik temelli eğitim modeline yatkın olmalarını ve tecrübeli olmalarını sağlamaktadır. her öğretmenin üniversite eğitimde mutlaka ikinci bir alan eğitimi aldığından farklı derslere girdikleri görülmektedir. Örneğin biyoloji dersi öğretmeninin coğrafya derslerine de girdiği görülebilmektedir. Bu da disiplinler arası etkileşimli ders işleme yöntemini kolaylaştırmaktadır.

Ayrıca öğretmenler toplumun hiyerarşik sıralamasında üst yerlerde konumlanıyor. Bu konumlarına karşılık da ücret politikası belirlenmiş durumda. Mesleğe yeni başlayan bir öğretmen 2500 Euro dan başladığı ve okula göre ve yıla göre bu ücretin artığını görebiliyoruz.

Sonuç olarak; Finlandiya da Öğretmen olmak, tamamen bağımsız, sorumluluk sahibi, öğretmeye ve öğrenmeye aç, otokontrol duygusu gelişmiş, araştırmacı, düşünen ve güvenilir olmak demektir.