‘%38 maaş zammı teklifimiz abartı değil mütevazi bir tekliftir!’

KESK yaptığı basın açıklamasında,”Maaşlarımızın Yoksulluk Sınırı Temel Alınarak %38 Artırılması ‘Abartılı’ Değil, Makul Hatta Mütevazı Bir Taleptir!” dedi.

3 milyon kamu emekçisinin ve 2 milyon kamu emekçisinin,  ailelerini de kattığımızda 20 milyonluk geniş bir kitlenin geleceğini doğrudan etkileyen toplu sözleşme görüşmeleri yarın başlıyor.

KESK bugün başlıyacak olan toplu sözleşme öncesi yaptığı teklifin abartılı ve gerçeklerden uzak olduğu eleştirilerine karşı basın açıklaması yaptı.

Teklifimizi Malum Çevreleri Memnun Etmek İçin Hazırlamadık!

23 Temmuzda yaptığı basın açıklamasına göndereme yapan KESK’ in basın açıklaması şu şekilde; ” 2017 Haziran itibari ile 4 kişilik bir aile için 4.913 T olan yoksulluk sınırının Haziran 2019 itibari ile 6.733 TL’ye çıktığına,  dolayısıyla yoksulluk sınırı iki yıl içinde rakamsal olarak 1.820 TL, oransal olarak %37 arttığına dikkat çekilmişti. 

Yoksulluk sınırındaki artış oranının tüm kamu emekçilerinin maaş artışında temel alınması, buna göre mevcutta 3 bin 55 TL olan en düşük kamu emekçisi maaşının, yani 15/1 derece kademesindeki bekar hizmetli kamu emekçisinin maaşının (taban aylık, aylık kat sayı, yan ödeme, ek ödeme, özel hizmet, kıdem aylık) AGİ hariç 4 bin 222 TL’ye çıkarılması,  yoksulluk sınırındaki artış gözetilerek 2020 yılı için tüm kamu emekçilerinin maaşlarında yansımalarla birlikte %38 artış yapılması teklifimiz kamuoyu ile paylaşılmıştır.

Basın toplantımızın hemen ardından malum çevreler maaş artışı teklifimizi ‘abartılı, ülke gerçeklerine aykırı’  olarak gösterme gayretine girmiştir.  Üstelik aynı çevreler ‘masada tek yetkili Memur Sen’dir. Bu nedenle KESK ve KAMU SEN’in tekliflerinin bir karşılığı yok” tarzında haberlere imza atmaktan da geri durmamıştır.

Her şeyden önce altını çizmek isteriz ki biz KESK olarak tüm tekliflerimiz gibi maaş artışı teklifimiz de bu malum tuzu kuru çevreleri memnun etmek için değil, kamu emekçilerinin ve emeklilerin yıllardır yaşadığı kayıplar gözetilerek hazırlanmıştır.

Halktan toplanan vergilerin, ülke kaynaklarının,  Merkez Bankası kefen parasının bile %1’lik asalak, rantiyeci kesimlere,  yandaş müteahhitlere aktarılmasına tek cümle laf etmeyenlerin,  yıllardır iktidarın ve yandaş konfederasyon yönetiminin makbul kalemşorluğunu yapanların kamu emekçilerinin insanca yaşamaya yetecek ücret talebini “makul değil, abartılı” olarak değerlendirmeye hakkı yoktur. 

Nitekim sadece son dört toplu sözleşmede maaşlarımızda yaşanan artışları, enflasyon ve yıllık büyüme oranlarını gösteren aşağıdaki tablo bile tek başına neyin ‘makul’  neyin ‘abartılı’ olduğunu net olarak ortaya koymaktadır.

Son sekiz yılda yani bugüne kadar dört defa kurulan masada maaşlarımızda yapılan artışları gösteren yukarıdaki tabloya göre:

  • Maaşlarımız TÜİK tarafından açıklanan resmi enflasyon oranlarına indirgenmiştir. 2014 yılında ise maaşlarımıza enflasyon farkı dahi yansıtılmamıştır.
  • Tabloda görülmese de tüm kamu emekçileri maaşlarında artış yapılacağı Ocak ve Temmuz aylarına doğru enflasyonu düşük gösterme oyunlarının her yıl sahnelendiğini çok iyi bilmektedir.

Buna rağmen simit-çay parasına denk gelmeyen enflasyon farkları ‘enflasyon zammı’ ,  eş ve çocuk yardımlarındaki üç beş TL artış “memura üç zam birden”  diye sunulmuştur.

  • 2014 yılında enflasyon farkı olmaksızın tüm kamu emekçilerinin taban aylıklarında brüt 175 TL artışa imza atılmıştır. Söz konusu brüt artış tüm maaşlara net 125 TL olarak yansımıştır. Buna göre en düşük maaş %6,5 artarken, ortalama maaş %5 artmıştır.

