Bildik yöntem yeni bir macera

Milli Eğitim Bakanlığı şapkadan tavşan çıkarmaya devam ediyor.Bakanlık, yine bildik yöntemle; milli eğitimin yüzyıllık birikimini bir kenara bırakarak, eğitim alanında uzman çağdaş bilim insanlarına danışmadan, eğitim emekçilerinin ve onların temsilcisi sendikaların görüşlerini almadan eğitimin en temel konularından biriyle ilgili açıklamada bulundu.
Şaşırdık mı? Tabii ki hayır… AKP’nin on yedi yıllık eğitim icraatının temeli bu felsefeye dayanmaktadır.Milli eğitimi yapboz tahtasına çeviren bu anlayış yeni neslin yetişmesi önündeki en büyük engeli oluştururken ,ulusumuzun da geleceğini karartmaktadır.

***

İktidara geldikleri ilk günlerde 1200 şube müdürünü görevden alarak kadrolaşma hareketini başlatan siyasi iktidarın, hedefinin yalnızca kadrolaşma olmadığı kısa sürede anlaşılmıştı.Asıl büyük hedef eğitimin dinselleştirilmesi ve özelleştirilmesi idi.Çalışmalarını bu yönde geliştiren AKP iktidarı, eğitimin temel sorunlarına çözüm getirmek yerine genelde eğitim programları ve haftalık ders zaman çizelgesi üzerinde değişikliklere gitti. Tabii ki bu değişiklikler genelde; öğretim programlarından bilimsel ve Atatürkçülük konularının çıkarılması şeklinde gerçekleştirilmiştir. Yine ders zaman çizelgesi üzerinde oynanarak din ağırlıklı derslerin sayısı ve konuları artırılmıştır.
2004 yılında eğitimde devrim  iddialarıyla gerçekleştirilen öğretim programları değişikliği kısa sürede birçok tadilata uğratıldı.Bu tadilatlara bakıldığında, genelde Atatürkçülük ve ulusal duyarlılığı öne çıkaran konuların elenerek; dinsel ve bilimsellikten uzak konuların öğretim programlarına giydirildiği görülecektir.
2004-2012 yılları arasında yalnızca öğretim programları üzerinde gerçekleştirilen değişikliklerle, eğitim sorunlarının çözülemeyeceği anlaşıldığından, kamuoyunu oyalama adına sınav sistemleri üzerinde de birçok değişiklik yapılmıştır. Orta öğretime geçiş sınavı OKS, SBS adlarıyla değiştirilirken aynı uygulama Üniversite sınavları içinde gerçekleştirilmiştir.Yine bu zaman aralığında hiçbir bilimsel araştırma yapılmadan ve koşulları dikkate alınmadan liseler dört yıla çıkartıldı.Bütün bu gelişmeler, velinin üzerindeki ekonomik yükü artırırken, eğitim sorunlarının daha da kökleşmesiyle sonuçlanmıştır.
2012 yılında üstelik bu sefer Milli Eğitim Bakanlığı da baypas edilerek  kamuoyunda 4+4+4 yasası olarak bilinen 12 yıllık zorunlu eğitim, tamamıyla cemaatlerin, tarikatların,vakıfların ve yandaş sendikaların önerileri doğrultusunda yürürlüğe sokuldu.Aradan yedi yıl geçmesiyle birlikte bu uygulamanın da fiyasko olduğu  anlaşıldı. İddia edildiği gibi ne öğrenciler erken yaşta meslek eğitimine yönlendirilebildi ne ders yükü azaltılabildi ne de 12 yıllık zorunlu eğitim uygulanabildi.Bugün itibariyle ortaokulu bitiren öğrencilerin yüzde otuzu açık lise kaydıyla örgün öğretimin dışına itilmektedir.

***

2017-2018 yılında  Sayın İsmet Yılmaz döneminde 1,5 ve 9. sınıflarda uygulamaya konulan öğretim programları değişikliği ise Kemal Sunal filmlerini aratmayacak gülünçlükle, umutların bağlandığı Sayın Ziya Selçuk’la sonlandırılmış görülmektedir.
Sayın Ziya Selçuk’un dün itibariyle açıkladığı ve kamuoyunda tartışılan “Yeni Ortaöğretim Programı’nın” içeriği tam olarak anlaşılamasa da ” Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir” deyimiyle, eğitimdeki bu değişikliğin daha öncekilerden  farklı olmayacağı anlaşılmaktadır.
Bütün bu gelişmelerin ışığında Türk Milleti, Sayın Ziya Selçuk’tan  eğitimin temel sorunlarıyla   “Eğitimin finansmanı,  eğitimin niteliği, eğitimin bilimselliği, eğitimin erişilebilirliği, öğretmen yetiştirme politikaları, çağdaş eğitim ortamları, ataması yapılmayan öğretmenler” ilgilenmesini ve  kamuoyunu oyalama yönteminden bir an  önce vazgeçmesi  beklemektedir.Türk milletinin ve eğitim sistemimizin yeni bir macerayı kaldıracak zamanı kalmamıştır