Maaş zammı taban aylığa yapıldığı ve enflasyon farkı gözetilmediği için eş yardımı, çocuk yardımı, mesai ücreti, ek ders ücreti gibi pek çok yan kalemde hiçbir artış olmamıştır.  Dolayısıyla  %8,17 olan resmi enflasyon karşısında bile en düşük maaşta yüzde üçe, ortalama maaşta yüzde dörde yakın reel kayıp yaşanmıştır.

  • 2012-2019 yılları arasında kamu emekçilerine, emeklilere ekonomik büyümeden bir kez bile pay verilmemiştir. Oysa maaşlarımıza her yıl yukarıdaki tabloda yer alan büyüme oranlarının sadece yarısı kadar ekleme yapılmış olsaydı bizim bugün teklif ettiğimiz %38 artışa gerek kalmayacaktı.

Ancak her seferinde büyüme rakamları ile övünenler, hatta toplantılarda büyümenin kamu emekçilerinin, işçilerin fedakarca çalışması ile gerçekleştiğini söyleyenler sıra büyümeden pay vermeye gelince birdenbire küçülmüştür.

Örneğin son toplu sözleşmede “memurun maaşında yapılacak ilave %1 artış bütçeye yaklaşık 1.8 milyar TL liralık yük getiriyor denilmiştir. Ancak bu sözleri sarf edenler üç ay sonra “Yatırımı teşvik için öyle vergi indirimi ve istisnalar getirdik ki 2017 yılında 102 milyar liralık vergiden vazgeçtik” diyerek bizim değil, istihdam yaratmadan yan gelip yatanların yanında olduklarını bir kez daha ispat etmiştir.

Yukarıdaki tabloda TÜİK tarafından açıklanan resmi enflasyon rakamlarına yer verilmiştir.

KESK olarak en başından beri TÜİK’in enflasyon hesaplama yönetiminin çarpık olduğuna dikkat çekiyoruz.

Bizim de içinde bulunduğumuz alt gelirli kesimler gelirlerinin en az %60 ile %65’ni gıda ve konut harcamalarına ayırmasına rağmen TÜİK hesabında bu iki kalemin ağırlığının yıllardır düşük gösterildiğine, bugün itibari ile söz konusu iki kalemin toplam %38,5 olarak gösterildiğinin altını çizdik.

Öte yandan enflasyon hesaplama yönteminde ülkenin alt gelir gruplarını görmeyen TÜİK son bir yıldır Ali Cengiz oyunlarına yenilerini eklemiş,  adeta ülkede yaşanan krizin yükünü emekçi kesimlere yüklemenin aracı haline getirilmiştir.

Biz bu nedenle teklifimizi açıklarken,  “bir yerlerden sipariş edilen rakamlarla en az yüzde yirmisi açlık, en az yüzde altmışı yoksulluk sınırı altında yaşayan halkın yaşadığı gerçek enflasyonu perdeleyen TÜİK enflasyonuna itibar etmiyoruz” dedik.  Maaşlarımızın artışında;  çarşıda, pazarda,  mutfakta yaşadığımız gerçek enflasyona daha yakın olan, gelirimizdeki erime sonucunda tüketmek zorunda kaldığımız gıdayı değil,  sağlıklı beslenebilmek için tüketmemiz gereken gıdayı gösteren açlık ve yoksulluk sınırlarının gözetilmesinin daha gerçekçi olduğunu ifade ettik. 

Yani insanca yaşamaya yetecek bir maaş için yukarıdaki değil, aşağıdaki tablonun dikkate alınmasını istedik.

Son 10 Yılda Satın Alma Gücümüz En Az % 40 Eridi!

2012-2019 dönemi açlık-yoksulluk sınırlarındaki ve en düşük kamu emekçisi maaşındaki değişimi gösteren yukarıdaki tabloya göre:

  • En düşük kamu emekçisi maaşı 2012-2019 döneminde %101 artarken aynı dönmede açlık sınırı %116,6 yoksulluk sınırı ise %116,46 artmıştır.
  • 2012 yılında en düşük kamu emekçisi maaşı açlık sınırı rakamının 1,58 katı iken bugün itibari ile 1,47 katına inmiştir. Yani kamu emekçilerinin maaşı yoksulluk sınırından daha fazla uzaklaşırken açlık sınırı ile olan mesafesi daha fazla kapanmıştır.
  • Sadece bu dönmede en düşük maaş artışı ile yoksulluk sınırı rakamı arasında 15 puanın üzerinde bir fark doğmuştur.

Maaşlarımızdaki erimeyi sadece 2012-2019 dönemi ile sınırlamayıp daha geriye götürdüğümüzde son 10 yıl içinde kamu emekçilerinin satın alım gücünün (reel gelirinin) en az %40 azaldığı görülmektedir.

Maaş Artışı Talebimiz Abartılı Değil, Mütevazıdır!

İster açlık yoksulluk sınırı rakamları, ister döviz kuru, ister altın fiyatları temel alınsın sonuç değişmemektedir. Kamu emekçilerinin ve emeklilerinin reel geliri son on yılda en az yüzde 40 erimiştir.

Yukarıdaki tablolar bizim maaş artışı teklifimizin değil, yaşadığımız kayıpların telafi edilmesini temel almayan, iktidarın 2019 yılı için belirlediği %15,9 enflasyon hedefinin yörüngesinden çıkamayan tekliflerin hem ‘makul’ olmadığını, hem de kamu emekçilerinin ve emeklilerinin yaşadığı gerçekliğe ‘aykırı’ olduğunu ispatlamaktadır. 

Teklifimiz Sadece Maaş Artışından İbaret Değildir!

İktidar ve yetkili hale getirdiği konfederasyonu arasında bugüne kadar “toplu sözleşme” adı altında yapılan mutabakatlarda sadece insanca yaşamaya yetecek ücret talebimiz değil diğer temel taleplerimizde görmezden gelinmiştir.

Güvenceli- kadrolu çalışma, gelir vergisi soygununa son verilmesi,  ek ödemlerin emekliliğe yansıtılması, ek gösterge adaletsizliğin ortadan kaldırılması başta olmak üzere milyonlarca kamu emekçisinin ve emeklinin yıllardır süren temel sorunlarından hiç birisine çözüm üretilememiştir. İki yıl süren OHAL ve son bir yıldır etkileri daha da derinleşen ekonomik kriz yaşadığımız temel sorunları daha da artırmıştır.

Konfederasyonumuz yaşadığımız sorunlardan hareketle işyerlerinden, kamu emekçilerinden topladığımız talepleri aşağıdaki beş temel başlıkta toplamıştır.

  • Halktan Yana Bir Kamu Hizmeti
  • Güvenceli İstihdam, Güvenli Gelecek
  • Demokratik, Adil Bir Çalışma Yaşamı
  • İnsanca Yaşamaya Yetecek Bir Ücret
  • Gerçek Bir Toplu Pazarlık Hakkı

Temel taleplerimizi başta kamu emekçileri olmak üzere tüm kamuoyu ile paylaşmak için 29 Temmuz Pazartesi günü, Edirne, Muğla, Artvin, Van olmak üzere dört koldan başlattığımız yürüyüşümüz sürmektedir.

Yürüyüş kollarımız,  tüm illerden gelen sendika şube yöneticilerimiz yarın (1 Ağustos 2019 Perşembe günü) “İnsanca Yaşam, Güvenceli İş Güvenli Gelecek İçin Tekliflimizi” bir kez daha kamuoyu ile paylaşmak için Çalışma Bakanlığı önünde olacaktır.

Ya Hep Birlikte Kaybetmeye Devam Edeceğiz,

Ya Da Hep Beraber Kazanacağız!

Yarın kurulacak toplu sözleşme masasında bir kez daha hayal kırıklığı yaşamamak için hangi sendikanın üyesi olursa olsun bütün kamu emekçilerine bir kez daha çağrıda bulunmayı borç biliyoruz.

 Sevgili Kamu Emekçileri,

Halktan Yana Bir Kamu Hizmeti, Güvenceli İstihdam, Güvenli Gelecek, Demokratik, Adil Bir Çalışma Yaşamı,  İnsanca Yaşamaya Yetecek Bir Ücret ve Gerçek Bir Toplu Pazarlık Hakkı gayet makul, gerçekçi taleplerdir.

Makul olmayan TÜİK’in çarpık enflasyon rakamlarına hatta bazen bunun bile altına imza atanların 3 milyon kamu emekçisi ve 2 milyon emekli adına masaya oturtulmasıdır.

Abartılı olan, hiçbir temel sorunumuzu çözmeyenlerin hala “tarihi başarı” “yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” nutukları atmasıdır.

Vicdana, sendikal etiğe aykırı olan sekiz yıldır bize kaybettirmeye doymayanların bizden dayanışma aidatı isteyecek kadar pervasızlaşmasıdır.

Akla, bilime, altında ülkemizin imzası bulunun uluslararası sözleşmelere aykırı olan tam dört kez iflas eden sözde ‘toplu sözleşme’ sisteminin sürdürülmesinde ısrar edilmesidir.

Tekrar altını çiziyoruz. Taleplerimiz ‘kaynak yok’ denilerek geçiştirilemez. Taleplerimizi karşılayacak kaynak fazlasıyla vardır. Yeter ki ülke kaynaklarının, halkın %99’undan toplanan vergilerin, Merkez Bankası kefen parasının bile %1’lik asalak, rantiyeci kesimlere,  yandaş müteahhitlere aktarılmasına son verilsin. İşte o zaman en düşük kamu emekçisi maaşının yoksulluk sınırının üzerine çıkarılması talebimizin abartılı değil,  mütevazı bir talep olduğu çok daha net olarak görülecektir.    

Gelin akıllara,  vicdanlara, bizim yaşadığımız gerçekliğe aykırı, makul olmayan bu tabloya karşı omuz omuza verelim.  Hep birlikte kaybetmeye artık  “son”  diyelim.  

Hangi sendikanın üyesi olursak olalım hep beraber kazanmak için “İnsanca Yaşam, Güvenceli İş Güvenli Gelecek İçin Tekliflimize” sahip çıkalım.”